Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Hayata Dokunabiliyor muyuz?

http://3.bp.blogspot.com/_hKAOiaDm9dM/Siw3pWl_QrI/AAAAAAAAASA/zKOvdORwbvc/s400/hayata+dokunmak.jpg Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber aslında ne kadar trilyoner insanlar olduğumuzu ama farkında olmadığımızı hatırlattı bana. Haberde Amerika’da en gelişmiş teknolojiyle üretilen biyonik kolun özellikleri anlatılıyordu. İşlevsel olarak canlı bir kol kadar kullanılamasa da görünüm itibariyle canlı bir kola benzetebilmenin mutluluğunu yaşıyordu bilim adamları. Haberin ne kadar şükretsek

Konuyu değerlendir: Hayata Dokunabiliyor muyuz?

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2573 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    yaşadığım yerden
    Mesajlar
    177

    Hayata Dokunabiliyor muyuz?





    Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber aslında ne kadar trilyoner insanlar olduğumuzu ama farkında olmadığımızı hatırlattı bana. Haberde Amerika’da en gelişmiş teknolojiyle üretilen biyonik kolun özellikleri anlatılıyordu. İşlevsel olarak canlı bir kol kadar kullanılamasa da görünüm itibariyle canlı bir kola benzetebilmenin mutluluğunu yaşıyordu bilim adamları. Haberin ne kadar şükretsek azdır dedirten kısmı ise, biyonik kolun maliyetiyle ilgili olanıydı. Şimdi sıkı durun bu kol ne kadara mal olmuş biliyor musunuz? Tam tamına 6 milyon dolarcık!

    Söz konusu insan hayatı veya kaliteli (lüks demiyorum yanlış anlamayın) bir yaşamsa bu fiyat düşük bile. Çünkü bir insan o kol sayesinde bütün yaşamsal faaliyetlerini sürdürecek. Yemek yemek, su içmek, tuvalete gidebilmek, karanlık bir odaya girdiğinde lambayı açabilmek, ağaçların dallarına uzanıp meyve toplayabilmek, sevdiklerine sımsıkı sarılabilmek, çocuğuna mama yedirebilmek vs vs… Kısacası bazılarına lüks gelen ama pek çoğumuzun sahip olduğunun farkında bile olmadığı nimetler.

    Biyonik koldan yola çıkarak şöyle kabataslak bir matematiksel hesap yaparsak sizce kaç milyon dolarlık bir servete sahibiz. Açıkçası benim hafızam o kadar çok parayı hesaplayabilecek kapasiteye sahip değil. Çünkü işin içine dünyaya açılan penceremiz olan gözümüz de girince fiyat biçemiyorum.

    Peki, bütün bu servete sahip olup da hala etrafta mutsuz ve karamsar bir şekilde dolaşan, ağlayıp sızlanan insanlara ne demeli? Ya da ne yapmalı onlara! Nasıl mutlu etmeliyiz acaba bir fikriniz var mı? Benim bir fikrim var: Sadece bir günlüğüne gözünü kulağını yada bacaklarını kullanmasını engelleyelim. Hani adına empati denilen ama içi boşaltılan kavram var ya onu uygulayalım. Herkes engelliyi anlamak için empati kurmak şarttır der. Der demesine de, bunu diyenlerin kaçı bu empatiyi kurar orası bilinmez.

    Sahip olduğumuz nimetlerin farkında mıyız? Çocuğunun, eşinin ya da sevgilisinin 1 saatliğine de olsa yüzünü görebilmek ya da sesini duyabilmek için hayatının geri kalanını ya da servetini hiç düşünmeden verecek milyonlarca insan varken biz farkında bile olmadan yaptığımız bu işleri yapabiliyor olmanın mutluluğunu yaşayabiliyor muyuz?

    Yapabildiğimiz için yeterince şükredebiliyor muyuz? Yaratılış gayemizin ne kadar farkındayız? En önemlisi hayata gerçekten dokunabiliyor muyuz?



    Haksızlık etmek istemem ama pek sanmıyorum. Klasik ama geçerliliğini hiç yitirmemiş bir söz vardır; “sahip olduklarımızın değerini ancak kaybedince anlıyoruz” diye... Ne dersiniz eskiler hiçte yanılmamış değil mi?



    Güzel bir hikâyeyle yazıma son vermek istiyorum:

    Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın
    gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
    koltukta tek başına oturan çocuğa:

    — Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını
    arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.

    Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş Ama sağ tarafa gitmeniz
    gerekiyor herhalde.

    Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş
    ister istemez.
    Çocuk:
    -Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş.
    Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    — iyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan
    gelmediği ne malûm?
    — Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk.
    Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız
    fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

    Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir
    kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

    Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış
    adamın kendisini fark ettiğini.

    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken - Üç yıl önce bir kaza
    geçirmiştim demiş görmeyi o kadar çok özledim ki…

    Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

    — Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğündür.



    Devamı: http://engelsizdunyam.blogspot.com/s...#ixzz0sn4ElvPL
  2. 05.Temmuz.2010, 09:23
    #1




    Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber aslında ne kadar trilyoner insanlar olduğumuzu ama farkında olmadığımızı hatırlattı bana. Haberde Amerika’da en gelişmiş teknolojiyle üretilen biyonik kolun özellikleri anlatılıyordu. İşlevsel olarak canlı bir kol kadar kullanılamasa da görünüm itibariyle canlı bir kola benzetebilmenin mutluluğunu yaşıyordu bilim adamları. Haberin ne kadar şükretsek azdır dedirten kısmı ise, biyonik kolun maliyetiyle ilgili olanıydı. Şimdi sıkı durun bu kol ne kadara mal olmuş biliyor musunuz? Tam tamına 6 milyon dolarcık!

    Söz konusu insan hayatı veya kaliteli (lüks demiyorum yanlış anlamayın) bir yaşamsa bu fiyat düşük bile. Çünkü bir insan o kol sayesinde bütün yaşamsal faaliyetlerini sürdürecek. Yemek yemek, su içmek, tuvalete gidebilmek, karanlık bir odaya girdiğinde lambayı açabilmek, ağaçların dallarına uzanıp meyve toplayabilmek, sevdiklerine sımsıkı sarılabilmek, çocuğuna mama yedirebilmek vs vs… Kısacası bazılarına lüks gelen ama pek çoğumuzun sahip olduğunun farkında bile olmadığı nimetler.

    Biyonik koldan yola çıkarak şöyle kabataslak bir matematiksel hesap yaparsak sizce kaç milyon dolarlık bir servete sahibiz. Açıkçası benim hafızam o kadar çok parayı hesaplayabilecek kapasiteye sahip değil. Çünkü işin içine dünyaya açılan penceremiz olan gözümüz de girince fiyat biçemiyorum.

    Peki, bütün bu servete sahip olup da hala etrafta mutsuz ve karamsar bir şekilde dolaşan, ağlayıp sızlanan insanlara ne demeli? Ya da ne yapmalı onlara! Nasıl mutlu etmeliyiz acaba bir fikriniz var mı? Benim bir fikrim var: Sadece bir günlüğüne gözünü kulağını yada bacaklarını kullanmasını engelleyelim. Hani adına empati denilen ama içi boşaltılan kavram var ya onu uygulayalım. Herkes engelliyi anlamak için empati kurmak şarttır der. Der demesine de, bunu diyenlerin kaçı bu empatiyi kurar orası bilinmez.

    Sahip olduğumuz nimetlerin farkında mıyız? Çocuğunun, eşinin ya da sevgilisinin 1 saatliğine de olsa yüzünü görebilmek ya da sesini duyabilmek için hayatının geri kalanını ya da servetini hiç düşünmeden verecek milyonlarca insan varken biz farkında bile olmadan yaptığımız bu işleri yapabiliyor olmanın mutluluğunu yaşayabiliyor muyuz?

    Yapabildiğimiz için yeterince şükredebiliyor muyuz? Yaratılış gayemizin ne kadar farkındayız? En önemlisi hayata gerçekten dokunabiliyor muyuz?



    Haksızlık etmek istemem ama pek sanmıyorum. Klasik ama geçerliliğini hiç yitirmemiş bir söz vardır; “sahip olduklarımızın değerini ancak kaybedince anlıyoruz” diye... Ne dersiniz eskiler hiçte yanılmamış değil mi?



    Güzel bir hikâyeyle yazıma son vermek istiyorum:

    Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın
    gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
    koltukta tek başına oturan çocuğa:

    — Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını
    arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.

    Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş Ama sağ tarafa gitmeniz
    gerekiyor herhalde.

    Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş
    ister istemez.
    Çocuk:
    -Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş.
    Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    — iyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan
    gelmediği ne malûm?
    — Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk.
    Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız
    fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

    Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir
    kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

    Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış
    adamın kendisini fark ettiğini.

    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken - Üç yıl önce bir kaza
    geçirmiştim demiş görmeyi o kadar çok özledim ki…

    Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

    — Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğündür.



    Devamı: http://engelsizdunyam.blogspot.com/s...#ixzz0sn4ElvPL
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568
    çok güzel bir yazı..
    paylaşım için teşekkürler yaralı..
  4. 05.Temmuz.2010, 11:31
    #2
    çok güzel bir yazı..
    paylaşım için teşekkürler yaralı..
  5. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    Burdur
    Mesajlar
    429
    Çok güzel paylaşımdı Yaralım teşekkürler.
  6. 05.Temmuz.2010, 14:01
    #3
    Çok güzel paylaşımdı Yaralım teşekkürler.
  7. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Çok güzeldi yüreğine sağlık ..
  8. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    yaşadığım yerden
    Mesajlar
    177
    beğendiğinize sevindim ben teşekkür ederim
  9. 05.Temmuz.2010, 14:19
    #5
    beğendiğinize sevindim ben teşekkür ederim
  10. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Mesajlar
    18
    beğeni iel okudum
  11. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    Erzurum
    Mesajlar
    646
    Okudukça gözlerim doldu.. Gercekten değeri biçilmez nimetlere sahibiz ama farkında dğlz, şukretmeyi bilmiyoruz gercekten..
    Bedenen ruhen tamam olan insanlar dediqiniz qibi ömür boyu deqil sadece yarım saat iki gözünü kapatıp sadece evin için de dolaşsın, bakalım kaç yere çarpacak yada düşecek..
    Yemek yerken tek kolla ekmeği dilimleyip yemeğe çalışsın.... ki yapamaz(bunu kendimden bilirim)..
    Hiç kimse fakirdir, kendimiz ruhumuzu fakirleştiriyoruz..
    Birine dunyanın parasını werin kolunu isteyın "Kabul etmez"
    Göz, bacak, kulak hakeza

    Yaralı (hemşo) çok teşekkur edrm böyle anlamlı bir paylaşımda bulunduğun icın, yureqine sağlık.
  12. 07.Temmuz.2010, 10:11
    #7
    Okudukça gözlerim doldu.. Gercekten değeri biçilmez nimetlere sahibiz ama farkında dğlz, şukretmeyi bilmiyoruz gercekten..
    Bedenen ruhen tamam olan insanlar dediqiniz qibi ömür boyu deqil sadece yarım saat iki gözünü kapatıp sadece evin için de dolaşsın, bakalım kaç yere çarpacak yada düşecek..
    Yemek yerken tek kolla ekmeği dilimleyip yemeğe çalışsın.... ki yapamaz(bunu kendimden bilirim)..
    Hiç kimse fakirdir, kendimiz ruhumuzu fakirleştiriyoruz..
    Birine dunyanın parasını werin kolunu isteyın "Kabul etmez"
    Göz, bacak, kulak hakeza

    Yaralı (hemşo) çok teşekkur edrm böyle anlamlı bir paylaşımda bulunduğun icın, yureqine sağlık.
  13. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    yaşadığım yerden
    Mesajlar
    177
    seninde gönülne yüreğine sağlık hemşom Allah hiç kimseyi verdiği nimetlerden eksik bırakmasın
  14. 07.Temmuz.2010, 12:55
    #8
    seninde gönülne yüreğine sağlık hemşom Allah hiç kimseyi verdiği nimetlerden eksik bırakmasın
  15. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    Burdur
    Mesajlar
    429
    Gökmen canım benim sana aynen katılıyorum şurda "Yemek yerken tek kolla ekmeği dilimleyip yemeğe çalışsın.... ki yapamaz(bunu kendimden bilirim).." gerçektende öyle kolum var ama benim kullanamadığım için ekmeği bile zor kopartıyorum....
  16. 07.Temmuz.2010, 13:54
    #9
    Gökmen canım benim sana aynen katılıyorum şurda "Yemek yerken tek kolla ekmeği dilimleyip yemeğe çalışsın.... ki yapamaz(bunu kendimden bilirim).." gerçektende öyle kolum var ama benim kullanamadığım için ekmeği bile zor kopartıyorum....
  17. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    Ankara
    Mesajlar
    2.497
    Sevgili Yaralı,
    Bu yazının altındaki kaynağına bakarsan benim blogcugumdan alınmış bir yazı olduğunu görürsün.Bu yazıyı çok beğenmiş ve bloğuma aylar önce eklemiştim.Şimdi bu yazıyı senın oradan alıp buraya getirmen ayrıca mutluluk kaynağı oldu.Çok güzel bu yazıyı paylaştığın için teşekkür ederim.
  18. 12.Temmuz.2010, 20:35
    #10
    Sevgili Yaralı,
    Bu yazının altındaki kaynağına bakarsan benim blogcugumdan alınmış bir yazı olduğunu görürsün.Bu yazıyı çok beğenmiş ve bloğuma aylar önce eklemiştim.Şimdi bu yazıyı senın oradan alıp buraya getirmen ayrıca mutluluk kaynağı oldu.Çok güzel bu yazıyı paylaştığın için teşekkür ederim.

Git 12 Sonuncu

Benzer Konular

  1. Hem üniversite okuyup hem de memur olarak çalışabiliyor muyuz?...
    Konu Sahibi Okan Kah. Forum EKPSS Haberleri - Atamalar - Gündem
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2016, 19:53
  2. EKPSS sınavına internet üzerinden başvurabiliyor muyuz?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum EKPSS Haberleri - Atamalar - Gündem
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Ocak.2016, 19:43
  3. ATM'den hasta bezi ve sonda paralarını alabiliyor muyuz?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum SGK Medikal Malzeme Ödemeleri
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 17.Ocak.2013, 23:24
  4. Ömss sonuçlarına göre herhangi bir ili seçebiilyor muyuz?
    Konu Sahibi lodos_ Forum EKPSS Haberleri - Atamalar - Gündem
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 31.Mayıs.2012, 07:13
  5. 'Hayata Sayfa Aç'
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Engelli Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Mayıs.2011, 20:07

Bu Konu için Etiketler