Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Düş Bahçem

http://www.haber3.com/images/author/641_b.jpg Sevgili dostlarım, bu hafta 2006 yılında yayınlanan “DÜŞ BAHÇEM” isimli yazımı yeniden köşeme taşıma nedenim, yayınlandığı tarihten sonra yaşamımda yeni bir başlangıç olması ve dört yıl sonra yeniden bir başlangıç yapmayı istememdir. İyi okumalar dileğiyle.. DÜŞ BAHÇEM

Konuyu değerlendir: Düş Bahçem

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1395 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568



    Sevgili dostlarım, bu hafta 2006 yılında yayınlanan “DÜŞ BAHÇEM” isimli yazımı yeniden köşeme taşıma nedenim, yayınlandığı tarihten sonra yaşamımda yeni bir başlangıç olması ve dört yıl sonra yeniden bir başlangıç yapmayı istememdir.


    İyi okumalar dileğiyle..

    DÜŞ BAHÇEM

    Bazen “Rüyada mıyım, yoksa yaşadıklarım gerçek mi?” dediğim anlar oluyor.


    Son gördüğüm rüya da işte ger-çekle düşü karıştırdığım o anlardan biriydi.


    Herhalde hiç unutamayacağım.

    Geçen gün öğle saatlerinde, yatağımda televizyon izlerken içim geçmiş.


    Rüyamda, ben tekerlekli sandalyede, yanımdaki mavi yüzlü, insan görünümde bir varlıkla birlikte göz alabildiğine uzanan yeşil ovayı ikiye bölen toprak yolda ilerlerken buldum kendimi.


    Yolun her iki yanındaki rengârenk açılmış güllerin, nazlı, nazlı sallanan mor renkli lâlelerin, yasemin ve hanımelilerinin kokuları birbirine karışıyordu. Rengârenk açmış hercailerin arasında turuncu renkli nergisler bize gülümsüyor gibiydi.


    Nerede olduğu-mu, nereye gittiğimi bilmiyordum.


    Ürkek bir ses tonuyla “Neredeyim?” diyebildim sadece.


    “Düş bahçesindeyiz, senin düş bahçende” yanıtı geldi.


    “Ama ben böyle bir yeri hatırlamıyorum” diye düşünürken “Burasını, beyninle, yüreğinle sen yarattın” dedi yaratık.


    Karşıma çıkan güzellikleri görünce eserimle gurur duydum.

    Birden gökyüzünden bir ışık indi ve bizi yukarıya çekti.


    Uzay filmlerindeki araçlara benzeyen bir aracın içine girdik.


    Şaşırmıştım ama korkmuyordum.


    Hatta içerdeki kocaman ekrandan dünyayı izlemek ilgimi bile çekti.


    Koltukta oturan varlık;

    “Ertan seni buraya niye getirdik biliyor musun?” diye sordu.


    Anlamsız gözlerle ona bakıyordum.


    Ağzımı açmaya fırsat kalmadan “Bizim gezegende hiç engelli yok. Bu yüzden her yıl dünyayı ziyaret ederiz, yaşamı zor olan bir insanın geçmişinde yaşadıklarını siler, yeni bir kader çizgisini devreye sokarız. Seçtiğimiz insanlar, genelde senin gibi engelli insanlar oluyor” dedi.

    “Peki, siz tanrı mısınız?”

    “Sen hiç tanrıyı gördün mü? Tabii ki, tanrı değiliz. Biz teknolojimizle başarıyoruz bu değişiklikleri. Senin yaşamını değiştirelim, ister misin?”

    Bu teklif karşısında oldukça şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilemiyordum.

    “Düşüncelerini okuyorum, sizlerden kim olsa şaşardı. İyi düşün, ikinci bir şansın yok”

    Yürüyebilmeyi çok isterim.


    Hep hayal kurar, hayalimde yürütürdüm kendimi.


    Sabah erkenden kalkar, güneşin doğuşunu seyrederim.


    Evimizin bahçesindeki ağaçlara su verir, güne merhaba derdim.


    Aldığım kiloları vermek için sabah koşusuna çıkardım.


    Dönüşte istediğimde alabileceğimi bile bile komşumuzun bahçesinden erik çalardım.


    Öğle güneşinin kavurucu sıcağında denize girerdim.


    Kumsaldaki insanların acıyan gözlerle bakışları, bedenimde can simidi olmaksızın özgürce kulaç atıp, saatlerce yüzmek isterdim.


    Çok istediğim halde merdivenlerinden çıkamadığım Kültür Evindeki etkinliklere katılmak, topluma üreten bir insan daha kazandırmak için, üst kata çıkamayan engellileri sırtıma alarak çıkarmak isterdim.


    Akşam yemeğinde, babamın mangalda pişirdiği güzelim balıkları anneme yük olmadan on parmağımla kendim yerdim.


    Doğum günümü kutlayan yakınlarıma dans ederek eşlik ederdim.


    Arkadaşımla çim sahada futbol maçı yapmaya giderdik.


    Maç yorgunluğunu, ülkemizin sorunlarını tartışırdık.


    Kısacası hayatı içime sindirerek yaşardım.


    Teklifiniz çok güzel ama bana vereceğiniz bu ikinci yaşamımda nasıl bir insan olacağım belli mi?


    Ya çok tehlikeli bir patlayıcı madde keşfeden ve onlarca insanın sakat kalmasına neden olacak biri olursam!


    Öldüğümde adıma verilecek barış ödülü beni masum kılar mı?


    Ya lüks aracımı, engelliler için ayrılmış oto parka ve engelliler için yapılmış rampaların önüne çekersem?


    Engelli aileleri arkamdan “Arabası var ya, sanki dünyanın tapusu ona ait zannediyor, pis kıro” demezler mi?


    Ya potansiyel engelli olduğumu bile bile işyerimdeki mekanıma engellilerin kolayca ulaşmasını umursamaz, onlara ikinci sınıf insan muamelesi yaparsam?


    Engellileri yok sayarsam!


    Şu ekranda dünyadan yansıyan görüntülerdeki insanları görüyor musunuz?


    Hepsi yürüyebiliyor, diledikleri gibi yaşıyorlar. Peki yüzleri niye asık?


    Hiç düşündünüz mü?


    Onlar elindeki değerlerin, sahip oldukları güzelliklerin farkında değiller.


    Pastadan daha büyük bir pay alabilmek için bir yarış içindeler.


    Hep daha fazlasını istiyorlar..

    Dünyaya hiçbir katkıda bulunmadan, başkaları için hiçbir şey yapmadan “hep bana” diyorlar.


    Engelli olmak bana çok şey öğretti.


    Nefes almanın, yaşamanın ne denli güzel olduğunu fark ettim.


    Eğrisiyle, doğrusuyla, böyle olmaktan mutluyum.


    Beni anlayan, bana değer veren iyi bir ailem var.


    Geçmişimle barışığım.


    Bende kötü izler bırakanlara bile kızgın değilim.


    Sonra, dünyadaki tek engelli ben değilim ki..

    Yalnızca benim yaşantımın değişmesi dünyadaki diğer engellilerin sorunlarını çözecek mi?


    Siz benim yaşantımı değiştireceğinize, kendi çıkar kavgalarından başka bir şey düşünmeyen ve yardıma gereksinimi olan insanların sorunlarına gözlerini, kulaklarını kapatan insanların beyinlerini değiştirseniz, bizler için bu dünya daha yaşanılası olmaz mı?”

    Yaratık durdu, düşündü;

    “Değişimi reddeden, böyle bir fırsatın üzerine atılmayan tek seni gördüm.


    Sözlerin çok mantıklı!


    Bundan sonra önerilerini dikkate alacağız.


    Sen de insanların kafalarının değişmesi için çalış.


    Yazılarınla insanlara yaşamlarınızdaki zorlukları anlat ki onlar da nasıl katkıda bulunacaklarını düşünebilsinler.


    Unutma ki, yazılarını kaç kişi okur ve yaşam felsefelerini olumlu yönde değiştirirse düş bahçende o kadar çok çiçek açar”

    Dedi ve mavi yüzlü arkadaşımla beni aldıkları yere bıraktılar.

    Toprak yolun solunda, gökkuşağının bütün renklerini üzerinde taşıyan hoş kokulu yeni bir çiçek açmıştı.


    Ellediğimde dikeni elime battı ve elim kanadı.


    Büyük bir acıyla uyanığımda, elim gerçekten kanıyordu.


    Uykudayken elimi yere düşmemi engellemek için yatağımın kenarına konulan tekerlekli sandalyemin yan demirine çarpmıştım.


    Rüyamı hatırlayınca gülümsedim ve düş bahçeme yeni çiçekler ekeceğime dair kendime söz verdim.


    Ertan Doğan
  2. 19.Ekim.2010, 16:15
    #1



    Sevgili dostlarım, bu hafta 2006 yılında yayınlanan “DÜŞ BAHÇEM” isimli yazımı yeniden köşeme taşıma nedenim, yayınlandığı tarihten sonra yaşamımda yeni bir başlangıç olması ve dört yıl sonra yeniden bir başlangıç yapmayı istememdir.


    İyi okumalar dileğiyle..

    DÜŞ BAHÇEM

    Bazen “Rüyada mıyım, yoksa yaşadıklarım gerçek mi?” dediğim anlar oluyor.


    Son gördüğüm rüya da işte ger-çekle düşü karıştırdığım o anlardan biriydi.


    Herhalde hiç unutamayacağım.

    Geçen gün öğle saatlerinde, yatağımda televizyon izlerken içim geçmiş.


    Rüyamda, ben tekerlekli sandalyede, yanımdaki mavi yüzlü, insan görünümde bir varlıkla birlikte göz alabildiğine uzanan yeşil ovayı ikiye bölen toprak yolda ilerlerken buldum kendimi.


    Yolun her iki yanındaki rengârenk açılmış güllerin, nazlı, nazlı sallanan mor renkli lâlelerin, yasemin ve hanımelilerinin kokuları birbirine karışıyordu. Rengârenk açmış hercailerin arasında turuncu renkli nergisler bize gülümsüyor gibiydi.


    Nerede olduğu-mu, nereye gittiğimi bilmiyordum.


    Ürkek bir ses tonuyla “Neredeyim?” diyebildim sadece.


    “Düş bahçesindeyiz, senin düş bahçende” yanıtı geldi.


    “Ama ben böyle bir yeri hatırlamıyorum” diye düşünürken “Burasını, beyninle, yüreğinle sen yarattın” dedi yaratık.


    Karşıma çıkan güzellikleri görünce eserimle gurur duydum.

    Birden gökyüzünden bir ışık indi ve bizi yukarıya çekti.


    Uzay filmlerindeki araçlara benzeyen bir aracın içine girdik.


    Şaşırmıştım ama korkmuyordum.


    Hatta içerdeki kocaman ekrandan dünyayı izlemek ilgimi bile çekti.


    Koltukta oturan varlık;

    “Ertan seni buraya niye getirdik biliyor musun?” diye sordu.


    Anlamsız gözlerle ona bakıyordum.


    Ağzımı açmaya fırsat kalmadan “Bizim gezegende hiç engelli yok. Bu yüzden her yıl dünyayı ziyaret ederiz, yaşamı zor olan bir insanın geçmişinde yaşadıklarını siler, yeni bir kader çizgisini devreye sokarız. Seçtiğimiz insanlar, genelde senin gibi engelli insanlar oluyor” dedi.

    “Peki, siz tanrı mısınız?”

    “Sen hiç tanrıyı gördün mü? Tabii ki, tanrı değiliz. Biz teknolojimizle başarıyoruz bu değişiklikleri. Senin yaşamını değiştirelim, ister misin?”

    Bu teklif karşısında oldukça şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilemiyordum.

    “Düşüncelerini okuyorum, sizlerden kim olsa şaşardı. İyi düşün, ikinci bir şansın yok”

    Yürüyebilmeyi çok isterim.


    Hep hayal kurar, hayalimde yürütürdüm kendimi.


    Sabah erkenden kalkar, güneşin doğuşunu seyrederim.


    Evimizin bahçesindeki ağaçlara su verir, güne merhaba derdim.


    Aldığım kiloları vermek için sabah koşusuna çıkardım.


    Dönüşte istediğimde alabileceğimi bile bile komşumuzun bahçesinden erik çalardım.


    Öğle güneşinin kavurucu sıcağında denize girerdim.


    Kumsaldaki insanların acıyan gözlerle bakışları, bedenimde can simidi olmaksızın özgürce kulaç atıp, saatlerce yüzmek isterdim.


    Çok istediğim halde merdivenlerinden çıkamadığım Kültür Evindeki etkinliklere katılmak, topluma üreten bir insan daha kazandırmak için, üst kata çıkamayan engellileri sırtıma alarak çıkarmak isterdim.


    Akşam yemeğinde, babamın mangalda pişirdiği güzelim balıkları anneme yük olmadan on parmağımla kendim yerdim.


    Doğum günümü kutlayan yakınlarıma dans ederek eşlik ederdim.


    Arkadaşımla çim sahada futbol maçı yapmaya giderdik.


    Maç yorgunluğunu, ülkemizin sorunlarını tartışırdık.


    Kısacası hayatı içime sindirerek yaşardım.


    Teklifiniz çok güzel ama bana vereceğiniz bu ikinci yaşamımda nasıl bir insan olacağım belli mi?


    Ya çok tehlikeli bir patlayıcı madde keşfeden ve onlarca insanın sakat kalmasına neden olacak biri olursam!


    Öldüğümde adıma verilecek barış ödülü beni masum kılar mı?


    Ya lüks aracımı, engelliler için ayrılmış oto parka ve engelliler için yapılmış rampaların önüne çekersem?


    Engelli aileleri arkamdan “Arabası var ya, sanki dünyanın tapusu ona ait zannediyor, pis kıro” demezler mi?


    Ya potansiyel engelli olduğumu bile bile işyerimdeki mekanıma engellilerin kolayca ulaşmasını umursamaz, onlara ikinci sınıf insan muamelesi yaparsam?


    Engellileri yok sayarsam!


    Şu ekranda dünyadan yansıyan görüntülerdeki insanları görüyor musunuz?


    Hepsi yürüyebiliyor, diledikleri gibi yaşıyorlar. Peki yüzleri niye asık?


    Hiç düşündünüz mü?


    Onlar elindeki değerlerin, sahip oldukları güzelliklerin farkında değiller.


    Pastadan daha büyük bir pay alabilmek için bir yarış içindeler.


    Hep daha fazlasını istiyorlar..

    Dünyaya hiçbir katkıda bulunmadan, başkaları için hiçbir şey yapmadan “hep bana” diyorlar.


    Engelli olmak bana çok şey öğretti.


    Nefes almanın, yaşamanın ne denli güzel olduğunu fark ettim.


    Eğrisiyle, doğrusuyla, böyle olmaktan mutluyum.


    Beni anlayan, bana değer veren iyi bir ailem var.


    Geçmişimle barışığım.


    Bende kötü izler bırakanlara bile kızgın değilim.


    Sonra, dünyadaki tek engelli ben değilim ki..

    Yalnızca benim yaşantımın değişmesi dünyadaki diğer engellilerin sorunlarını çözecek mi?


    Siz benim yaşantımı değiştireceğinize, kendi çıkar kavgalarından başka bir şey düşünmeyen ve yardıma gereksinimi olan insanların sorunlarına gözlerini, kulaklarını kapatan insanların beyinlerini değiştirseniz, bizler için bu dünya daha yaşanılası olmaz mı?”

    Yaratık durdu, düşündü;

    “Değişimi reddeden, böyle bir fırsatın üzerine atılmayan tek seni gördüm.


    Sözlerin çok mantıklı!


    Bundan sonra önerilerini dikkate alacağız.


    Sen de insanların kafalarının değişmesi için çalış.


    Yazılarınla insanlara yaşamlarınızdaki zorlukları anlat ki onlar da nasıl katkıda bulunacaklarını düşünebilsinler.


    Unutma ki, yazılarını kaç kişi okur ve yaşam felsefelerini olumlu yönde değiştirirse düş bahçende o kadar çok çiçek açar”

    Dedi ve mavi yüzlü arkadaşımla beni aldıkları yere bıraktılar.

    Toprak yolun solunda, gökkuşağının bütün renklerini üzerinde taşıyan hoş kokulu yeni bir çiçek açmıştı.


    Ellediğimde dikeni elime battı ve elim kanadı.


    Büyük bir acıyla uyanığımda, elim gerçekten kanıyordu.


    Uykudayken elimi yere düşmemi engellemek için yatağımın kenarına konulan tekerlekli sandalyemin yan demirine çarpmıştım.


    Rüyamı hatırlayınca gülümsedim ve düş bahçeme yeni çiçekler ekeceğime dair kendime söz verdim.


    Ertan Doğan
    Twitter Facebook Google+