Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Obezite Bir Kültür Hastalığı

http://img.haberler.com/haber/355/obezite-br-kultur-hastaligi-2238355_4173_o.jpg Duke Üniversitesi Toplum ve Aile Hekimliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ronette Kolotkin, kilonun yaşam üzerindeki etkilerinden biri olarak nitelendirdiği obezitenin, bir kültür hastalığı olduğunu ve ülkelerin Batı kültürüne yaklaştıkça, obez hasta sayısının artacağını belirtti. Prof.Dr. Kolotkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın, Batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığının negatif yönde

Konuyu değerlendir: Obezite Bir Kültür Hastalığı

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 6267 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568

    Obezite Bir Kültür Hastalığı



    Duke Üniversitesi Toplum ve Aile Hekimliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ronette Kolotkin, kilonun yaşam üzerindeki etkilerinden biri olarak nitelendirdiği obezitenin, bir kültür hastalığı olduğunu ve ülkelerin Batı kültürüne yaklaştıkça, obez hasta sayısının artacağını belirtti.

    Prof.Dr. Kolotkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın, Batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığının negatif yönde ilerlediğini ifade etti.

    Obezliği beden kitle endeksinin yüzde otuzun üzerinde olması şeklinde tanımlayan Kolotkin, obezitenin faktörleri arasında genetik, çevresel ve ruhsal etkinin ön plana çıktığını bildirdi.

    Kolotkin, obezitenin çevresel sebeplerini şöyle anlattı;

    'Eskiden yürürdük, otobüse binerdik, otobüse binmek için uzun mesafeler katederdik. Alışveriş yapmak için yürümek zorunda kalırdık ve alışveriş sırasında çantalarımızı taşırdık. İşimizde olsun iş sonrası sosyal hayatımızda olsun çok sakin bir hayat yaşıyoruz. Durağan bir yaşam tarzı geliştirdik. İhtiyacımız olan besinler, elimizin altında ve çok çabuk ulaşılabilir. Besinlerin çabuk ulaşılabilir olması obeziteyi ortaya çıkarır. Ayrıca besin satanlar daha fazla para kazanmak için sağlıksız yöntemlere başvuruyor. Besin reklamlarının hepsine aldanmamalıyız. Bununla beraber çocuklar için Oyun sahası yok, insanlar için yürüyecek spor yapılacak yerler yok. En büyük yanlışlardan bir tanesi, evde yapılmış yemeğin yenmediğini görüyoruz. Ayrıca, yalnızsan, korkmuşsan, yorgunsan, üzgünsen yemek ye gibi bir akım var.'

    Kolotkin, duygusal sebeplerin kişiyi obeziteye ittiğini, sıkıntıdan yemek yemenin alışkanlık haline getirilmesinin sağlık açısından tehlikeli olduğunu belirtti.

    OBEZİTE BİR KÜLTÜR HASTALIĞIDIR

    Obezitenin temel sebeplerinin başında düzensiz beslenmeyi neden gösteren Prof. Dr. Kolotkin, batı kültüründe beslenme tarzının yanlış olduğunu ve fastfood tarzı beslenmenin obeziteye sebep olduğunu söyledi.

    Kolotkin, 'Obezite bir kültür hastalığıdır. Ülkeler batı kültürüne yaklaştıkça obez hasta sayısı daha da artıyor. Dünya batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığı negatif yönde ilerler. Türkiye'deki istatistiklere baktığımızda kadınların obez, erkeklerinse kilolu olduğunu gördüm. Özellikle kırsal kesimlerde bu istatistik geçerlidir. Fakat birçok batı ülkesi tehlike altındadır' dedi.

    Obezitenin her şeyden önce bir kültür hastalığı olduğunu söyleyen Kolotkin sözlerini şöyle sürdürdü;

    'Obeziteden kurtulmak için bireysel düzeyde değişmek yeterli değildir. Ülke düzeyinde değişim göstermemiz gerekiyor. ve her şeyden önemlisi küresel düzeyde değişim gösterilmesi gerekir. Fiziksel aktivitelerin sürdürülebileceği alanların olması gerekiyor. Bunun dışında iyi rol modeller oluşturmalıyız. Güçlü, fit, sağlıklı, zamanında yemek yiyen kişileri rol model olarak almalıyız. Bireysel düzeyde değişim yeterli değil, bunu geniş anlamda yapmamız gerekiyor.'

    Obezite tedavisinin hekim eşliğinde gerçekleşmesi gerektiğini vurgulayan Kolotkin, kimyasal ve bitkisel ilaçların doktor kontrolünde alınmasının doğru olduğunu ifade etti. Kolotkin, doktorun gerekli görmesi halinde mide kelepçesi de kullanılabileceğini söyledi.

    kaynak
  2. 16.Eylül.2010, 11:32
    #1


    Duke Üniversitesi Toplum ve Aile Hekimliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ronette Kolotkin, kilonun yaşam üzerindeki etkilerinden biri olarak nitelendirdiği obezitenin, bir kültür hastalığı olduğunu ve ülkelerin Batı kültürüne yaklaştıkça, obez hasta sayısının artacağını belirtti.

    Prof.Dr. Kolotkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın, Batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığının negatif yönde ilerlediğini ifade etti.

    Obezliği beden kitle endeksinin yüzde otuzun üzerinde olması şeklinde tanımlayan Kolotkin, obezitenin faktörleri arasında genetik, çevresel ve ruhsal etkinin ön plana çıktığını bildirdi.

    Kolotkin, obezitenin çevresel sebeplerini şöyle anlattı;

    'Eskiden yürürdük, otobüse binerdik, otobüse binmek için uzun mesafeler katederdik. Alışveriş yapmak için yürümek zorunda kalırdık ve alışveriş sırasında çantalarımızı taşırdık. İşimizde olsun iş sonrası sosyal hayatımızda olsun çok sakin bir hayat yaşıyoruz. Durağan bir yaşam tarzı geliştirdik. İhtiyacımız olan besinler, elimizin altında ve çok çabuk ulaşılabilir. Besinlerin çabuk ulaşılabilir olması obeziteyi ortaya çıkarır. Ayrıca besin satanlar daha fazla para kazanmak için sağlıksız yöntemlere başvuruyor. Besin reklamlarının hepsine aldanmamalıyız. Bununla beraber çocuklar için Oyun sahası yok, insanlar için yürüyecek spor yapılacak yerler yok. En büyük yanlışlardan bir tanesi, evde yapılmış yemeğin yenmediğini görüyoruz. Ayrıca, yalnızsan, korkmuşsan, yorgunsan, üzgünsen yemek ye gibi bir akım var.'

    Kolotkin, duygusal sebeplerin kişiyi obeziteye ittiğini, sıkıntıdan yemek yemenin alışkanlık haline getirilmesinin sağlık açısından tehlikeli olduğunu belirtti.

    OBEZİTE BİR KÜLTÜR HASTALIĞIDIR

    Obezitenin temel sebeplerinin başında düzensiz beslenmeyi neden gösteren Prof. Dr. Kolotkin, batı kültüründe beslenme tarzının yanlış olduğunu ve fastfood tarzı beslenmenin obeziteye sebep olduğunu söyledi.

    Kolotkin, 'Obezite bir kültür hastalığıdır. Ülkeler batı kültürüne yaklaştıkça obez hasta sayısı daha da artıyor. Dünya batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığı negatif yönde ilerler. Türkiye'deki istatistiklere baktığımızda kadınların obez, erkeklerinse kilolu olduğunu gördüm. Özellikle kırsal kesimlerde bu istatistik geçerlidir. Fakat birçok batı ülkesi tehlike altındadır' dedi.

    Obezitenin her şeyden önce bir kültür hastalığı olduğunu söyleyen Kolotkin sözlerini şöyle sürdürdü;

    'Obeziteden kurtulmak için bireysel düzeyde değişmek yeterli değildir. Ülke düzeyinde değişim göstermemiz gerekiyor. ve her şeyden önemlisi küresel düzeyde değişim gösterilmesi gerekir. Fiziksel aktivitelerin sürdürülebileceği alanların olması gerekiyor. Bunun dışında iyi rol modeller oluşturmalıyız. Güçlü, fit, sağlıklı, zamanında yemek yiyen kişileri rol model olarak almalıyız. Bireysel düzeyde değişim yeterli değil, bunu geniş anlamda yapmamız gerekiyor.'

    Obezite tedavisinin hekim eşliğinde gerçekleşmesi gerektiğini vurgulayan Kolotkin, kimyasal ve bitkisel ilaçların doktor kontrolünde alınmasının doğru olduğunu ifade etti. Kolotkin, doktorun gerekli görmesi halinde mide kelepçesi de kullanılabileceğini söyledi.

    kaynak
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    778

    Çocuklar hızla obezleşiyor

    Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı'nce çeşitli kurumlarla işbirliği içinde yapılan ve geçen eğitim dönemimde farlı okullarda tekrarlanan araştırmalar sonucu, çocukların yüzde 28'inin fazla kilolu olduğu ortaya çıktı.

    AA - Araştırma görevlisi Dr. Meltem Akdemir, AÜ Halk Sağlığı Ana Bilim Dali, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Milli Eğitim Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Tarım İl Müdürlüğü ve Diyetisyenler Derneği ile ortaklaşa, 31 okulda 3 bin 906 öğrencide, iki yıl önce ''İlköğretimde obezite sıklığı''nın araştırıldığını hatırlatarak, geçen eğitim döneminde de iki farlı okulda aynı araştırmanın tekrarlandığını söyledi.

    İlk araştırmada, ilköğretimde okuyan çocukların yüzde 28.6'sının kilolu ve fazla kilolu (obez) olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Akdemir, geçen eğitim döneminde, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı olarak iki farklı okulda toplam bin 349 öğrenci üzerinde gerçekleştirilen araştırmada da çocukların yüzde 27.3'ünün kilolu ve fazla kilolu olduğunun belirlendiğini anlattı.

    Her iki araştırmada ortaya çıkan sonuçların benzerlik gösterdiğini dile getiren Akdemir, ''Araştırmada ilköğretimde eğitim gören her 4 çocuktan birinin obez olduğu ortaya çıktı. Çocukların yüzde 28'i fazla kilolu. Bu oran çok yüksek.

    ABD'de obezlik oranı yüzde 40, Almanya'da ise yüzde 19, Türkiye'de yüzde 28. Yani giderek ABD gibi obez bir toplum olma yolunda ilerliyoruz'' dedi.

    Akdemir, çocukların düzensiz beslenmesinin obezlikte önemli rol oynadığının ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:

    ''Günde iki öğün yiyen çocuklar, günde 4 öğün yiyenlere göre 3 kat fazla kilo alıyorlar. Az öğün yenmesi obezite sıklığını artırıyor.

    Cips, çikolata, tatlı, şeker gibi sağlıksız gıda tüketenlerde, sebze, süt, yoğurt gibi sağlıklı gıda tüketenlere göre obezite sıklığı 2.5 kat fazla görülmekte.''

    -''DIŞARDA YİYENLER 8 KAT FAZLA KİLO ALIYOR''-

    Haftada 3 veya 4 kez dışarda yemek yiyen ailelerin çocuklarının evde yiyenlerin çocuklarına göre 8 kat fazla kilo aldığını belirtern Akdemir, evde yemek yemenin daha sağlıklı olduğuna, sürekli dışarıda yemek yiyen çocuklarda daha fazla obezite görüldüğüne dikkati çekti.

    -NE YAPILMALI?-

    Meltem Akdemir, çocukların obez olmaması için yapılması gerekenler hakkında da şöyle konuştu:
    ''Herkes mutlaka kahvaltı etmeli. Okullarda gerekirse beden eğitimi dersleri daha fazla verilmeli.
    Çocuklara sadece okullarda değil diğer zamanlarda da spor yapma olanağı sunulmalı. Okullarda rekabete dayalı sınav anlayışının değiştirilmesi gerekir.

    Okul kantinleri ve okul çevresinde gıda satan yerler sık sık denetlenmeli. Okullarda ücretsiz kahvaltı, ara öğün yiyecekleri ve öğle yemeği verilmeli.

    Bu konuda Avrupa'da bazı ülkelerde başarı sağlandı. Reklamlar besin seçiminde etkili oluyor. Bu nedenle de sağlıklı besin reklamları yapılmalı. Meyve, sebze tüketimi artırılmalı.''

    Çocuklar hızla obezleşiyor
  4. 28.Eylül.2010, 22:00
    #2
    Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı'nce çeşitli kurumlarla işbirliği içinde yapılan ve geçen eğitim dönemimde farlı okullarda tekrarlanan araştırmalar sonucu, çocukların yüzde 28'inin fazla kilolu olduğu ortaya çıktı.

    AA - Araştırma görevlisi Dr. Meltem Akdemir, AÜ Halk Sağlığı Ana Bilim Dali, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Milli Eğitim Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Tarım İl Müdürlüğü ve Diyetisyenler Derneği ile ortaklaşa, 31 okulda 3 bin 906 öğrencide, iki yıl önce ''İlköğretimde obezite sıklığı''nın araştırıldığını hatırlatarak, geçen eğitim döneminde de iki farlı okulda aynı araştırmanın tekrarlandığını söyledi.

    İlk araştırmada, ilköğretimde okuyan çocukların yüzde 28.6'sının kilolu ve fazla kilolu (obez) olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Akdemir, geçen eğitim döneminde, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı olarak iki farklı okulda toplam bin 349 öğrenci üzerinde gerçekleştirilen araştırmada da çocukların yüzde 27.3'ünün kilolu ve fazla kilolu olduğunun belirlendiğini anlattı.

    Her iki araştırmada ortaya çıkan sonuçların benzerlik gösterdiğini dile getiren Akdemir, ''Araştırmada ilköğretimde eğitim gören her 4 çocuktan birinin obez olduğu ortaya çıktı. Çocukların yüzde 28'i fazla kilolu. Bu oran çok yüksek.

    ABD'de obezlik oranı yüzde 40, Almanya'da ise yüzde 19, Türkiye'de yüzde 28. Yani giderek ABD gibi obez bir toplum olma yolunda ilerliyoruz'' dedi.

    Akdemir, çocukların düzensiz beslenmesinin obezlikte önemli rol oynadığının ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:

    ''Günde iki öğün yiyen çocuklar, günde 4 öğün yiyenlere göre 3 kat fazla kilo alıyorlar. Az öğün yenmesi obezite sıklığını artırıyor.

    Cips, çikolata, tatlı, şeker gibi sağlıksız gıda tüketenlerde, sebze, süt, yoğurt gibi sağlıklı gıda tüketenlere göre obezite sıklığı 2.5 kat fazla görülmekte.''

    -''DIŞARDA YİYENLER 8 KAT FAZLA KİLO ALIYOR''-

    Haftada 3 veya 4 kez dışarda yemek yiyen ailelerin çocuklarının evde yiyenlerin çocuklarına göre 8 kat fazla kilo aldığını belirtern Akdemir, evde yemek yemenin daha sağlıklı olduğuna, sürekli dışarıda yemek yiyen çocuklarda daha fazla obezite görüldüğüne dikkati çekti.

    -NE YAPILMALI?-

    Meltem Akdemir, çocukların obez olmaması için yapılması gerekenler hakkında da şöyle konuştu:
    ''Herkes mutlaka kahvaltı etmeli. Okullarda gerekirse beden eğitimi dersleri daha fazla verilmeli.
    Çocuklara sadece okullarda değil diğer zamanlarda da spor yapma olanağı sunulmalı. Okullarda rekabete dayalı sınav anlayışının değiştirilmesi gerekir.

    Okul kantinleri ve okul çevresinde gıda satan yerler sık sık denetlenmeli. Okullarda ücretsiz kahvaltı, ara öğün yiyecekleri ve öğle yemeği verilmeli.

    Bu konuda Avrupa'da bazı ülkelerde başarı sağlandı. Reklamlar besin seçiminde etkili oluyor. Bu nedenle de sağlıklı besin reklamları yapılmalı. Meyve, sebze tüketimi artırılmalı.''

    Çocuklar hızla obezleşiyor
  5. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Mesajlar
    4.727

    Obeziteyi önlemek için yağ ve şeker oranını gösteren etiketler geliyor



    Tarım Bakanlığı obezite ile mücadele ve sağlıklı yaşamı desteklemek amacıyla yeni bir düzenlemeye gidiyor. Etiket tebliğinde yapılacak değişiklikle etiket üzerinde açık, anlaşılması kolay ve kullanışlı bilgiler yer alacak.




    Gıdaların içerisinde bulunan sodyum, doymuş yağ asitleri, ilave şeker ve kalsiyum miktarı tüketici tarafından bilinecek. Tüketici bu ürünün, enerji ve besin ögeleri için önerilen günlük alım düzeyinin ne kadarını karşıladığını takip edebilecek. Bu kapsamda tüketici daha az yağ oranı içeren ürünü alma imkânına kavuşacak. Sağlıklı bireyler için günlük olarak alınması tavsiye edilen besin ögeleri miktarı, beslenme referans değeri olarak gösterilecek. Gıda ürünlerinin besin profili çıkarılırken, porsiyon büyüklükleri de belirli bir standardın sağlanması için yeniden belirlenecek.

    Besin profili kriterlerinin tebliğ taslağında yer alması sadece sağlık beyanı yapılan gıdaları etkileyecek. Herhangi bir yasal zorunluluk olmamasına rağmen gıda şirketlerinin rekabet için ürün etiketlerinde bu ibareleri bulunduracağı tahmin ediliyor. Gıda firmaları ise zorunluluk olmamasına rağmen besin profili taşıyanların, 'sağlıklı gıda' diğerlerinin ise 'sağlıksız gıda' olarak algılanmasından endişe ettiği için düzenlemeye karşı çıkıyor. Yeni tebliğin 2011 yılı içerisinde yürürlüğe girmesi bekleniyor. Firmalara ise uyum açısından belirli bir süre tanınacak. Bu arada Türkiye'nin önde gelen gıda firmaları, tebliğin ertelenmesine ilişkin Ankara'da yoğun kulis faaliyeti yürütüyor. Sodyum, doymuş yağ asitleri ve ilave şekerin dünyada son dönemde dikkat edilmesi gereken besin ögelerinin başında geldiğini aktaran üst düzey bir yetkili, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre doymuş yağ, sodyum ve ilave şeker tüketiminin yüksek olduğuna dikkat çekti.

    ZAMAN
    ERCAN BAYSAL
  6. 20.Ekim.2010, 01:12
    #3


    Tarım Bakanlığı obezite ile mücadele ve sağlıklı yaşamı desteklemek amacıyla yeni bir düzenlemeye gidiyor. Etiket tebliğinde yapılacak değişiklikle etiket üzerinde açık, anlaşılması kolay ve kullanışlı bilgiler yer alacak.




    Gıdaların içerisinde bulunan sodyum, doymuş yağ asitleri, ilave şeker ve kalsiyum miktarı tüketici tarafından bilinecek. Tüketici bu ürünün, enerji ve besin ögeleri için önerilen günlük alım düzeyinin ne kadarını karşıladığını takip edebilecek. Bu kapsamda tüketici daha az yağ oranı içeren ürünü alma imkânına kavuşacak. Sağlıklı bireyler için günlük olarak alınması tavsiye edilen besin ögeleri miktarı, beslenme referans değeri olarak gösterilecek. Gıda ürünlerinin besin profili çıkarılırken, porsiyon büyüklükleri de belirli bir standardın sağlanması için yeniden belirlenecek.

    Besin profili kriterlerinin tebliğ taslağında yer alması sadece sağlık beyanı yapılan gıdaları etkileyecek. Herhangi bir yasal zorunluluk olmamasına rağmen gıda şirketlerinin rekabet için ürün etiketlerinde bu ibareleri bulunduracağı tahmin ediliyor. Gıda firmaları ise zorunluluk olmamasına rağmen besin profili taşıyanların, 'sağlıklı gıda' diğerlerinin ise 'sağlıksız gıda' olarak algılanmasından endişe ettiği için düzenlemeye karşı çıkıyor. Yeni tebliğin 2011 yılı içerisinde yürürlüğe girmesi bekleniyor. Firmalara ise uyum açısından belirli bir süre tanınacak. Bu arada Türkiye'nin önde gelen gıda firmaları, tebliğin ertelenmesine ilişkin Ankara'da yoğun kulis faaliyeti yürütüyor. Sodyum, doymuş yağ asitleri ve ilave şekerin dünyada son dönemde dikkat edilmesi gereken besin ögelerinin başında geldiğini aktaran üst düzey bir yetkili, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre doymuş yağ, sodyum ve ilave şeker tüketiminin yüksek olduğuna dikkat çekti.

    ZAMAN
    ERCAN BAYSAL
  7. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568

    Obezite, astım tedavisini güçleştiriyor




    Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Astım Çalışma Grubu eski Başkanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, obezite ile astım arasındaki ilişkinin çok çarpıcı olduğunu belirterek, ''Obezite hastalarında astım çok ciddi seyrediyor. Astım zemini olan obezlerde, astıma yakalanma riski de çok fazla'' dedi.

    AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Tutluoğlu, obezitenin, astımın kontrol altına alınmasını güçleştirdiği için astım hastalarının ideal kilolarına bir an önce ulaşmaları gerektiğini söyledi.

    Tutluoğlu, astımda, ister alerjik olsun, ister alerji dışı astım olsun, mutlaka hava yollarında bir iltihap bulunduğunu ve ''medyatör'' denilen bir madde salgılamaya başlandığını ifade ederek, ''Bunlar çok karmaşık bir mekanizmayla, hava yollarında daralmaya, üst kaslarda kasılmaya, tıkanmaya yol açıyor. Bazen ölüme kadar gidebilen durumlar yaşanıyor. Dolayısıyla bu iltihap, ister alerji ile oluşsun, ister alerji dışı kaynaklansın zaptetmek lazım. Hastaları kontrol altında tutmamız lazım'' dedi.

    Astım hastalarında, bazı yan hastalıkların tedaviyi güçleştirdiğini anlatan Tutluoğulu, ''Astımlı hastalarda sinüzit çok fazla olur. Bunun çok ciddi bir şekilde sorgulanıp tedavi edilmesi gerekiyor. Yoksa, astımı sinüzit iyileşmeden kontrol altına alamıyoruz. Obezite astım ilişkisi de çok çarpıcı. Obez olan kişilerde astım çok ciddi seyrediyor. Astım zemini olan obezlerde, astıma yakalanma riski çok fazla. Dolayısıyla, astım hastalarının ideal kilolarına bir an önce ulaşmaları gerekiyor'' şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Tutuluoğlu, astımlı hastaların yüzde 30'unun hala sigara içtiğini ifade ederek, tedavi sırasında kullanılan ve hastalığı kontrol altında tutması gereken kortizonlu ilaçların da bu sebeple etkisinin azaldığına dikkati çekti.

    ''İlaçlardan istenilen randıman alınamıyor. Astım hastalarının kesinlikle sigara içmemesi ve sigara içilen yerde dahi bulunmaması gerekiyor. Yoksa tedavi çok güçleşiyor'' şeklinde konuşan Prof. Dr. Tutluoğlu, şöyle devam etti;

    ''Reflü, astım hastalarında yine kontrolü güçleştiren etkilerden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Bazen astımla ilgili olarak refere edilen hastaların yüzde 10'unda ya da 20'sinde psikolojik ''Vokal kord disfonksiyonu'' yani, ses tellerinin kötü çalışması, dediğimiz tablo görülebiliyor. Hasta, yıllardır boşu boşuna astım tedavisi görmüş oluyor. Böyle, ciddi astım ilaçlarının kullanıldığı, ancak tedavi edilemeyen hastalarda bu durumun da araştırılması gerekmektedir.

    Ses tellerinde fonksiyon bozukluğu olup olmadığına bakılması gerekiyor. Bunun kökeninde de psikolojik etkenler ağır basıyor. Bu durum da bayanlarda daha çok görülüyor. Belli bir noktaya gelene kadar tedaviye devam edip, hastalık kontrol altına alındıysa belki belli bir süre ilaç tedavisine ara verebiliyoruz. Ancak bu çok az hastada başarılabilen bir durumdur. Astım, kökten geçen bir hastalık değil. Astım yaşam boyu devam eden bir hastalıktır.''

    -''ALERJİ TEDAVİ EDİLMEZSE ASTIMA GİDEBİLİR''-

    Prof. Dr. Tutluoğlu, alerjinin de kontrol altına alınmadığı zaman astıma kadar ilerleyebileceğini söyledi.

    Alerjinin, genlerle ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu vurgulayan Tutluoğlu, ancak doğuştan oluşan alerjik zeminin sadece anne babadan ya da yakın akrabalardan geçmesinin gerekmediğini belirtti.

    ''Kişinin kendi kendinde de böyle bir bozukluk olabiliyor. Bu zeminde kişi doğumdan sonra değişik alerji yapıcı maddelerle yoğun bir şekilde karşı karşıya kaldığı zaman, o kişide alerjik belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor'' şeklinde konuşan Tutluoğlu, ancak o alerjik bünyenin alerjenlere maruz kalmadığı zaman yaşam boyu uykuda kalabileceğini anlattı.

    Tutluoğlu, erken bebeklik döneminde alerjinin kendisini ciltte gösterdiğini, ama ondan sonra gıda alerjileri, burunda birtakım alerji türleri ile durumun astıma kadar ilerleyebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti;

    ''Çocuklarda, özellikle erken bebeklik dönemlerinden itibaren, köylerde, çiftliklerde büyüyenlerde alerji daha az görülüyor. O ortamda 'endetoksin' denen birtakım mikrobik ve hayvanlardan kaynaklanan toksinlere erken dönemde maruz kalmanın alerjiye karşı koruyucu bir etkisi olduğu söyleniyor. Buna karşı şehirde büyüyen bir çocuk, evde kapalı bir ortamda sürekli alerjenlere maruz kalarak büyümeye başlıyor.

    Bu da o çocukta alerji gelişme riskini çok daha fazla artırıyor. Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise gebelikte ya da gebelik sonrası çocuğun sigara dumanına maruz kalmasıdır. Bu durum alerjik zeminde olan bir çocuğun ilerleyen yaşlarında alerji gelişimini çok çok artırıyor. Hamiliyken annenin sigara içmemesi, doğumdan sonra çocuğun bulunduğu kapalı ortamda yani evin hiçbir yerinde sigara içilmemesi, alınması gereken önlemlerin başında söylenebilir.''


    AA
  8. 27.Ekim.2010, 14:01
    #4



    Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Astım Çalışma Grubu eski Başkanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, obezite ile astım arasındaki ilişkinin çok çarpıcı olduğunu belirterek, ''Obezite hastalarında astım çok ciddi seyrediyor. Astım zemini olan obezlerde, astıma yakalanma riski de çok fazla'' dedi.

    AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Tutluoğlu, obezitenin, astımın kontrol altına alınmasını güçleştirdiği için astım hastalarının ideal kilolarına bir an önce ulaşmaları gerektiğini söyledi.

    Tutluoğlu, astımda, ister alerjik olsun, ister alerji dışı astım olsun, mutlaka hava yollarında bir iltihap bulunduğunu ve ''medyatör'' denilen bir madde salgılamaya başlandığını ifade ederek, ''Bunlar çok karmaşık bir mekanizmayla, hava yollarında daralmaya, üst kaslarda kasılmaya, tıkanmaya yol açıyor. Bazen ölüme kadar gidebilen durumlar yaşanıyor. Dolayısıyla bu iltihap, ister alerji ile oluşsun, ister alerji dışı kaynaklansın zaptetmek lazım. Hastaları kontrol altında tutmamız lazım'' dedi.

    Astım hastalarında, bazı yan hastalıkların tedaviyi güçleştirdiğini anlatan Tutluoğulu, ''Astımlı hastalarda sinüzit çok fazla olur. Bunun çok ciddi bir şekilde sorgulanıp tedavi edilmesi gerekiyor. Yoksa, astımı sinüzit iyileşmeden kontrol altına alamıyoruz. Obezite astım ilişkisi de çok çarpıcı. Obez olan kişilerde astım çok ciddi seyrediyor. Astım zemini olan obezlerde, astıma yakalanma riski çok fazla. Dolayısıyla, astım hastalarının ideal kilolarına bir an önce ulaşmaları gerekiyor'' şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Tutuluoğlu, astımlı hastaların yüzde 30'unun hala sigara içtiğini ifade ederek, tedavi sırasında kullanılan ve hastalığı kontrol altında tutması gereken kortizonlu ilaçların da bu sebeple etkisinin azaldığına dikkati çekti.

    ''İlaçlardan istenilen randıman alınamıyor. Astım hastalarının kesinlikle sigara içmemesi ve sigara içilen yerde dahi bulunmaması gerekiyor. Yoksa tedavi çok güçleşiyor'' şeklinde konuşan Prof. Dr. Tutluoğlu, şöyle devam etti;

    ''Reflü, astım hastalarında yine kontrolü güçleştiren etkilerden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Bazen astımla ilgili olarak refere edilen hastaların yüzde 10'unda ya da 20'sinde psikolojik ''Vokal kord disfonksiyonu'' yani, ses tellerinin kötü çalışması, dediğimiz tablo görülebiliyor. Hasta, yıllardır boşu boşuna astım tedavisi görmüş oluyor. Böyle, ciddi astım ilaçlarının kullanıldığı, ancak tedavi edilemeyen hastalarda bu durumun da araştırılması gerekmektedir.

    Ses tellerinde fonksiyon bozukluğu olup olmadığına bakılması gerekiyor. Bunun kökeninde de psikolojik etkenler ağır basıyor. Bu durum da bayanlarda daha çok görülüyor. Belli bir noktaya gelene kadar tedaviye devam edip, hastalık kontrol altına alındıysa belki belli bir süre ilaç tedavisine ara verebiliyoruz. Ancak bu çok az hastada başarılabilen bir durumdur. Astım, kökten geçen bir hastalık değil. Astım yaşam boyu devam eden bir hastalıktır.''

    -''ALERJİ TEDAVİ EDİLMEZSE ASTIMA GİDEBİLİR''-

    Prof. Dr. Tutluoğlu, alerjinin de kontrol altına alınmadığı zaman astıma kadar ilerleyebileceğini söyledi.

    Alerjinin, genlerle ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu vurgulayan Tutluoğlu, ancak doğuştan oluşan alerjik zeminin sadece anne babadan ya da yakın akrabalardan geçmesinin gerekmediğini belirtti.

    ''Kişinin kendi kendinde de böyle bir bozukluk olabiliyor. Bu zeminde kişi doğumdan sonra değişik alerji yapıcı maddelerle yoğun bir şekilde karşı karşıya kaldığı zaman, o kişide alerjik belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor'' şeklinde konuşan Tutluoğlu, ancak o alerjik bünyenin alerjenlere maruz kalmadığı zaman yaşam boyu uykuda kalabileceğini anlattı.

    Tutluoğlu, erken bebeklik döneminde alerjinin kendisini ciltte gösterdiğini, ama ondan sonra gıda alerjileri, burunda birtakım alerji türleri ile durumun astıma kadar ilerleyebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti;

    ''Çocuklarda, özellikle erken bebeklik dönemlerinden itibaren, köylerde, çiftliklerde büyüyenlerde alerji daha az görülüyor. O ortamda 'endetoksin' denen birtakım mikrobik ve hayvanlardan kaynaklanan toksinlere erken dönemde maruz kalmanın alerjiye karşı koruyucu bir etkisi olduğu söyleniyor. Buna karşı şehirde büyüyen bir çocuk, evde kapalı bir ortamda sürekli alerjenlere maruz kalarak büyümeye başlıyor.

    Bu da o çocukta alerji gelişme riskini çok daha fazla artırıyor. Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise gebelikte ya da gebelik sonrası çocuğun sigara dumanına maruz kalmasıdır. Bu durum alerjik zeminde olan bir çocuğun ilerleyen yaşlarında alerji gelişimini çok çok artırıyor. Hamiliyken annenin sigara içmemesi, doğumdan sonra çocuğun bulunduğu kapalı ortamda yani evin hiçbir yerinde sigara içilmemesi, alınması gereken önlemlerin başında söylenebilir.''


    AA
  9. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Mesajlar
    4.727

    Aşırı aktif bir gen ile obezitenin ilişkisi doğrulandı

    İngiliz bilimadamları, obezite ve fazla yemek yemenin, aşırı aktif bir genle ilişkisini doğruladılar.


    Fareler üzerinde yapılan araştırmada, FTO geninin aktif olduğu farelerin daha fazla yediği ve daha şişman olduğu belirlenirken, bu bulgunun obezite ilacının geliştirilmesinin yolunu açabileceği kaydedildi.

    Oxford üniversitesi araştırmacıları, farelere vücut yağları ve obeziteyle bağlantılı FTO geni aşıladılar ve 20 hafta sonra dişi farelerin diğer farelerden yüzde 22, erkek farelerin de yüzde 10 daha şişman olduğunu gördüler.

    Araştırmayı yürütenlerden Prof. Frances Ashcroft, "Bu bizim, FTO'nun şişmanlığa katkıda bulunan önemli bir gen olduğuna ikna olmamızı sağladı. Şimdi obeziteye karşı FTO geninin çalışmasını tersine döndüren ilaçlar geliştirmeye başlayabiliriz" dedi. Ancak Ashcroft, bir ilaç geliştirmenin uzun zaman alacağını ve başarının kesin olmadığını vurguladı.

    2007'de yapılan araştırmalarda, FTO'nun değişikliğe uğramış bir biçiminin obeziteyle bağlantılı olabileceği bulunmuştu.



    aa
  10. 15.Kasım.2010, 13:15
    #5
    İngiliz bilimadamları, obezite ve fazla yemek yemenin, aşırı aktif bir genle ilişkisini doğruladılar.


    Fareler üzerinde yapılan araştırmada, FTO geninin aktif olduğu farelerin daha fazla yediği ve daha şişman olduğu belirlenirken, bu bulgunun obezite ilacının geliştirilmesinin yolunu açabileceği kaydedildi.

    Oxford üniversitesi araştırmacıları, farelere vücut yağları ve obeziteyle bağlantılı FTO geni aşıladılar ve 20 hafta sonra dişi farelerin diğer farelerden yüzde 22, erkek farelerin de yüzde 10 daha şişman olduğunu gördüler.

    Araştırmayı yürütenlerden Prof. Frances Ashcroft, "Bu bizim, FTO'nun şişmanlığa katkıda bulunan önemli bir gen olduğuna ikna olmamızı sağladı. Şimdi obeziteye karşı FTO geninin çalışmasını tersine döndüren ilaçlar geliştirmeye başlayabiliriz" dedi. Ancak Ashcroft, bir ilaç geliştirmenin uzun zaman alacağını ve başarının kesin olmadığını vurguladı.

    2007'de yapılan araştırmalarda, FTO'nun değişikliğe uğramış bir biçiminin obeziteyle bağlantılı olabileceği bulunmuştu.



    aa
  11. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    778

    Erken ergenlik obezite nedeni

    Erken ergenliğe neden olan 30 farklı gen, aynı zamanda aşırı kilo alımına da neden oluyor.







    İngiltere’de King’s College araştırmacıları, 100 bin kadın üzerinde gerçekleştirdikleri araştırma sonucunda, erken ergenliğe giren kızlarda obezite riskinin daha yüksek olduğunu tespit etti. Araştırmaya göre kadınlarda erken ergenliğe neden olan 30 farklı gen, aynı zamanda aşırı kilo alımına da neden oluyor.

    Uzmanlar, obezitede genetik yatkınlığın önemli bir faktör olmasına rağmen, “yaşam tarzı”nın da aynı oranda etkili olduğunun unutulmaması gerektiğini belirttiler. Bilim adamları, obeziteye genetik yatkınlığı olan kızların doğru beslenme ve spor sayesinde, ideal kilolarını koruyabileceklerini söylediler.


    KAYNAK
  12. 23.Kasım.2010, 09:41
    #6
    Erken ergenliğe neden olan 30 farklı gen, aynı zamanda aşırı kilo alımına da neden oluyor.







    İngiltere’de King’s College araştırmacıları, 100 bin kadın üzerinde gerçekleştirdikleri araştırma sonucunda, erken ergenliğe giren kızlarda obezite riskinin daha yüksek olduğunu tespit etti. Araştırmaya göre kadınlarda erken ergenliğe neden olan 30 farklı gen, aynı zamanda aşırı kilo alımına da neden oluyor.

    Uzmanlar, obezitede genetik yatkınlığın önemli bir faktör olmasına rağmen, “yaşam tarzı”nın da aynı oranda etkili olduğunun unutulmaması gerektiğini belirttiler. Bilim adamları, obeziteye genetik yatkınlığı olan kızların doğru beslenme ve spor sayesinde, ideal kilolarını koruyabileceklerini söylediler.


    KAYNAK
  13. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    778

    Obezite fiziksel mi psikolojik mi?

    Tedavi edilmezse kötü sonuçlar doğuruyor...





    Birçok kişi için obezite, önlem alınmazsa ileriki dönemde diyet bağımlılığı, zayıf olma takıntısı, aşırı yedikten sonra kusma veya aşırı yeme ataklarına yol açabilir.

    NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR
    Obez kişiler, yüksek kan basıncı, felç, yüksek kolesterol, kalp hastalıkları, diyabet, göğüs kanseri, sindirim sistemi hastalıkları, üst solunum yolları problemleri, eklem rahatsızlıkları, cilt hastalıkları, adet düzensizlikleri, yumurtalık anormallikleri ve hamilelik problemleri gibi birçok ciddi sağlık sorunu yaşama riskiyle karşı karşıya kalabilirler.

    Obeziteye, utanç ve içe kapanma/ dışlanma duygusu eşlik edebilir. Doğru fizyolojik ve psikolojik destek ile kişi kilosunu kontrol edebilir. Ayrıca psikolojik destek obezitede özgüvenini geliştirme, kilo kontrolünde motivasyonu arttırma, stresle baş etme, toplumda karşılaşılan önyargıyla savaşma konusunda oldukça etkilidir. Takvim'deki habere göre,
    psikolojik destek aşırı kilolu kişilerin kilo verme dönemlerinde, bu dönemlerin öncesinde ve sonrasında sağlıklı ve üretken bir hayat sürmeleri için yardımcı olur.

    PSİKOLOJİK FAKTÖRLER
    Aşırı Yeme Bozukluğu ve Gece Yeme Sendromu obeziteye sebep olur. Bunun dışında çocukluk döneminde fiziksel şiddet ve cinsel taciz görmek de obeziteye sebep olabilir. Kişi aşırı kiloyu vücudunu dış etkenlerden koruyan bir zırh olarak görür. Kilo vermeyi bilinçli veya bilinçsiz olarak reddedebilir. Başladığı zayıflama diyetlerini kısa sürede bırakıp tekrar başlamak için direnç gösterebilir.

    Obezitenin psikolojik sebepleri olduğu gibi, genetik, biyolojik, çevresel sebepleri de vardır. Dolayısıyla, her obezite vakasının altında psikolojik sebepler ve/veya yeme bozuklukları aramak yanlış olur. Gece yeme sendromu olan kişi obez olmayabiliyorsa obez olan her kişide de yeme bozuklukları aranmamalıdır.

    KAYNAK
  14. 03.Aralık.2010, 12:44
    #7
    Tedavi edilmezse kötü sonuçlar doğuruyor...





    Birçok kişi için obezite, önlem alınmazsa ileriki dönemde diyet bağımlılığı, zayıf olma takıntısı, aşırı yedikten sonra kusma veya aşırı yeme ataklarına yol açabilir.

    NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR
    Obez kişiler, yüksek kan basıncı, felç, yüksek kolesterol, kalp hastalıkları, diyabet, göğüs kanseri, sindirim sistemi hastalıkları, üst solunum yolları problemleri, eklem rahatsızlıkları, cilt hastalıkları, adet düzensizlikleri, yumurtalık anormallikleri ve hamilelik problemleri gibi birçok ciddi sağlık sorunu yaşama riskiyle karşı karşıya kalabilirler.

    Obeziteye, utanç ve içe kapanma/ dışlanma duygusu eşlik edebilir. Doğru fizyolojik ve psikolojik destek ile kişi kilosunu kontrol edebilir. Ayrıca psikolojik destek obezitede özgüvenini geliştirme, kilo kontrolünde motivasyonu arttırma, stresle baş etme, toplumda karşılaşılan önyargıyla savaşma konusunda oldukça etkilidir. Takvim'deki habere göre,
    psikolojik destek aşırı kilolu kişilerin kilo verme dönemlerinde, bu dönemlerin öncesinde ve sonrasında sağlıklı ve üretken bir hayat sürmeleri için yardımcı olur.

    PSİKOLOJİK FAKTÖRLER
    Aşırı Yeme Bozukluğu ve Gece Yeme Sendromu obeziteye sebep olur. Bunun dışında çocukluk döneminde fiziksel şiddet ve cinsel taciz görmek de obeziteye sebep olabilir. Kişi aşırı kiloyu vücudunu dış etkenlerden koruyan bir zırh olarak görür. Kilo vermeyi bilinçli veya bilinçsiz olarak reddedebilir. Başladığı zayıflama diyetlerini kısa sürede bırakıp tekrar başlamak için direnç gösterebilir.

    Obezitenin psikolojik sebepleri olduğu gibi, genetik, biyolojik, çevresel sebepleri de vardır. Dolayısıyla, her obezite vakasının altında psikolojik sebepler ve/veya yeme bozuklukları aramak yanlış olur. Gece yeme sendromu olan kişi obez olmayabiliyorsa obez olan her kişide de yeme bozuklukları aranmamalıdır.

    KAYNAK
  15. Hayat Sevince Güzel
    20.Ocak.2011, 16:50
    #8

    Obezite özgüven eksikliğine neden oluyor

    Obezitenin okul basarisini olumsuz etkiledigi belirtildi.
    Denizli Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal ve Genel Cerrahi Uzmani Dr. Mustafa Kivrak, Doga Koleji ögrencilerine çagin en önemli sorunu haline gelen obezite hakkinda bilgi verdi. Konferansin açilis konusmasini yapan Denizli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmani Dr. Mustafa Kivrak, "Ülkenin gelecegi olan siz gençlerimizin saglikli beslenme yöntemlerini iyi bilmesi gerekir. Çünkü saglam kafa saglam vücutta bulunur. Bu da beslenmeyle olur" dedi.
    Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal de, küçük yastan itibaren beslenme ve diyet aliskanliklarinin önemine degindi. Sismanligin bütün hastaliklarin kaynagini olusturdugunu belirten Uz.Dr. Nevzat Bilal, söyle konustu: "Obezitenin dünyada çig gibi büyüdügünü, gün geçtikçe arttigini ve bütün hastaliklarin anasi oldugunu biliyoruz. Bunu bütün dünya biliyor. Bizim istegimiz Milli Egitim Bakanligi tarafindan ilkokuldan itibaren müfredatlara saglikli beslenme derslerinin konulmasi ve bu
    derslerin mecburi olmasidir. Çünkü, beslenme aliskanliklari küçük yasta basliyor ve çocuklarini saglikli beslenme konusunda en iyi sekilde egitebilmesi için ailelere önemli görevler düsüyor."
    Bel kalinligi arttikça obezite ve hastalik riskinin de arttigini ifade eden Uz.Dr. Bilal, "Obezite hastaligi birçok hastaligi beraberinde getiriyor. Seker hastaligi, tansiyon, kolesterol, kalp krizi ve felç gibi bütün hastaliklarin obez insanlarda görülme ihtimali çok daha yüksek" dedi.
    Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal, sagligi olumsuz etkileyen obezitenin ayrica özgüven eksikligine neden oldugunu, kisileri sosyal yasamdan uzaklastirdigi söyledi. Uz.Dr. Bilal, "Ayrica obezite yüzünden esler arasinda bosanmalar görülüyor. Bu yüzden saglikli bir birey olmak için beslenme önkosuldur. Basarili olmak istiyorsaniz sisman olmayin" dedi.
    Ögrencilere tavsiyelerde bulunan Uz.Dr. Bilal, saglikli yasamak için hareket etmelerini, televizyon ve bilgisayar karsisinda geçirdikleri süreyi azaltmalarini, düzenli spor yapmalarini ve sebze yemegi agirlikli beslenmelerini önerdi.



    Obezte zgven Eksklgne Neden Oluyor - Haber Oku
  16. 20.Ocak.2011, 16:50
    #8
    Hayat Sevince Güzel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hayat Sevince Güzel
    Misafir
    Obezitenin okul basarisini olumsuz etkiledigi belirtildi.
    Denizli Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal ve Genel Cerrahi Uzmani Dr. Mustafa Kivrak, Doga Koleji ögrencilerine çagin en önemli sorunu haline gelen obezite hakkinda bilgi verdi. Konferansin açilis konusmasini yapan Denizli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmani Dr. Mustafa Kivrak, "Ülkenin gelecegi olan siz gençlerimizin saglikli beslenme yöntemlerini iyi bilmesi gerekir. Çünkü saglam kafa saglam vücutta bulunur. Bu da beslenmeyle olur" dedi.
    Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal de, küçük yastan itibaren beslenme ve diyet aliskanliklarinin önemine degindi. Sismanligin bütün hastaliklarin kaynagini olusturdugunu belirten Uz.Dr. Nevzat Bilal, söyle konustu: "Obezitenin dünyada çig gibi büyüdügünü, gün geçtikçe arttigini ve bütün hastaliklarin anasi oldugunu biliyoruz. Bunu bütün dünya biliyor. Bizim istegimiz Milli Egitim Bakanligi tarafindan ilkokuldan itibaren müfredatlara saglikli beslenme derslerinin konulmasi ve bu
    derslerin mecburi olmasidir. Çünkü, beslenme aliskanliklari küçük yasta basliyor ve çocuklarini saglikli beslenme konusunda en iyi sekilde egitebilmesi için ailelere önemli görevler düsüyor."
    Bel kalinligi arttikça obezite ve hastalik riskinin de arttigini ifade eden Uz.Dr. Bilal, "Obezite hastaligi birçok hastaligi beraberinde getiriyor. Seker hastaligi, tansiyon, kolesterol, kalp krizi ve felç gibi bütün hastaliklarin obez insanlarda görülme ihtimali çok daha yüksek" dedi.
    Devlet Hastanesi Endokrinoloji Uzmani Dr. Nevzat Bilal, sagligi olumsuz etkileyen obezitenin ayrica özgüven eksikligine neden oldugunu, kisileri sosyal yasamdan uzaklastirdigi söyledi. Uz.Dr. Bilal, "Ayrica obezite yüzünden esler arasinda bosanmalar görülüyor. Bu yüzden saglikli bir birey olmak için beslenme önkosuldur. Basarili olmak istiyorsaniz sisman olmayin" dedi.
    Ögrencilere tavsiyelerde bulunan Uz.Dr. Bilal, saglikli yasamak için hareket etmelerini, televizyon ve bilgisayar karsisinda geçirdikleri süreyi azaltmalarini, düzenli spor yapmalarini ve sebze yemegi agirlikli beslenmelerini önerdi.



    Obezte zgven Eksklgne Neden Oluyor - Haber Oku
  17. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Mesajlar
    4.727

    Obezite eklemlerde kireçlenmeye neden oluyor




    Halk arasında aşırı şişmanlık olarak bilinen ''obezite'' eklemlere kireçlenmeye yol açarak, eklemlerde geri dönüşü olmayan hasara yol açıyor.
    Uzmanlar, obezlerde kireçlenme riskinin erkeklerde 2, kadınlarda 3 kat arttığına dikkat çekiyor. Yürüme sırasında vücut ağırlığının, 3-6 kat diz eklemine yük olarak bindiği belirten uzmanlar, bir kilogram fazlalığın diz eklemine 6 kilogram olarak yansıdığını ifade ediyor. Aşırı kiloların eklemde oluşturduğu anormal yükler, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığına dikkati çeken uzmanlar, hastalık başladıktan sonra kilo verilmesinin de kireçlenmenin ilerlemesini ve ağrıyı azalttığını vurguluyor.

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Reha Tandoğan, halk arasında kireçlenme olarak bilinen hastalığın ''artroz'' veya ''osteoartrit'' diye tanımlandığını ve eklemlerde meydana gelen aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıktığını söyledi.

    Kemikleri birbirine bağlayan eklemlerde, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağının zamanla aşındığını ve yer yer dökülerek altındaki kemiğin ortaya çıktığını anlatan Tandoğan, kireçlenmenin en sık yük taşıyan eklemlerde görüldüğüne dikkati çekti. Tandoğan, ''En fazla diz eklemi olmak üzere, kalça, el parmakları ve omurga sık olarak tutulur. Buna karşın, özel bir yaralanma olmadığı müddetçe bilek, omuz, dirsek gibi eklemlerin tutulumu nadirdir'' diye konuştu.

    Kireçlenmenin yarattığı hasarı geri döndürerek eklemi normal haline getirecek bir tedavi yöntemi olmadığına dikkati çeken Tandoğan, hastalığın yıllar içinde ilerlediğini, birden fazla eklemin tutulabildiğini söyledi. Tandoğan, belirtilerin şiddetinin dalgalanmalar gösterdiğini, aktivite ile arttığını, dinlenme ve ilaçlarla sessiz dönemler olabildiğini belirtti.

    -''AĞRI, SOĞUK VE NEMLİ HAVALARDA ARTIYOR''-

    Ağrının, kireçlenmenin en önemli habercisi olduğunu vurgulayan Tandoğan'ın verdiği bilgiye göre, önceleri eklem kullanıldığında artan dinlenildiğinde ise geçen ağrılar, hastalık ilerledikçe kalıcı hala geliyor.

    Eklemlerde şişlik, kemik çıkıntılar ve şekil bozuklukları ortaya çıkıyor. Kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu kıtırtı şeklinde sesler duyulabiliyor. Eklemlerin hareket açıklığı azalıyor ve tutulan eklemde işlev kaybı ortaya çıkıyor.

    Hareketin başlangıcında ağrı ve eklem sertliği daha fazla oluyor. Hareket tekrar tekrar yapıldığında sertlikte bir miktar düzelme oluyor. Hastaların yakınmaları, soğuk ve nemli havalarda daha çok artıyor.

    Hareket kısıtlılığı, eklem sıvısının artmasına bağlı şişme, eklem çevresi kasların incelmesi ve diz eklemindeki aşınmaya bağlı olarak şekil bozukluğu görülebiliyor. Zaman içinde diz deforme olarak, bacaklar içe doğru eğriliyor. Eklem içinde serbest gezen kıkırdak veya kemik parçalarına bağlı olarak dizde takılma ve kilitlenme gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.

    -''OBEZİTE, KADINLARDA KİREÇLENME RİSKİ 3 KAT ARTIRIYOR''-

    Kireçlenmede en önemli risk faktörü yaşlılık olarak belirtiliyor. 65 yaşın üzerindekilerin üçte birinde röntgen grafileri kireçlenme bulgularını gösteriyor.

    Obezite de en önemli faktörler arasında yer alıyor. Obezlerde kireçlenme riski erkeklerde 2 misli, kadınlarda 3 kat artıyor. Bilinmeyen nedenlerden dolayı kadınlarda kireçlenme, erkeklere oranla iki misli daha sık görülüyor.

    Kalıtsal özelliklerin de etkili olduğu kireçlenme ileri düzeyde futbol ve tenis oynayanlar ve uzun mesafe koşucuları da diz eklemlerinden hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar bile yüksek oranda kireçlenme açısından risk taşıyor. Bunun nedeni, aşırı kullanım olarak gösteriliyor.

    Belirli meslekler ve sporlarda, tekrarlayıcı zorlayıcı hareketler ve uygun olmayan pozisyonlarda uzun süre kalmak, eklem sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzun süreli çömelme pozisyonunda çalışan ve ağır kaldıran madencilerde diz ekleminde, haltercilerde bel ve köprücük kemiğinin uç ekleminde, kırıcı delici kullanan işçilerin omuz ekleminde aşınmalar görülebiliyor.

    Bunların dışında eklem kıkırdağına zarar verebilecek bütün hastalık ve yaralanmalar zemin hazırlayabiliyor.

    Eklemi ilgilendiren kırıklar, tedavi edilmemiş menüsküs ve bağ yaralanmaları, gut hastalığında eklemde ürik asit birikmesi, mikroplu ve mikropsuz iltihaplar, hemofili hastalığında tekrarlayan eklem içi kanamalar gibi birçok nedene bağlı olarak eklemde kireçlenmeye neden olabiliyor.

    -''VÜCUTTAKİ 1 KİLO FAZLALIK, DİZE 6 KİLO YANSIYOR''-

    Kireçlenme riskini azaltmak için obeziteden kaçınılması gerekiyor. Yürüme sırasında vücut ağırlığı, 3 ila 6 misli diz eklemine bindiğinden bir kilogram fazlalık diz eklemine 6 kilogram olarak yansıyor. Aşırı kiloların eklemde oluşturduğu anormal yükler, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açıyor. Hastalık başladıktan sonra kilo verilmesi, hastalığın ilerlemesini ve ağrıyı azaltıyor.

    Düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersizler eklem sağlığı için önem taşıyor. Haftada 5 kez 20-30 dakikalık düşük yoğunluklu egzersiz, yüzme, yürüyüş, bisiklet, golf gibi sporlar yapılması, koşma ve sıçrama hareketlerinden uzak durulması öneriliyor. Çömelme, merdiven inip çıkma gibi aktivitelerin azaltılması ve 2 kilogramın üzerinde yük taşımaktan kaçınılması isteniyor.

    Baston kullanımı, yük taşıyan eklemlerin artrozunda, hasarlı ekleme binen yükü azaltıyor. Yumuşak tabanlıklar ile uygun ayakkabı seçilmesi gerekiyor. Basit dizlik ve bileklik gibi yardımcı cihazlar hasta konforunu artırıyor.

    -TEDAVİ EDİLMEMİŞ ÖN ÇAPRAZ BAĞ YIRTIĞINA DİKKAT-

    Eklemi ilgilendiren kırıkların doğru tedavi edilmesi, menüsküs ve çapraz bağ yaralanmalarının zaman geçirmeden düzeltilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Tandoğan ve ekibi tarafından yapılan ve yurt dışında da yayımlanan çalışma, tedavi edilmemiş ön çapraz bağ yırtıklarından 10 yıl sonra eklemde kireçlenme riskinin çok yüksek oranda arttığını gösteriyor.

    Kireçlenmede hastalığın seyri, hastanın yaşı ve söz konusu eklemin nerede olduğu göz önünde tutularak cerrahi ya da geçici rahatlama sağlayacak çeşitli enjeksiyon yöntemleri uygulanıyor.


    kaynak
  18. 24.Ocak.2011, 20:02
    #9



    Halk arasında aşırı şişmanlık olarak bilinen ''obezite'' eklemlere kireçlenmeye yol açarak, eklemlerde geri dönüşü olmayan hasara yol açıyor.
    Uzmanlar, obezlerde kireçlenme riskinin erkeklerde 2, kadınlarda 3 kat arttığına dikkat çekiyor. Yürüme sırasında vücut ağırlığının, 3-6 kat diz eklemine yük olarak bindiği belirten uzmanlar, bir kilogram fazlalığın diz eklemine 6 kilogram olarak yansıdığını ifade ediyor. Aşırı kiloların eklemde oluşturduğu anormal yükler, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığına dikkati çeken uzmanlar, hastalık başladıktan sonra kilo verilmesinin de kireçlenmenin ilerlemesini ve ağrıyı azalttığını vurguluyor.

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Reha Tandoğan, halk arasında kireçlenme olarak bilinen hastalığın ''artroz'' veya ''osteoartrit'' diye tanımlandığını ve eklemlerde meydana gelen aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıktığını söyledi.

    Kemikleri birbirine bağlayan eklemlerde, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağının zamanla aşındığını ve yer yer dökülerek altındaki kemiğin ortaya çıktığını anlatan Tandoğan, kireçlenmenin en sık yük taşıyan eklemlerde görüldüğüne dikkati çekti. Tandoğan, ''En fazla diz eklemi olmak üzere, kalça, el parmakları ve omurga sık olarak tutulur. Buna karşın, özel bir yaralanma olmadığı müddetçe bilek, omuz, dirsek gibi eklemlerin tutulumu nadirdir'' diye konuştu.

    Kireçlenmenin yarattığı hasarı geri döndürerek eklemi normal haline getirecek bir tedavi yöntemi olmadığına dikkati çeken Tandoğan, hastalığın yıllar içinde ilerlediğini, birden fazla eklemin tutulabildiğini söyledi. Tandoğan, belirtilerin şiddetinin dalgalanmalar gösterdiğini, aktivite ile arttığını, dinlenme ve ilaçlarla sessiz dönemler olabildiğini belirtti.

    -''AĞRI, SOĞUK VE NEMLİ HAVALARDA ARTIYOR''-

    Ağrının, kireçlenmenin en önemli habercisi olduğunu vurgulayan Tandoğan'ın verdiği bilgiye göre, önceleri eklem kullanıldığında artan dinlenildiğinde ise geçen ağrılar, hastalık ilerledikçe kalıcı hala geliyor.

    Eklemlerde şişlik, kemik çıkıntılar ve şekil bozuklukları ortaya çıkıyor. Kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu kıtırtı şeklinde sesler duyulabiliyor. Eklemlerin hareket açıklığı azalıyor ve tutulan eklemde işlev kaybı ortaya çıkıyor.

    Hareketin başlangıcında ağrı ve eklem sertliği daha fazla oluyor. Hareket tekrar tekrar yapıldığında sertlikte bir miktar düzelme oluyor. Hastaların yakınmaları, soğuk ve nemli havalarda daha çok artıyor.

    Hareket kısıtlılığı, eklem sıvısının artmasına bağlı şişme, eklem çevresi kasların incelmesi ve diz eklemindeki aşınmaya bağlı olarak şekil bozukluğu görülebiliyor. Zaman içinde diz deforme olarak, bacaklar içe doğru eğriliyor. Eklem içinde serbest gezen kıkırdak veya kemik parçalarına bağlı olarak dizde takılma ve kilitlenme gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.

    -''OBEZİTE, KADINLARDA KİREÇLENME RİSKİ 3 KAT ARTIRIYOR''-

    Kireçlenmede en önemli risk faktörü yaşlılık olarak belirtiliyor. 65 yaşın üzerindekilerin üçte birinde röntgen grafileri kireçlenme bulgularını gösteriyor.

    Obezite de en önemli faktörler arasında yer alıyor. Obezlerde kireçlenme riski erkeklerde 2 misli, kadınlarda 3 kat artıyor. Bilinmeyen nedenlerden dolayı kadınlarda kireçlenme, erkeklere oranla iki misli daha sık görülüyor.

    Kalıtsal özelliklerin de etkili olduğu kireçlenme ileri düzeyde futbol ve tenis oynayanlar ve uzun mesafe koşucuları da diz eklemlerinden hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar bile yüksek oranda kireçlenme açısından risk taşıyor. Bunun nedeni, aşırı kullanım olarak gösteriliyor.

    Belirli meslekler ve sporlarda, tekrarlayıcı zorlayıcı hareketler ve uygun olmayan pozisyonlarda uzun süre kalmak, eklem sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzun süreli çömelme pozisyonunda çalışan ve ağır kaldıran madencilerde diz ekleminde, haltercilerde bel ve köprücük kemiğinin uç ekleminde, kırıcı delici kullanan işçilerin omuz ekleminde aşınmalar görülebiliyor.

    Bunların dışında eklem kıkırdağına zarar verebilecek bütün hastalık ve yaralanmalar zemin hazırlayabiliyor.

    Eklemi ilgilendiren kırıklar, tedavi edilmemiş menüsküs ve bağ yaralanmaları, gut hastalığında eklemde ürik asit birikmesi, mikroplu ve mikropsuz iltihaplar, hemofili hastalığında tekrarlayan eklem içi kanamalar gibi birçok nedene bağlı olarak eklemde kireçlenmeye neden olabiliyor.

    -''VÜCUTTAKİ 1 KİLO FAZLALIK, DİZE 6 KİLO YANSIYOR''-

    Kireçlenme riskini azaltmak için obeziteden kaçınılması gerekiyor. Yürüme sırasında vücut ağırlığı, 3 ila 6 misli diz eklemine bindiğinden bir kilogram fazlalık diz eklemine 6 kilogram olarak yansıyor. Aşırı kiloların eklemde oluşturduğu anormal yükler, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açıyor. Hastalık başladıktan sonra kilo verilmesi, hastalığın ilerlemesini ve ağrıyı azaltıyor.

    Düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersizler eklem sağlığı için önem taşıyor. Haftada 5 kez 20-30 dakikalık düşük yoğunluklu egzersiz, yüzme, yürüyüş, bisiklet, golf gibi sporlar yapılması, koşma ve sıçrama hareketlerinden uzak durulması öneriliyor. Çömelme, merdiven inip çıkma gibi aktivitelerin azaltılması ve 2 kilogramın üzerinde yük taşımaktan kaçınılması isteniyor.

    Baston kullanımı, yük taşıyan eklemlerin artrozunda, hasarlı ekleme binen yükü azaltıyor. Yumuşak tabanlıklar ile uygun ayakkabı seçilmesi gerekiyor. Basit dizlik ve bileklik gibi yardımcı cihazlar hasta konforunu artırıyor.

    -TEDAVİ EDİLMEMİŞ ÖN ÇAPRAZ BAĞ YIRTIĞINA DİKKAT-

    Eklemi ilgilendiren kırıkların doğru tedavi edilmesi, menüsküs ve çapraz bağ yaralanmalarının zaman geçirmeden düzeltilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Tandoğan ve ekibi tarafından yapılan ve yurt dışında da yayımlanan çalışma, tedavi edilmemiş ön çapraz bağ yırtıklarından 10 yıl sonra eklemde kireçlenme riskinin çok yüksek oranda arttığını gösteriyor.

    Kireçlenmede hastalığın seyri, hastanın yaşı ve söz konusu eklemin nerede olduğu göz önünde tutularak cerrahi ya da geçici rahatlama sağlayacak çeşitli enjeksiyon yöntemleri uygulanıyor.


    kaynak
  19. Zümrüdü Anka
    31.Ocak.2011, 19:24
    #10

    Çocuklardaki obeziteye uzman uyarısı

    Uzmanlar, anne ve babaları uyararak, çocuklarının obez olmaması için gerek okul beslenmesinde gerek günlük hayatta meyve, süt ve yoğurt tüketimini artırmalarını istedi.

    Kayseri Özel Tekden Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Duydu Deniz, günümüzün en büyük hastalıklarından birinin şişmanlık olduğunu söyledi. Deniz, obezitenin hem çocuklukta hem gelecekte yaşam kalitesini düşüren önemli bir sorun olduğuna işaret etti.

    Diyet Uzmanı Duydu Deniz, günümüzde çocukluk çağında görülen obezitenin iki önemli nedeni olduğunu ifade etti. Deniz, bunlardan birincisinin hareket azlığı, diğerinin de dengesiz beslenme alışkanlığı olduğunu ifade etti. Deniz, şu uyarılarda bulundu:

    "Çocukların, sürekli gidecekleri yerlere araçla gitmeleri, günlük boş zamanlarını televizyon, bilgisayar başında geçirmeleri hareketsizliği doğuruyor. Çocuklar bunun sonucunda aldıkları kalorileri yakacak enerjiyi sarf edemiyorlar. Böylece kilo artışı görülebiliyor. Hastane olarak, çocukluk çağı obeziteyi önlemek amaçlı ailelere danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu konuda tavsiyemiz, çocukların gün içinde yapabilecekleri bir spor dalına yönlendirilmeleridir. Düzenli spor yapmaları hem kilo vermelerini sağlayacak hem de ilerde yakalanacağı kronik bir hastalığı önleyecektir."

    Deniz, kilo artışının bir diğer sebebinin ise dengesiz beslenme alışkanlığı olduğunu belirtti. Deniz, şöyle konuştu: "Çocukların günlük aldıkları besinlerin kalori seviyesinin yüksek, fakat besin kalitesinin düşük olması çocuklarda kilo alımını hızlandırmakta. Abur cubur dediğimiz besinler çocuğun kilo almasına neden olacaktır. Bu açıdan ailelerin bilinçli olması ve doğru beslenme biçimi uygulaması önemli. Çünkü çocuklar aile ile birlikte yemek yedikleri için sofrada besin kalitesi yüksek gıdaların olması gerekir. Çocukların tükettiği cips, kola tarzı besinler daha çok yağ ve karbonhidrat yani şeker grubu yüksek fakat protein, vitamin, mineral değeri düşük yiyeceklerdir. Bunları alıp yeterli aktivite yapmadıkları zaman çocuklarda obezite ve kilo artışı görülebilir."

    Obezite için belirli bir yaş sınırı olmadığını önemle vurgulayan Deniz, "Çocuğun doğumundan itibaren aylık kilo artışını kontrol ederek bunu değerlendirebiliriz. İlk aylarda ya da bir yaşını doldurduktan sonra da kilo artışı fazlalaşabilir. Tamamen ailenin çocuğu yönlendirmesi ve beslenme alışkanlıklarını iyi bir biçimde vermesiyle ilgilidir." dedi.

    Ailelerin, çocukları için beslenme çantası hazırlarken titiz davranmalarını tavsiye eden Deniz, "Çocukların beslenme çantalarında vitamin, mineral ve protein açısından zengin yiyecekler olması; ara öğünlerinde, öğle yemeklerinden önce ve sonra besin kalitesi yüksek besinleri almalarını daha çok tercih ediyoruz. Örneğin çocuk tatlı ihtiyacını meyveden karşılayabilir, yine proteinden zengin süt, yoğurt gibi yiyeceklerin beslenme çantasında olması çok önemlidir." diye konuştu.

    (CİHAN)
  20. 31.Ocak.2011, 19:24
    #10
    Zümrüdü Anka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Zümrüdü Anka
    Misafir
    Uzmanlar, anne ve babaları uyararak, çocuklarının obez olmaması için gerek okul beslenmesinde gerek günlük hayatta meyve, süt ve yoğurt tüketimini artırmalarını istedi.

    Kayseri Özel Tekden Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Duydu Deniz, günümüzün en büyük hastalıklarından birinin şişmanlık olduğunu söyledi. Deniz, obezitenin hem çocuklukta hem gelecekte yaşam kalitesini düşüren önemli bir sorun olduğuna işaret etti.

    Diyet Uzmanı Duydu Deniz, günümüzde çocukluk çağında görülen obezitenin iki önemli nedeni olduğunu ifade etti. Deniz, bunlardan birincisinin hareket azlığı, diğerinin de dengesiz beslenme alışkanlığı olduğunu ifade etti. Deniz, şu uyarılarda bulundu:

    "Çocukların, sürekli gidecekleri yerlere araçla gitmeleri, günlük boş zamanlarını televizyon, bilgisayar başında geçirmeleri hareketsizliği doğuruyor. Çocuklar bunun sonucunda aldıkları kalorileri yakacak enerjiyi sarf edemiyorlar. Böylece kilo artışı görülebiliyor. Hastane olarak, çocukluk çağı obeziteyi önlemek amaçlı ailelere danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu konuda tavsiyemiz, çocukların gün içinde yapabilecekleri bir spor dalına yönlendirilmeleridir. Düzenli spor yapmaları hem kilo vermelerini sağlayacak hem de ilerde yakalanacağı kronik bir hastalığı önleyecektir."

    Deniz, kilo artışının bir diğer sebebinin ise dengesiz beslenme alışkanlığı olduğunu belirtti. Deniz, şöyle konuştu: "Çocukların günlük aldıkları besinlerin kalori seviyesinin yüksek, fakat besin kalitesinin düşük olması çocuklarda kilo alımını hızlandırmakta. Abur cubur dediğimiz besinler çocuğun kilo almasına neden olacaktır. Bu açıdan ailelerin bilinçli olması ve doğru beslenme biçimi uygulaması önemli. Çünkü çocuklar aile ile birlikte yemek yedikleri için sofrada besin kalitesi yüksek gıdaların olması gerekir. Çocukların tükettiği cips, kola tarzı besinler daha çok yağ ve karbonhidrat yani şeker grubu yüksek fakat protein, vitamin, mineral değeri düşük yiyeceklerdir. Bunları alıp yeterli aktivite yapmadıkları zaman çocuklarda obezite ve kilo artışı görülebilir."

    Obezite için belirli bir yaş sınırı olmadığını önemle vurgulayan Deniz, "Çocuğun doğumundan itibaren aylık kilo artışını kontrol ederek bunu değerlendirebiliriz. İlk aylarda ya da bir yaşını doldurduktan sonra da kilo artışı fazlalaşabilir. Tamamen ailenin çocuğu yönlendirmesi ve beslenme alışkanlıklarını iyi bir biçimde vermesiyle ilgilidir." dedi.

    Ailelerin, çocukları için beslenme çantası hazırlarken titiz davranmalarını tavsiye eden Deniz, "Çocukların beslenme çantalarında vitamin, mineral ve protein açısından zengin yiyecekler olması; ara öğünlerinde, öğle yemeklerinden önce ve sonra besin kalitesi yüksek besinleri almalarını daha çok tercih ediyoruz. Örneğin çocuk tatlı ihtiyacını meyveden karşılayabilir, yine proteinden zengin süt, yoğurt gibi yiyeceklerin beslenme çantasında olması çok önemlidir." diye konuştu.

    (CİHAN)

Git 123 Sonuncu

Benzer Konular

  1. Cevap: 2
    Son Mesaj : 20.Eylül.2011, 19:05
  2. Zihinsel Engelli Çocuklarda Obezite
    Konu Sahibi Defnex Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Aralık.2010, 20:36
  3. Akut Dağ Hastalığı (Yükseklik Hastalığı) Nedir?
    Konu Sahibi Defnex Forum Sağlık / Diğer
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Ekim.2010, 21:48
  4. İltihaplı Barsak Hastalığı (Crohn Hastalığı)
    Konu Sahibi Defnex Forum Sağlık / Diğer
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Ekim.2010, 15:58
  5. Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Ekim.2010, 14:47

Bu Konu için Etiketler