Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Otistik çocuklarda mide-bağırsak sorunları ve çözümleri

Son yapılan araştırmalar otizmin, sindirim sisteminde başlayan, sonuçlarını beyinde gösteren bir hastalık tablosu olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim otistik çocukların %76 ile %100’ünde mide-bağırsak problemi vardır. Bu problemler karın ağrısı, sık sık geceleri uyanma, karın üzerine yatma, kronik ishal, kabızlık, ağız kokusu, gaz çıkarma ve geğirme şikayetleri ile karşımıza çıkar. Dışkı çoğu kez pis kokulu olup, sindirilmemiş yiyecek parçaları ve yağ içerebilir. Otistik çocukların geçmişe

Konuyu değerlendir: Otistik çocuklarda mide-bağırsak sorunları ve çözümleri

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2767 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646

    Otistik çocuklarda mide-bağırsak sorunları ve çözümleri

    Son yapılan araştırmalar otizmin, sindirim sisteminde başlayan, sonuçlarını beyinde gösteren bir hastalık tablosu olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim otistik çocukların %76 ile %100’ünde mide-bağırsak problemi vardır. Bu problemler karın ağrısı, sık sık geceleri uyanma, karın üzerine yatma, kronik ishal, kabızlık, ağız kokusu, gaz çıkarma ve geğirme şikayetleri ile karşımıza çıkar. Dışkı çoğu kez pis kokulu olup, sindirilmemiş yiyecek parçaları ve yağ içerebilir. Otistik çocukların geçmişe yönelik dikkatli bir sorgulaması yapıldığında hastalık tablosunun gaz sancıları ve sık sık geceleri uyanma gibi mide-bağırsak şikayetleri ile başladığı ortaya konulabilir.
    Başlıca mide-bağırsak sorunları
    • Otistik çocuklarda sindirim enzimlerinde tahribat ya da işlevsel bozukluk nedeni ile protein, yağ ve şekerlerin parçalanarak küçük birimlerine indirgenmesi, yani sindirilmesi büyük ölçüde aksar.
    • Başta sekretin olmak üzere sindirime yardımcı olan mide-bağırsak sıvılarının miktarı azalır.
    • Bağırsakta bulunan vitamin, mineral, protein, yağ, şeker ve diğer besinlerin emilerek kana geçmesi azalır.
    • Buna karşılık bağırsak geçirgenliği arttığından normalde kana geçmeyen bazı sindirilmemiş yiyecek parçaları ve toksik maddeler kana geçer.
    • Bağırsaktaki faydalı mikroorganizmalar denilen probiyotiklerin (Lactobacillus, Bifidobacterium vb) sayısı azalmıştır. Buna karşılık normal bir kişinin bağırsağında az bulunan ve hastalık yapma yeteneği olan mikroorganizmaların sayısı artmıştır. Bunların başında pamukçuk mantarı (Candida) ve Clostridium isimli bakteriler gelir.
    • Reflü sıktır. Yemek borusundan makata kadar bütün bağırsak iltihaplıdır (özofajit, gastrit, duodenit, enterit, kolit).
    Sindirim fonksiyonları neden bozulur?

    Otistik hastalarda sindirim fonksiyonlarını bozan temel nedenler ağır metaller, antibiyotikler ve diğer toksik maddelerdir. Diğer nedenler arasında enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida) ve beyin kan akımında azalma gelmektedir.
    Otizm klasik bir gen hastalığı değildir. Ama genetik yatkınlık (gen polimorfizmleri) nedeni ile bazı çocuklar bu toksinler ve enfeksiyonlar ile yeterince baş edememektedirler. Gen polimorfizmleri onbinlerce yıldan beri var olmalarına karşın otizm tablosuna neden olmamışlardır. , Ancak son yüzyılda artan çevre kirliliği nedeni ile otizmde tam anlamı ile bir patlama olmuştur. Yani otizmi sadece gen polimorfizmlerinin varlığına bağlamak son derece yanıltıcıdır. Üstelik çevresel zararlılar azaltılırsa sadece gen polimorfizmlerinin varlığı otizm tablosuna neden olmamaktadır.

    Şekil 1. Otizmin muhtemel oluş mekanizması
    Probiyotiklerin insan sağlığındaki önemi

    Otizm tablosundaki çocuğun en önemli özelliklerinden biri bağırsaklarında bulunan faydalı mikroorganizmaların (probiyotikler) azalmasıdır. Konuyu iyi anlayabilmek için önce probiyotiklerin ne olduğu ve ne işlere yaradığını görelim?
    Yeterli miktarda yenildiğinde insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalara (bakteri ve daha az oranda da mantarlar) probiyotik denir. Bağırsaktaki bazı mikroorganizmaların çoğalmasını artıran ve/veya aktivitesini uyaran ve insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) ise prebiyotik denir.
    Probiyotiklerin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Kitab-ı Mukaddesin Farsça bir versiyonunda Hazret-i İbrahim’in uzun yaşaması (yüzlerce yıl!), fermente süt ürünlerini (yoğurt, kefir, peynir vb) çok tüketmesine bağlanmıştır (Genesis, yaradılış, tekvin”18:8). MÖ 76 yılında Roma tarihçisi Plinius ishal tedavisinde fermente süt ürünlerinin kullanılmasını salık vermiştir.
    1912 Nobel Tıp Ödülünü kazanan Rus bilim adamı Élie Metchnikoff bilim dünyasında probiyotiklerin kaşifi sayılabilir. Metchnikoff yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünlerinde bulunan asit yapan mikroorganizmaların bağırsaktaki hastalık yapan mikroorganizmaları nötralize ettiğini saptamıştır. Metchnikoff Bulgaristan ve Kafkasya’da yaşayan insanların uzun ömürlü olmasını probiyotiklerden zengin gıdaların fazla tüketilmesiyle açıklamıştır.
    Probiyotiklerin özellikleri ve görevleri

    Erişkin bir insanın bağırsakta bulunan dışkı miktarı genellikle 3 kg civarında olup bunun yarısını (1.5kg), bakteriler oluşturur. Bağırsakta 100 trilyon bakteri bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlar yaklaşık 500 çeşittir.
    İnsan vücudunda doku ve organları oluşturan hücrelerin sayısı da yaklaşık 100 trilyondur. Yani erişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 200 trilyon hücrenin yarısını probiyotkler oluşturur. Bu bakteriler ve mantarlar 300 m2 büyüklüğünde bir yüzey oluşturan mukozayı koruyucu bir tabaka şeklinde döşer. Probiyotiklerin çok sayıda görevleri vardır (Tablo 1).
  2. 12.Eylül.2010, 14:55
    #1
    Son yapılan araştırmalar otizmin, sindirim sisteminde başlayan, sonuçlarını beyinde gösteren bir hastalık tablosu olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim otistik çocukların %76 ile %100’ünde mide-bağırsak problemi vardır. Bu problemler karın ağrısı, sık sık geceleri uyanma, karın üzerine yatma, kronik ishal, kabızlık, ağız kokusu, gaz çıkarma ve geğirme şikayetleri ile karşımıza çıkar. Dışkı çoğu kez pis kokulu olup, sindirilmemiş yiyecek parçaları ve yağ içerebilir. Otistik çocukların geçmişe yönelik dikkatli bir sorgulaması yapıldığında hastalık tablosunun gaz sancıları ve sık sık geceleri uyanma gibi mide-bağırsak şikayetleri ile başladığı ortaya konulabilir.
    Başlıca mide-bağırsak sorunları
    • Otistik çocuklarda sindirim enzimlerinde tahribat ya da işlevsel bozukluk nedeni ile protein, yağ ve şekerlerin parçalanarak küçük birimlerine indirgenmesi, yani sindirilmesi büyük ölçüde aksar.
    • Başta sekretin olmak üzere sindirime yardımcı olan mide-bağırsak sıvılarının miktarı azalır.
    • Bağırsakta bulunan vitamin, mineral, protein, yağ, şeker ve diğer besinlerin emilerek kana geçmesi azalır.
    • Buna karşılık bağırsak geçirgenliği arttığından normalde kana geçmeyen bazı sindirilmemiş yiyecek parçaları ve toksik maddeler kana geçer.
    • Bağırsaktaki faydalı mikroorganizmalar denilen probiyotiklerin (Lactobacillus, Bifidobacterium vb) sayısı azalmıştır. Buna karşılık normal bir kişinin bağırsağında az bulunan ve hastalık yapma yeteneği olan mikroorganizmaların sayısı artmıştır. Bunların başında pamukçuk mantarı (Candida) ve Clostridium isimli bakteriler gelir.
    • Reflü sıktır. Yemek borusundan makata kadar bütün bağırsak iltihaplıdır (özofajit, gastrit, duodenit, enterit, kolit).
    Sindirim fonksiyonları neden bozulur?

    Otistik hastalarda sindirim fonksiyonlarını bozan temel nedenler ağır metaller, antibiyotikler ve diğer toksik maddelerdir. Diğer nedenler arasında enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida) ve beyin kan akımında azalma gelmektedir.
    Otizm klasik bir gen hastalığı değildir. Ama genetik yatkınlık (gen polimorfizmleri) nedeni ile bazı çocuklar bu toksinler ve enfeksiyonlar ile yeterince baş edememektedirler. Gen polimorfizmleri onbinlerce yıldan beri var olmalarına karşın otizm tablosuna neden olmamışlardır. , Ancak son yüzyılda artan çevre kirliliği nedeni ile otizmde tam anlamı ile bir patlama olmuştur. Yani otizmi sadece gen polimorfizmlerinin varlığına bağlamak son derece yanıltıcıdır. Üstelik çevresel zararlılar azaltılırsa sadece gen polimorfizmlerinin varlığı otizm tablosuna neden olmamaktadır.

    Şekil 1. Otizmin muhtemel oluş mekanizması
    Probiyotiklerin insan sağlığındaki önemi

    Otizm tablosundaki çocuğun en önemli özelliklerinden biri bağırsaklarında bulunan faydalı mikroorganizmaların (probiyotikler) azalmasıdır. Konuyu iyi anlayabilmek için önce probiyotiklerin ne olduğu ve ne işlere yaradığını görelim?
    Yeterli miktarda yenildiğinde insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalara (bakteri ve daha az oranda da mantarlar) probiyotik denir. Bağırsaktaki bazı mikroorganizmaların çoğalmasını artıran ve/veya aktivitesini uyaran ve insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) ise prebiyotik denir.
    Probiyotiklerin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Kitab-ı Mukaddesin Farsça bir versiyonunda Hazret-i İbrahim’in uzun yaşaması (yüzlerce yıl!), fermente süt ürünlerini (yoğurt, kefir, peynir vb) çok tüketmesine bağlanmıştır (Genesis, yaradılış, tekvin”18:8). MÖ 76 yılında Roma tarihçisi Plinius ishal tedavisinde fermente süt ürünlerinin kullanılmasını salık vermiştir.
    1912 Nobel Tıp Ödülünü kazanan Rus bilim adamı Élie Metchnikoff bilim dünyasında probiyotiklerin kaşifi sayılabilir. Metchnikoff yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünlerinde bulunan asit yapan mikroorganizmaların bağırsaktaki hastalık yapan mikroorganizmaları nötralize ettiğini saptamıştır. Metchnikoff Bulgaristan ve Kafkasya’da yaşayan insanların uzun ömürlü olmasını probiyotiklerden zengin gıdaların fazla tüketilmesiyle açıklamıştır.
    Probiyotiklerin özellikleri ve görevleri

    Erişkin bir insanın bağırsakta bulunan dışkı miktarı genellikle 3 kg civarında olup bunun yarısını (1.5kg), bakteriler oluşturur. Bağırsakta 100 trilyon bakteri bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlar yaklaşık 500 çeşittir.
    İnsan vücudunda doku ve organları oluşturan hücrelerin sayısı da yaklaşık 100 trilyondur. Yani erişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 200 trilyon hücrenin yarısını probiyotkler oluşturur. Bu bakteriler ve mantarlar 300 m2 büyüklüğünde bir yüzey oluşturan mukozayı koruyucu bir tabaka şeklinde döşer. Probiyotiklerin çok sayıda görevleri vardır (Tablo 1).
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Tablo 1. Probiyotiklerin görevleri
    • Bağışıklık sistemini güçlendirmek.
    • Yiyeceklerin hazmını kalaylaştırmak.
    • Vitaminlerin (K vit, biyotin, B12, niasin vb) sentezini yapmak.
    • Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak.
    • Toksinlerin kan dolaşımına geçmesini engellemek.
    • Besin alerjilerini ve ekzemayı önlemek.
    • Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalıkların oluşumunu engellemek.
    • Kanseri önlemek.
    • Yaşlanmayı yavaşlatmak.
    • Depresyonu hafifletmek.
    • Otizm bulgularını hafifletmek.
    • İshali önlemek ve tedavi etmek.
    • İdrar yolu iltihaplarını önlemek.
    • Kabızlığı tedavi etmek.
    • Böbrek taşlarının (okzalat) oluşumunu azaltmak.
    • Otoimmün hastalıklardan korumak
    Bağırsaktaki bakteriler ve mantarlar

    Bağırsakta iki tip bakteri vardır. Aerob ve anaerob.
    Aerob bakterilerin yaşaması için ortamda yeterli oksijen bulunması gerekir. Anaerob bakteriler ise oksijensiz ortamda yaşarlar ve hatta ortamda fazla oksijen varsa üremeleri iyice yavaşlar. Bağırsakta bulunan oksijen miktarı düşük olduğundan anaerob bakterilerin sayısı daha fazladır.
    Bağırsakta bakterilere ek olarak maya ve mantarlar da bulunur.
    Normal bağırsak florasının gelişimi

    Bebek doğum sırasında vajinadan gelen probiyotikler (laktobasiller ve bifidobakterler) ile karşılaşır. Bebek anne sütü ile beslendikçe normal flora gelişir. Sezaryen ile doğan bebekler dış ortamda bulunan mikroplar ile karşılaşır ve normal flora oluşamaz. Doğum sonrası ilk kolonize olan floradan sağlıklı floraya geçiş uygun beslenme ortamı yaratılsa bile oldukça zordur.
    Bağırsakta bulunan bakterilerin %85’i iyi bakterilerdir (probiyotikler). Bunların en önemlileri lactobacillus acidophilus and lactobacillus bifidustur. Mide asitinin varlığı nedeni ile midede canlı bakteri sayısı çok azdır. Lactobacilli (acidopholus) ince bağırsağın üst bölümünde, lactobacillus bifiduslar ise ince bağırsağın alt bölümünde ve kalın bağırsakta mekan tutarlar.
    İyi bakteriler bağırsak duvarına yerleşirler ve sayı üstünlüğü ile hastalık yapabilecek bakterilerin fazla üremesine izin vermezler. Eğer zararlı bakterilerin sayısı artıp faydalıları geçerse (disbiyozis) çeşitli hastalıklar oluşur.
    Bağırsak geçirgenliği

    Normalde bağırsak hücreleri bağırsaktaki her maddenin (özellikle sindirilmemiş gıdalar ve toksik maddeler) kana geçişine izin vermez; yani bir güvenlik duvarı oluşturur. Buna bağırsak sızdırmazlığı denir. Bu koruyuculukta en önemli pay probiyotiklerdedir. Probiyotikler sayı üstünlükleri ile zararlı mikropları kovarak bağırsak duvarına yapışmasını engellerler.
    Kötü mikroplar üstünlüğü ele geçirirlerse (disbiyoz) bağırsak duvarını tahrip ederler ve bağırsağın geçirgenliği artar ‘leaky gut syndrom’.






    normal bağırsak geçirgen bağırsak




    Bağırsak geçirgenliği değişkendir. Yani bağırsak geçirgenliği artmış ise bağırsak hücreleri tamamen tahrip olmaz, ama aralarındaki sıkı boşluklar gevşer. Bu sırada geçmemesi gereken toksik maddeler de bağırsaktan kana geçer.
    Bağırsak hücrelerindeki hasar nedeni ile sindirim yapıcı enzimler (amilaz, laktaz, lipaz vb) azalır, yiyecek parçacıkları iyi sindirilemez.
    İlk bakışta bağırsak geçirgenliği arttığı için birçok vitamin ve mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesin kolaylaşmış olacağı akla gelirse de durum tam tersidir.
    Birçok vitamin ve mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesi bağırsak hücrelerinde bulunan taşıyıcı proteinlerin sayesinde olur. Bunlar olmadan taşınma çok az olacağından bir yığın besleyici maddenin kana geçmesi de azalır. Otistik çocuklarda bağırsak geçirgenliği arttığında taşıyıcı proteinlerde de işlevsel bozukluklar olur.
    Probiyotikler Th1 lenfosit adı verilen bağışıklık hücrelerinin yolunu uyarır. Bu yolun uyarılması mantarlar ve virüslerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Zararlı mikroorganizmalar üstünlüğü ele geçirirse Th2 lenfosit yolu ise aşırı uyarılır; sonuçta bağırsak geçirgenliği artar
    Öte yandan bağırsaktan emilmemesi gereken toksik maddeler (parçalanmamış kazein ve glüten parçacıkları ve diğer toksinler), bağırsak geçirgenliği arttığı için, elini kolunu sallayarak kana geçerler.
    Bu yabancı maddeleri fark eden bağışıklık sistemimiz düşmanı yok etmek için bütün gücü ile saldırır. Sonuçta iltihap artar, alerjik reaksiyonlar oluşur.
    Yabancı maddelerin sayısı o kadar fazladır ki bağırsaktaki bağışıklık sistemi bunların tümü ile başa çıkamaz. Bu maddeler kana geçerek karaciğere ulaşırlar. Karaciğer temizleyebildiğini temizler. Fakat kapasitesinin üzerine çıkan miktarı tekrar kana verir ve bu toksik maddeler başta beyin, kas ve eklemler olmak üzere bütün organlara dağılarak onları tahrip ederler.
    Sonuçta astım, egzema, otizm, mültipl skleroz, tiroidit, romatizmal hastalıklar, pankreas yetersizliği, Crohn hastalığı, fibromiyalji, otizm, mültipl skleroz, şizofreni ve çeşitli otoimmün hastalıklar oluşur.
  4. 12.Eylül.2010, 14:56
    #2
    Tablo 1. Probiyotiklerin görevleri
    • Bağışıklık sistemini güçlendirmek.
    • Yiyeceklerin hazmını kalaylaştırmak.
    • Vitaminlerin (K vit, biyotin, B12, niasin vb) sentezini yapmak.
    • Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak.
    • Toksinlerin kan dolaşımına geçmesini engellemek.
    • Besin alerjilerini ve ekzemayı önlemek.
    • Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalıkların oluşumunu engellemek.
    • Kanseri önlemek.
    • Yaşlanmayı yavaşlatmak.
    • Depresyonu hafifletmek.
    • Otizm bulgularını hafifletmek.
    • İshali önlemek ve tedavi etmek.
    • İdrar yolu iltihaplarını önlemek.
    • Kabızlığı tedavi etmek.
    • Böbrek taşlarının (okzalat) oluşumunu azaltmak.
    • Otoimmün hastalıklardan korumak
    Bağırsaktaki bakteriler ve mantarlar

    Bağırsakta iki tip bakteri vardır. Aerob ve anaerob.
    Aerob bakterilerin yaşaması için ortamda yeterli oksijen bulunması gerekir. Anaerob bakteriler ise oksijensiz ortamda yaşarlar ve hatta ortamda fazla oksijen varsa üremeleri iyice yavaşlar. Bağırsakta bulunan oksijen miktarı düşük olduğundan anaerob bakterilerin sayısı daha fazladır.
    Bağırsakta bakterilere ek olarak maya ve mantarlar da bulunur.
    Normal bağırsak florasının gelişimi

    Bebek doğum sırasında vajinadan gelen probiyotikler (laktobasiller ve bifidobakterler) ile karşılaşır. Bebek anne sütü ile beslendikçe normal flora gelişir. Sezaryen ile doğan bebekler dış ortamda bulunan mikroplar ile karşılaşır ve normal flora oluşamaz. Doğum sonrası ilk kolonize olan floradan sağlıklı floraya geçiş uygun beslenme ortamı yaratılsa bile oldukça zordur.
    Bağırsakta bulunan bakterilerin %85’i iyi bakterilerdir (probiyotikler). Bunların en önemlileri lactobacillus acidophilus and lactobacillus bifidustur. Mide asitinin varlığı nedeni ile midede canlı bakteri sayısı çok azdır. Lactobacilli (acidopholus) ince bağırsağın üst bölümünde, lactobacillus bifiduslar ise ince bağırsağın alt bölümünde ve kalın bağırsakta mekan tutarlar.
    İyi bakteriler bağırsak duvarına yerleşirler ve sayı üstünlüğü ile hastalık yapabilecek bakterilerin fazla üremesine izin vermezler. Eğer zararlı bakterilerin sayısı artıp faydalıları geçerse (disbiyozis) çeşitli hastalıklar oluşur.
    Bağırsak geçirgenliği

    Normalde bağırsak hücreleri bağırsaktaki her maddenin (özellikle sindirilmemiş gıdalar ve toksik maddeler) kana geçişine izin vermez; yani bir güvenlik duvarı oluşturur. Buna bağırsak sızdırmazlığı denir. Bu koruyuculukta en önemli pay probiyotiklerdedir. Probiyotikler sayı üstünlükleri ile zararlı mikropları kovarak bağırsak duvarına yapışmasını engellerler.
    Kötü mikroplar üstünlüğü ele geçirirlerse (disbiyoz) bağırsak duvarını tahrip ederler ve bağırsağın geçirgenliği artar ‘leaky gut syndrom’.






    normal bağırsak geçirgen bağırsak




    Bağırsak geçirgenliği değişkendir. Yani bağırsak geçirgenliği artmış ise bağırsak hücreleri tamamen tahrip olmaz, ama aralarındaki sıkı boşluklar gevşer. Bu sırada geçmemesi gereken toksik maddeler de bağırsaktan kana geçer.
    Bağırsak hücrelerindeki hasar nedeni ile sindirim yapıcı enzimler (amilaz, laktaz, lipaz vb) azalır, yiyecek parçacıkları iyi sindirilemez.
    İlk bakışta bağırsak geçirgenliği arttığı için birçok vitamin ve mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesin kolaylaşmış olacağı akla gelirse de durum tam tersidir.
    Birçok vitamin ve mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesi bağırsak hücrelerinde bulunan taşıyıcı proteinlerin sayesinde olur. Bunlar olmadan taşınma çok az olacağından bir yığın besleyici maddenin kana geçmesi de azalır. Otistik çocuklarda bağırsak geçirgenliği arttığında taşıyıcı proteinlerde de işlevsel bozukluklar olur.
    Probiyotikler Th1 lenfosit adı verilen bağışıklık hücrelerinin yolunu uyarır. Bu yolun uyarılması mantarlar ve virüslerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Zararlı mikroorganizmalar üstünlüğü ele geçirirse Th2 lenfosit yolu ise aşırı uyarılır; sonuçta bağırsak geçirgenliği artar
    Öte yandan bağırsaktan emilmemesi gereken toksik maddeler (parçalanmamış kazein ve glüten parçacıkları ve diğer toksinler), bağırsak geçirgenliği arttığı için, elini kolunu sallayarak kana geçerler.
    Bu yabancı maddeleri fark eden bağışıklık sistemimiz düşmanı yok etmek için bütün gücü ile saldırır. Sonuçta iltihap artar, alerjik reaksiyonlar oluşur.
    Yabancı maddelerin sayısı o kadar fazladır ki bağırsaktaki bağışıklık sistemi bunların tümü ile başa çıkamaz. Bu maddeler kana geçerek karaciğere ulaşırlar. Karaciğer temizleyebildiğini temizler. Fakat kapasitesinin üzerine çıkan miktarı tekrar kana verir ve bu toksik maddeler başta beyin, kas ve eklemler olmak üzere bütün organlara dağılarak onları tahrip ederler.
    Sonuçta astım, egzema, otizm, mültipl skleroz, tiroidit, romatizmal hastalıklar, pankreas yetersizliği, Crohn hastalığı, fibromiyalji, otizm, mültipl skleroz, şizofreni ve çeşitli otoimmün hastalıklar oluşur.
  5. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Bağırsak geçirgenliğinin oluş mekanizması

    Bağırsak geçirgenliği değişkendir. Yani bağırsak geçirgenliği artmış ise duvarlar tamamen yıkılmaz, ama güvenlik memurlarının sayısı azaldığı için geçmemesi gereken maddeler de bağırsaktan kana geçer.
    Bağırsak kapılarının açılıp kapanması kapıda bekleyen güvenlik memurları olan kalsiyum miktarına bağlıdır. Eğer bağırsak hücrelerinde yeterli güvenlik memuru, yani kalsiyum yoksa tehlikeli maddeler içeri sızar.
    Bağırsaktaki kalsiyum neden azalır?

    İlk neden diyet ile yeterli kalsiyum alınmamasıdır. En önemli kalsiyum kaynakları yeşil yapraklılardır. Ama maalesef birçoğu okzalattan da zengindir. Süt ürünleri kalsiyumdan zengindirler ama fosfor bakımından da zengin olduklarından iyi emilemezler. Yeşil yapraklılardaki kalsiyum/fosfor oranı ise oldukça iyidir.
    İkinci önemli neden bağırsaktaki yağların enzim yetersizliği nedeni ile yeteri kadar emilememesidir. Emilmeyen yağlar kalsiyumla birleşerek sabunlaşır ve bağırsaktan dışarı atılırlar. Halbuki kalsiyum normalde bağırsak hücrelerinden salgılanan okzalatı bağırsakta bağlayarak dışkı ile atılmasını sağlar. Kalsiyum yetersiz olunca okzalat bağlanamaz ve fazla miktardaki okzalat kana geçer ve başta beyin ve böbrekler olmak üzere çeşitli organlara zarar verir. Çünkü okzalat oldukça reaktif bir maddedir.
    Üçüncü önemli neden D vitamini yetersizliğidir. Yeteri kadar güneşlenmeme ve yağ emiliminin bozuk olması nedeni ile otistik çocukların çoğunda D vitamini çok düşüktür. D vitamini olmadan kalsiyum yeteri kadar emilemez.
    Bağırsak florası nasıl bozulur?

    Sezaryen doğum, anne sütünün tüketilmemesi, geleneksel fermante gıdaların (boza, kefir, ekşiyebilen yoğurt, sirke vb) az tüketilmesi, çeşitli toksinlere (ağır metaller, antibiyotikler, kimyasal toksinler vb) maruz kalma ve sık antibiyotik kullanılması bağırsaktaki faydalı mikrop düzenini büyük ölçüde alt üst eder.
    Disbiyozis

    Bağırsak florası bozulduğu zaman (disbiyozis) normal bir kişinin bağırsağında, az sayıda olduğu için hastalık yapma yeteneği (patojenitesi) körelen olan kötü mikroorganizmaların sayısı artar ve hastalık yapmaya başlarlar. Bunların en önemlileri pamukçuk mantarı (Candida) ve Clostridium bakterileridir. Dizbiyozis sırasında ayrıca Blastocystis, Klebsiella, Bacillus türleri, ve Staphylococcus aureus, vb. patojen mikroorganizmalar da hastalık yapabilirler.
    Zararlı bakteri ve mantarların çıkardığı toksinler otistik ve diğer hastalarda mental fonksiyon ve davranışlarda bozukluklara (dalgınlık, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, letarji, başağrısı, depresyon, huzursuzluk ve saldırganlık gibi belirtiler) yol açarlar.
    Pamukçuk mantarı (candica albicans)

    Normalde pamukçuk mantarı (candica albicans) ağızdan makat deliğine kadar bütün sindirim borusu ve vajinanın mukozasında (sümüksel zar) küçük koloniler halinde bulunur. İnsanın bağışıklık sistemi ve adı geçen boşluklardaki faydalı mikroplar pamukçuk mantarının aşırı üremesini engellerler. Bu engellemede en önemli görev probiyotiklerdir. Probiyotikler – onlarla rekabet ederek- mantarların aşırı üremesini engellerler.
    Tıp dünyasında ağız kandidiyazisi (pamukçuk) ve vajinal kandidiyazis iyi bilinen hastalık durumlarıdır. Vajinal yolla doğan yenidoğan bebeklerin ağzında pamukçuk olması nadir bir durum değildir ve bu durum doğum kanalından geçerken anneden alınır.
    Son yıllarda kandida enfeksiyonunun sadece vajinit ve pamukçuğa neden olmadığı, bu mantardan çıkan zehirli maddelerin bağışıklık sistemini bozarak beyinde ve diğer organlarda hasara yol açtığı anlaşılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda kandidaların otizmin temel nedenlerinden biri olduğu da ortaya konmuştur. Kandida enfeksiyonlarının kontrol altına alınması ile otistik çocukların belirtilerinde belirgin düzelmeler sağlanabilmektedir.bağırsak büklümlerine gizlenerek antimantar ilaçların etkisinden korunabilirler. Bağırsak duvarına yapışan mantarlar çıkardıkları enzimler ile bağırsak duvarının geçirgenliğini artırırlar.
    Mantarlar bizatihi kendileri otizme neden olabilirler, ama daha çok görülen otistik tablonun mantarlar ile daha da ağırlaşmasıdır.
    Mantarlar nasıl gösterilir?

    Bağırsaktaki kandidalar 4 şekilde bulunurlar;
    1. Maya ya da tek hücre şeklinde
    2. Hücre kolonisi ya da miçel şeklinde
    3. Klamidospor ya da kist şeklinde
    4. Duvarı olmayan hücre şeklinde
    Miçel ve kist şekilleri doku istilası yapacak yetenektedir.
    Eğer maya koloni şeklindeyse bağırsak duvarına yapışırlar. Bu nedenle eğer kopmalar olmasa dışkıda bulunmazlar ve bu nedenle de kültürde üremezler.
    Başka bir sorun da dışkıdaki mantar miktarının belirlenmesidir. Bilindiği gibi normal insan bağırsağında az da olsa kandida bulunur.
    Mantarlar ya da bağırsakta bulunan diğer patojen bakteriler, bağırsakta var olmalarına rağmen dışkı kültürlerinde üremeyebilirler. Bu durum teşhisin atlanmasına neden olur. Bereket ki bu mikroorganizmaların kana geçen yan ürünlerini ve toksinlerini idrarda organik asit testi (Great Plains Laboratory) gibi hassas testler ile saptayabilmek mümkün olabilmektedir.
  6. 12.Eylül.2010, 14:57
    #3
    Bağırsak geçirgenliğinin oluş mekanizması

    Bağırsak geçirgenliği değişkendir. Yani bağırsak geçirgenliği artmış ise duvarlar tamamen yıkılmaz, ama güvenlik memurlarının sayısı azaldığı için geçmemesi gereken maddeler de bağırsaktan kana geçer.
    Bağırsak kapılarının açılıp kapanması kapıda bekleyen güvenlik memurları olan kalsiyum miktarına bağlıdır. Eğer bağırsak hücrelerinde yeterli güvenlik memuru, yani kalsiyum yoksa tehlikeli maddeler içeri sızar.
    Bağırsaktaki kalsiyum neden azalır?

    İlk neden diyet ile yeterli kalsiyum alınmamasıdır. En önemli kalsiyum kaynakları yeşil yapraklılardır. Ama maalesef birçoğu okzalattan da zengindir. Süt ürünleri kalsiyumdan zengindirler ama fosfor bakımından da zengin olduklarından iyi emilemezler. Yeşil yapraklılardaki kalsiyum/fosfor oranı ise oldukça iyidir.
    İkinci önemli neden bağırsaktaki yağların enzim yetersizliği nedeni ile yeteri kadar emilememesidir. Emilmeyen yağlar kalsiyumla birleşerek sabunlaşır ve bağırsaktan dışarı atılırlar. Halbuki kalsiyum normalde bağırsak hücrelerinden salgılanan okzalatı bağırsakta bağlayarak dışkı ile atılmasını sağlar. Kalsiyum yetersiz olunca okzalat bağlanamaz ve fazla miktardaki okzalat kana geçer ve başta beyin ve böbrekler olmak üzere çeşitli organlara zarar verir. Çünkü okzalat oldukça reaktif bir maddedir.
    Üçüncü önemli neden D vitamini yetersizliğidir. Yeteri kadar güneşlenmeme ve yağ emiliminin bozuk olması nedeni ile otistik çocukların çoğunda D vitamini çok düşüktür. D vitamini olmadan kalsiyum yeteri kadar emilemez.
    Bağırsak florası nasıl bozulur?

    Sezaryen doğum, anne sütünün tüketilmemesi, geleneksel fermante gıdaların (boza, kefir, ekşiyebilen yoğurt, sirke vb) az tüketilmesi, çeşitli toksinlere (ağır metaller, antibiyotikler, kimyasal toksinler vb) maruz kalma ve sık antibiyotik kullanılması bağırsaktaki faydalı mikrop düzenini büyük ölçüde alt üst eder.
    Disbiyozis

    Bağırsak florası bozulduğu zaman (disbiyozis) normal bir kişinin bağırsağında, az sayıda olduğu için hastalık yapma yeteneği (patojenitesi) körelen olan kötü mikroorganizmaların sayısı artar ve hastalık yapmaya başlarlar. Bunların en önemlileri pamukçuk mantarı (Candida) ve Clostridium bakterileridir. Dizbiyozis sırasında ayrıca Blastocystis, Klebsiella, Bacillus türleri, ve Staphylococcus aureus, vb. patojen mikroorganizmalar da hastalık yapabilirler.
    Zararlı bakteri ve mantarların çıkardığı toksinler otistik ve diğer hastalarda mental fonksiyon ve davranışlarda bozukluklara (dalgınlık, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, letarji, başağrısı, depresyon, huzursuzluk ve saldırganlık gibi belirtiler) yol açarlar.
    Pamukçuk mantarı (candica albicans)

    Normalde pamukçuk mantarı (candica albicans) ağızdan makat deliğine kadar bütün sindirim borusu ve vajinanın mukozasında (sümüksel zar) küçük koloniler halinde bulunur. İnsanın bağışıklık sistemi ve adı geçen boşluklardaki faydalı mikroplar pamukçuk mantarının aşırı üremesini engellerler. Bu engellemede en önemli görev probiyotiklerdir. Probiyotikler – onlarla rekabet ederek- mantarların aşırı üremesini engellerler.
    Tıp dünyasında ağız kandidiyazisi (pamukçuk) ve vajinal kandidiyazis iyi bilinen hastalık durumlarıdır. Vajinal yolla doğan yenidoğan bebeklerin ağzında pamukçuk olması nadir bir durum değildir ve bu durum doğum kanalından geçerken anneden alınır.
    Son yıllarda kandida enfeksiyonunun sadece vajinit ve pamukçuğa neden olmadığı, bu mantardan çıkan zehirli maddelerin bağışıklık sistemini bozarak beyinde ve diğer organlarda hasara yol açtığı anlaşılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda kandidaların otizmin temel nedenlerinden biri olduğu da ortaya konmuştur. Kandida enfeksiyonlarının kontrol altına alınması ile otistik çocukların belirtilerinde belirgin düzelmeler sağlanabilmektedir.bağırsak büklümlerine gizlenerek antimantar ilaçların etkisinden korunabilirler. Bağırsak duvarına yapışan mantarlar çıkardıkları enzimler ile bağırsak duvarının geçirgenliğini artırırlar.
    Mantarlar bizatihi kendileri otizme neden olabilirler, ama daha çok görülen otistik tablonun mantarlar ile daha da ağırlaşmasıdır.
    Mantarlar nasıl gösterilir?

    Bağırsaktaki kandidalar 4 şekilde bulunurlar;
    1. Maya ya da tek hücre şeklinde
    2. Hücre kolonisi ya da miçel şeklinde
    3. Klamidospor ya da kist şeklinde
    4. Duvarı olmayan hücre şeklinde
    Miçel ve kist şekilleri doku istilası yapacak yetenektedir.
    Eğer maya koloni şeklindeyse bağırsak duvarına yapışırlar. Bu nedenle eğer kopmalar olmasa dışkıda bulunmazlar ve bu nedenle de kültürde üremezler.
    Başka bir sorun da dışkıdaki mantar miktarının belirlenmesidir. Bilindiği gibi normal insan bağırsağında az da olsa kandida bulunur.
    Mantarlar ya da bağırsakta bulunan diğer patojen bakteriler, bağırsakta var olmalarına rağmen dışkı kültürlerinde üremeyebilirler. Bu durum teşhisin atlanmasına neden olur. Bereket ki bu mikroorganizmaların kana geçen yan ürünlerini ve toksinlerini idrarda organik asit testi (Great Plains Laboratory) gibi hassas testler ile saptayabilmek mümkün olabilmektedir.
  7. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    İdrar organik asit incelemelerinde saptanan mantar ve bakteri metabolitleri
    Asitin adı

    Mantar (etken adı)

    Mantarlar

    Citramalic (methylmalic)

    5-hydroxymethyl-2-furoik

    Furan-2,5-dikarboksilik

    Tartarik

    Arabinoz

    Bakteriler

    2-hydroxyphenylacetic

    4-hydroxyphenylacetic

    HPHPA*

    VMA analogu

    Saccharomyces

    Aspergillus

    Aspergillus

    Saccharomyces

    Candida

    Çeşitli bakteriler

    Çeşitli bakteriler

    Klostridyumlar

    Klostridyumlar


    *3- (3-hydroxyphenyl-3-hydroxypropionic acid
    Bağırsak florasının normale döndürülmesi

    Diyet

    Bağırsak florasının normale döndürülmesinde en önemli etken un ve şekerden fakir bir diyetin kullanılmasıdır. Örneğin mantarlar şekerli ortamda üreme hızlarını ikiyüz katına kadar artırabilirler. Undan ve şekerden fakir diyetin özellikleri ‘Otistik Hastalar İçin Beslenme Programı’ adlı yazımızda incelenmiştir (www.beslenmebulteni.com).
    Glütensiz diyet yapanlar serbest diye glütensiz un, pirinç ve mısırı fazla tüketmektedirler. Halbuki glutensiz olan bu maddelerin de bol şeker (nişasta) içerdiği unutulmamalıdır.
    Mantarlar kontrol altına alınıncaya kadar meyve sularını vermemek, ayrıca tatlı meyveleri ve mantar yemeklerini de azaltmak uygun olacaktır.
    Bağırsak florasının zenginleştirilmesi

    Bağırsak florasının zenginleştirilmesinde önce geleneksel fermantasyon ürünleri (turşu, keçi sütünden mayalanmış yoğurt, kefir, peynir, darıdan yapılan boza, doğal sirke vb) tüketilir. Bunlar yeterli olmuyorsa piyasada satılan probiyotikler preparatlar da diyete ilave edilir.
    Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT)

    Hiperbarik oksijen tedavisi anaerob (oksijenli ortamda üremesini durduran) mikroorganizmaları öldürürerek bağırsak florasının düzeltilmesinde yardımcıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. HBOT sırasında çok sayıda mikroorganizma ölürse hastalarda geçici bir süre hırçınlık ve saldırganlığı artabilir. Bağırsak florası çok bozuk olmayan hastalarda yapılan HBOT’un komplikasyonları ise nadirdir.
    Sindirim enzimi tedavisi

    Başta ağır metaller olmak üzere çeşitli toksinler enzimleri tahrip ederek bağırsaktaki sindirimi bozarlar. Yağlar, proteinler ve şekerler yeteri kadar parçalanamazlar. Bunun sonucunda birçok vitamin, mineral, amino asit ve diğer besin unsurlarının emilimi azalır. Dışkı yağlı, gazlı ve pis kokulu çıkar. Emilemeyen besinler ve yan ürünleri patojen mikroorganizmaların üremesini artırır. Pankreas preparatları (Creon®) ve probiyotiklerin oluşturduğu enzimler ile sindirim ve emilim bozuklukları azaltılabilir.
    Doğal mantar ilaçları

    Sarımsak etkin bir mantar ilacıdır. Günde en az 2-4 diş kullanılmalıdır. Sarımsak tabletleri de kullanılabilirse de doğal olan daha çok tercih edilmelidir.
    Diğer doğal mantar ilaçları arasında zeytin yaprağı hülasası (3x500mg), çekilmiş kara üzüm çekirdeği (2×1-2 çay kaşığı), kaprilik asit (3x300mg) sayılabilir. Biocidin birçok doğal maddeyi içeren etkin bir preparattır.
    Biyotin isimli vitamin (ki bağırsaktaki iyi bakteriler tarafından da üretilebilirler) mantarların maya şeklinden istilacı şekillere dönmesini engeller.
    Geçirgenliği azaltan takviyeler

    L-glutamin, N-asetil-D-glukozamin, gamma-linoleik asid, balık yağı ve fosfatidil kolin gibi takviyeler bağırsak geçirgenliğinin azalmasına ve bağırsak hücrelerinin onarılmasına yardım eder.
    Antimikrobik tedavi

    İyi bir diyet tedavisine rağmen bağırsaktaki mantar ve bakteriler hala kontrol altına alınamayabilirler. Bu durumda mantar (nistatin, triflucan, nizoral, ketokonosal) ve bakterilere (metronidazol, vankomisin) karşı antimikrobik tedavi uygulanmalıdır. ,
    Mantarlar nasıl tedavi edilir?

    Nizoral, ketokonosal, triflukan ve nistatin (Mikostatin®) alan hastalarda ilk 1-2 hafta içinde ölen mantarlara bağlı belirtiler (huzursuzluk, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, saldırganlık, bağırsak belirtileri) görülebilir. “Die-off” reaction (the Herxheimer reaction) denilen bu reaksiyon toksinler temizlenince tamamen düzelir.
    Kısa sürede aşırı mikrop ölümünü önlemek için antibiyotiklere düşük dozlardan başlanıp, tedricen artırılır. 2. Haftanın sonunda die-off reaksiyonları hala devam ediyorsa mantar tedavisi değiştirilir. Bu sırada kullanılan DMSA ve n-asetil sistein (Asist®) mantarların üremesini artırabilir.
    Tedaviyi en geç 4-6 ay içinde sonlandırılmalıdır. Antifungal tedavileri 6 aydan uzun tutmak böbrek ya da karaciğer komplikasyonlarına yol açar. Özellikle nizoral ve triflukan karaciğer fonksiyonlarını bozabilir. Nistatinin yan etkileri daha azdır.
    Mantarda antibiyotik tedavisi etkili olabilse de, mesele tümüyle hallolmaz; çünkü nüksler (tekrarlamalar) sıktır. Genellikle nüksler tedavi bitiminden sonraki ilk bir ay içinde gerçekleşir. Bu nedenle şekerden undan ve fakir diyet ve probiyotik desteği bu aşamada kesinlikle gevşetilmemelidir. Aksi halde hastalık tekrarlayabilir. Hem de tedaviye daha dirençli hale gelirler.
    Enfeksiyonlara karşı kullanılan antibiyotik tedavinin sınırlandırılması

    Otizmli birçok çocuk bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeni ile sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve orta kulak iltihabı geçirirler. Maalesef birçok hekim çoğu zaman gerekmediği halde her enfeksiyon için antiyotik kullanmaktadırlar. Antibiyotikler koruyucu probiyotikleri tahrip ederek, üremesi daha önce sıkı kontrol altında olan mantarların aşırı bir şekilde artmasına neden olurlar.
    Antibiyotikler kullanıldığında bağırsaktaki bakteriler 1000 kat azalarak, 100 trilyondan, 100 milyara kadar inebilirler. Antibiyotikler faydalı bakterileri öldürünce mantar ve mayaların üremesi de hızlanır; normalin 130 kat kadarına çıkabilirler.
    Antibiyotikler kötü bakteriler ve mantarlar üzerine etki etmezler, tam tersine onların üremelerine yardımcı olurlar. Bir tertip antibiyotik bile faydalı bağırsak bakterilerinin neredeyse tamamını tahrip edebilir. Bunlar olmayınca kötü bakteriler ve mantarlar bağırsağı istila ederler. Her antibiyotik kullanılmasında otistik çocukların daha da kötü hale gelmesinin nedeni budur.
    Klostridum tedavisi

    Klostridium bakterilerinin tedavisinde vankomisin (Vancocin®) ya da metronidazol (Flagyl®) kullanılır. Mantar tedavisindeki ilkeler burada da geçerlidir.
    Klostridiumları temizlerken aynı anda mantar tedavisi yapılmamalıdır. Aksi halde yan etkiler artar.
    Bağırsak florasındaki düzelmenin olumlu etkileri

    Patojen bağırsak mantarları ve bakterileri kontrol altına alındığında hastaların farkındalığı ve göz teması artar, huzursuzlukları ve saldırgan davranışların azalır, beslenmeleri ve uykuları düzelir. Tabii ki bu arada tedavinin diğer unsurları da ihmal edilmemelidir.
    http://otizm.wordpress.com/2009/03/1...-ve-cozumleri/
  8. 12.Eylül.2010, 14:58
    #4
    İdrar organik asit incelemelerinde saptanan mantar ve bakteri metabolitleri
    Asitin adı

    Mantar (etken adı)

    Mantarlar

    Citramalic (methylmalic)

    5-hydroxymethyl-2-furoik

    Furan-2,5-dikarboksilik

    Tartarik

    Arabinoz

    Bakteriler

    2-hydroxyphenylacetic

    4-hydroxyphenylacetic

    HPHPA*

    VMA analogu

    Saccharomyces

    Aspergillus

    Aspergillus

    Saccharomyces

    Candida

    Çeşitli bakteriler

    Çeşitli bakteriler

    Klostridyumlar

    Klostridyumlar


    *3- (3-hydroxyphenyl-3-hydroxypropionic acid
    Bağırsak florasının normale döndürülmesi

    Diyet

    Bağırsak florasının normale döndürülmesinde en önemli etken un ve şekerden fakir bir diyetin kullanılmasıdır. Örneğin mantarlar şekerli ortamda üreme hızlarını ikiyüz katına kadar artırabilirler. Undan ve şekerden fakir diyetin özellikleri ‘Otistik Hastalar İçin Beslenme Programı’ adlı yazımızda incelenmiştir (www.beslenmebulteni.com).
    Glütensiz diyet yapanlar serbest diye glütensiz un, pirinç ve mısırı fazla tüketmektedirler. Halbuki glutensiz olan bu maddelerin de bol şeker (nişasta) içerdiği unutulmamalıdır.
    Mantarlar kontrol altına alınıncaya kadar meyve sularını vermemek, ayrıca tatlı meyveleri ve mantar yemeklerini de azaltmak uygun olacaktır.
    Bağırsak florasının zenginleştirilmesi

    Bağırsak florasının zenginleştirilmesinde önce geleneksel fermantasyon ürünleri (turşu, keçi sütünden mayalanmış yoğurt, kefir, peynir, darıdan yapılan boza, doğal sirke vb) tüketilir. Bunlar yeterli olmuyorsa piyasada satılan probiyotikler preparatlar da diyete ilave edilir.
    Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT)

    Hiperbarik oksijen tedavisi anaerob (oksijenli ortamda üremesini durduran) mikroorganizmaları öldürürerek bağırsak florasının düzeltilmesinde yardımcıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. HBOT sırasında çok sayıda mikroorganizma ölürse hastalarda geçici bir süre hırçınlık ve saldırganlığı artabilir. Bağırsak florası çok bozuk olmayan hastalarda yapılan HBOT’un komplikasyonları ise nadirdir.
    Sindirim enzimi tedavisi

    Başta ağır metaller olmak üzere çeşitli toksinler enzimleri tahrip ederek bağırsaktaki sindirimi bozarlar. Yağlar, proteinler ve şekerler yeteri kadar parçalanamazlar. Bunun sonucunda birçok vitamin, mineral, amino asit ve diğer besin unsurlarının emilimi azalır. Dışkı yağlı, gazlı ve pis kokulu çıkar. Emilemeyen besinler ve yan ürünleri patojen mikroorganizmaların üremesini artırır. Pankreas preparatları (Creon®) ve probiyotiklerin oluşturduğu enzimler ile sindirim ve emilim bozuklukları azaltılabilir.
    Doğal mantar ilaçları

    Sarımsak etkin bir mantar ilacıdır. Günde en az 2-4 diş kullanılmalıdır. Sarımsak tabletleri de kullanılabilirse de doğal olan daha çok tercih edilmelidir.
    Diğer doğal mantar ilaçları arasında zeytin yaprağı hülasası (3x500mg), çekilmiş kara üzüm çekirdeği (2×1-2 çay kaşığı), kaprilik asit (3x300mg) sayılabilir. Biocidin birçok doğal maddeyi içeren etkin bir preparattır.
    Biyotin isimli vitamin (ki bağırsaktaki iyi bakteriler tarafından da üretilebilirler) mantarların maya şeklinden istilacı şekillere dönmesini engeller.
    Geçirgenliği azaltan takviyeler

    L-glutamin, N-asetil-D-glukozamin, gamma-linoleik asid, balık yağı ve fosfatidil kolin gibi takviyeler bağırsak geçirgenliğinin azalmasına ve bağırsak hücrelerinin onarılmasına yardım eder.
    Antimikrobik tedavi

    İyi bir diyet tedavisine rağmen bağırsaktaki mantar ve bakteriler hala kontrol altına alınamayabilirler. Bu durumda mantar (nistatin, triflucan, nizoral, ketokonosal) ve bakterilere (metronidazol, vankomisin) karşı antimikrobik tedavi uygulanmalıdır. ,
    Mantarlar nasıl tedavi edilir?

    Nizoral, ketokonosal, triflukan ve nistatin (Mikostatin®) alan hastalarda ilk 1-2 hafta içinde ölen mantarlara bağlı belirtiler (huzursuzluk, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, saldırganlık, bağırsak belirtileri) görülebilir. “Die-off” reaction (the Herxheimer reaction) denilen bu reaksiyon toksinler temizlenince tamamen düzelir.
    Kısa sürede aşırı mikrop ölümünü önlemek için antibiyotiklere düşük dozlardan başlanıp, tedricen artırılır. 2. Haftanın sonunda die-off reaksiyonları hala devam ediyorsa mantar tedavisi değiştirilir. Bu sırada kullanılan DMSA ve n-asetil sistein (Asist®) mantarların üremesini artırabilir.
    Tedaviyi en geç 4-6 ay içinde sonlandırılmalıdır. Antifungal tedavileri 6 aydan uzun tutmak böbrek ya da karaciğer komplikasyonlarına yol açar. Özellikle nizoral ve triflukan karaciğer fonksiyonlarını bozabilir. Nistatinin yan etkileri daha azdır.
    Mantarda antibiyotik tedavisi etkili olabilse de, mesele tümüyle hallolmaz; çünkü nüksler (tekrarlamalar) sıktır. Genellikle nüksler tedavi bitiminden sonraki ilk bir ay içinde gerçekleşir. Bu nedenle şekerden undan ve fakir diyet ve probiyotik desteği bu aşamada kesinlikle gevşetilmemelidir. Aksi halde hastalık tekrarlayabilir. Hem de tedaviye daha dirençli hale gelirler.
    Enfeksiyonlara karşı kullanılan antibiyotik tedavinin sınırlandırılması

    Otizmli birçok çocuk bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeni ile sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve orta kulak iltihabı geçirirler. Maalesef birçok hekim çoğu zaman gerekmediği halde her enfeksiyon için antiyotik kullanmaktadırlar. Antibiyotikler koruyucu probiyotikleri tahrip ederek, üremesi daha önce sıkı kontrol altında olan mantarların aşırı bir şekilde artmasına neden olurlar.
    Antibiyotikler kullanıldığında bağırsaktaki bakteriler 1000 kat azalarak, 100 trilyondan, 100 milyara kadar inebilirler. Antibiyotikler faydalı bakterileri öldürünce mantar ve mayaların üremesi de hızlanır; normalin 130 kat kadarına çıkabilirler.
    Antibiyotikler kötü bakteriler ve mantarlar üzerine etki etmezler, tam tersine onların üremelerine yardımcı olurlar. Bir tertip antibiyotik bile faydalı bağırsak bakterilerinin neredeyse tamamını tahrip edebilir. Bunlar olmayınca kötü bakteriler ve mantarlar bağırsağı istila ederler. Her antibiyotik kullanılmasında otistik çocukların daha da kötü hale gelmesinin nedeni budur.
    Klostridum tedavisi

    Klostridium bakterilerinin tedavisinde vankomisin (Vancocin®) ya da metronidazol (Flagyl®) kullanılır. Mantar tedavisindeki ilkeler burada da geçerlidir.
    Klostridiumları temizlerken aynı anda mantar tedavisi yapılmamalıdır. Aksi halde yan etkiler artar.
    Bağırsak florasındaki düzelmenin olumlu etkileri

    Patojen bağırsak mantarları ve bakterileri kontrol altına alındığında hastaların farkındalığı ve göz teması artar, huzursuzlukları ve saldırgan davranışların azalır, beslenmeleri ve uykuları düzelir. Tabii ki bu arada tedavinin diğer unsurları da ihmal edilmemelidir.
    http://otizm.wordpress.com/2009/03/1...-ve-cozumleri/

Benzer Konular

  1. Erken tanı ve yoğun eğitimle otistik çocukların sorunları giderilebilir
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Ağustos.2011, 00:50
  2. Çocuklarda görme sorunları
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Sağlık / Diğer
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Haziran.2011, 22:39
  3. Otistik Çocuklarda Zeka Noksanlığı Var mı? (Otizm)
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Eylül.2010, 20:34
  4. Çocuklarda Zeka Sorunları
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 07.Eylül.2010, 14:40
  5. Otistik Çocuklarda Besin Eksikliği
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 16.Ağustos.2010, 20:17

Bu Konu için Etiketler