Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

YGB(Yaygın Gelişimsel Bozukluk) otizm

YGB’DE TRAJİK ARTIŞ YGB vakalarındaki artış ivmesi 2000’lerde dramatik değil, trajik boyutlara ulaştı. Bu da ülke toplumlarını ve yönetimlerini bu konuya daha ağırlıklı eğilmeye yöneltti. Ayrıca, ailelerin bilinçlenmesi, sosyal farkındalığın artması, tıp ve psikoloji gibi bilim dallarındaki gelişmeler ve sosyal güvenlik sistemlerinde bu sorundan kaynaklanan ilave mali ihtiyaçlar da istatistiklerin daha sağlıklı hale getirilmesi sürecine katkıda bulundu. YGB’den muzdarip çocukların oranının

Konuyu değerlendir: YGB(Yaygın Gelişimsel Bozukluk) otizm

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1267 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646

    YGB(Yaygın Gelişimsel Bozukluk) otizm

    YGB’DE TRAJİK ARTIŞ
    YGB vakalarındaki artış ivmesi 2000’lerde dramatik değil, trajik boyutlara ulaştı. Bu da ülke toplumlarını ve yönetimlerini bu konuya daha ağırlıklı eğilmeye yöneltti. Ayrıca, ailelerin bilinçlenmesi, sosyal farkındalığın artması, tıp ve psikoloji gibi bilim dallarındaki gelişmeler ve sosyal güvenlik sistemlerinde bu sorundan kaynaklanan ilave mali ihtiyaçlar da istatistiklerin daha sağlıklı hale getirilmesi sürecine katkıda bulundu.
    YGB’den muzdarip çocukların oranının 1980’lerin başlarında 20 binde 1 olduğuna inanılıyordu. 1986 yılında Wing ve "Ulusal Otistik Çocuklar ve Yetişkinler Derneği"nin bir çalışmasında bu oran 10 binde 15 olarak yer aldı. 2000’li yıllarda Sonuçlar arasındaki farklar 10 hatta 20 kata kadar vardı. Ancak vaka oranı tahminleri artık 1000’lerden 500’de 1’lere inmeye başlamıştı. Bazı yorumlar baz alındığında, günümüzdeABD’de her 6 çocuktan 1’ine gelişim veya davranış bozukluğu tanısı konulur hale geldi. Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre, DSM-IV kriterleri baz alındığında vaka oranı 150’de 1.İngiltere’deki Ulusal Otistik Toplumu’na göre ise her 110 çocuktan biri otistik.
    Otistik veya YGB sendromundan muzdarip çocuk sayısının yanı sıra, vaka sayısındaki artış ivmesi de büyük endişe vermeye başladı. ABD’de bazı kurumların çalışmalarına göre halen 25 yaş altında yaklaşık 500 bin vaka bulunduğu tahmin ediliyor. Ülkede 2006 yılında “okul çağlarını” temsil eden 3-22 yaş arasındaki otistik sayısının da 260 bin kişiye dayandığı analizleri yapılıyor. Ancak bazı kurumlar, YGB spektrumundaki özelliklerin şimdiden en az 1,5 milyon Amerikalının sosyal ve iletişim becerilerini etkilediğini savunuyorlar. Amerikan Otizm Toplumu’nun tahminlerine göre ülkede vakalar her yıl yüzde 17’ye varan oranlarda artıyor. Böyle giderse, gelecek 10 yılda ABD’deki vaka sayısı 4 milyon kişiye ulaşacak.
    Resmi veriler, Türkiye’deki “zihinsel engellilerin” sayısını 320 bin olarak veriyor.Türkiye’de YGB’den muzdarip vaka sayısına yönelik sağlıklı veri tabanı bulunmuyor. Devletin kayıtlarında yer almayan ancak YGB spektrumunda özellikler gösteren, bir kısmı sadece ailesinin özel imkânlarıyla eğitim alan, bir kısmı da ailesinin bilinçsizliği nedeniyle hiç eğitim almadan kendi potansiyel gelişim şansına terk edilmiş 10 binlerce çocuğun olduğunu tahmin etmek günümüzde hiç de güç değil.
    Her türlü YGB sendromundan muzdarip olma hali varsayımı dahilinde kullanılan 150’de 1 oranı baz alındığında, günümüzde YGB’den etkilenen her yaştaki vaka sayısının 450 bine ulaşmış olabileceği tahmini gerçekten hiç de uzak değil. Bazı projeksiyonlar, bu rakamın 125-150 bin kadarının, herhangi bir şekilde akranlarından geri kalan ve özel eğitim desteğine gereksinim duyduğunu düşündüğümüz 0-14 yaş grubu çocuklardan oluştuğunu savunuyor.

    YGB’DE TIP VE EĞİTİM
    YGB’li vakaların kendi kendilerine yeterli hale gelmelerine yönelik tek başına geçerli herhangi bir tıbbi müdahale henüz söz konusu değil. Tıbbın ve farmakolojinin mevcut vakalara desteği sadece olumsuz semptomların giderilmesine yönelik. YGB’li vakalara eğitim dışında verilebilecek somut bir destek bulunmuyor. Üstelik tıbbi bilimsel çalışmalar da eğitim sürecinin özellikle erken yaştaki çocuk vakaların zihinsel faaliyetlerinde olumlu gelişme yarattığını, yeni nörolojik görüntüleme teknikleri sayesinde somut olarak kanıtlıyor.
    YGB’de teşhisin erken konulmasının ve çocuklara mümkün olduğu kadar erken yaşta, yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş eğitim verilmeye başlanmasının, kendi kendine yeterli olarak topluma kazandırılacak ve üretim süreçlerinde yer alacak vaka sayısını önemli ölçüde olumlu etkileyeceği kanıtlandı. Dünyada YGB’den muzdarip çocuklara özel eğitim uygulaması 1944 yılından bu yana sürüyor. Çağdaş YGB eğitim sisteminin kurucularından Dr. Ivar Lovaas 1987 yılında yaptığı eğitim çalışmasında, 3-5 yaş grubundaki 19 çocuğun 9 tanesini, eğitimlerini yaşıtlarıyla tamamlayabilecek hale getirmeyi başardı.
    Türkiye’de Otistik çocuklara yönelik özel eğitim programı 1999 yılında yürürlüğe konuldu. Halen eğitimleri; özel eğitim okulları, normal ilköğretim okulu bünyesindeki özel eğitim sınıfları ve kaynaştırma yoluyla eğitim şeklinde sağlanmakta.
    Ülkemizde her 100 çocuktan sadece 15’inin herhangi bir şekilde eğitim sürecinden az-çok pay alabildiği yönünde tahminler bulunuyor. Resmi verilere göre, ülkemizde “devlet okullarında” ise yalnızca 2 bin 144 otizmli çocuk eğitim alabilmekte.
    Bilimsel çalışmalar ise erken yaşta “haftada” 40 saat bireysel ve grup eğitimi alabilen çocukların önemli bir bölümünün, gelecekte akranlarıyla aynı seviyelere ulaşabileceğini kanıtladı. Modern toplumlarda bu sürenin ortalaması “haftada” en az 20 saat bireysel eğitim. Türkiye’de devlet desteği ile alınan eğitim ise yalnızca “ayda” 10 saat.

    YGB’NİN EKONOMİK MALİYETİ
    Son yıllarda pek çok ülkede YGB sendromunun ekonomik maliyeti ciddi bir kaygı unsuru olmaya başladı. Çünkü vakalardaki hızlı artış ivmesi, beraberinde giderek artan bir sosyo – ekonomik maliyet de yaratmaya başladı. Hem sürekli artan vakaların tıp ve sosyal güvenlik alanlarında kamu maliyesine getirdiği yük, hem de bu vakaların ve ailelerinin üretim süreçlerinden uzaklaşmasının ulusal servet kaybına yol açması ülke yönetimlerini giderek daha fazla endişelendirmeye başladı.
    ABD’de bazı kurumların yaptığı analizlere göre, YGB’den muzdarip vakalara sağlanan sağlık ve eğitim hizmetlerinin maliyetlerinin toplamı her yıl 3 milyar doları buluyor. Bazı çalışmalara göre ise bu vakaların üretim sürecinin dışında kalmalarının maliyeti ile kendilerine temin edilen her türlü bakım hizmetleri de bu rakama dâhil edildiğinde toplam fatura yılda 35 milyar dolara ulaşıyor. Yine bazı Amerikan kurumlarının analizlerine göre her 1 bireyin yaşam boyu alacağı desteğin toplam faturası ortalama 3,2 milyon dolara ulaşıyor.
    Bu durum, özellikle ABD yönetimini öncelikle bu sorunun kökeninin tespitine acilen inmeye ve mali kaynak ayırmaya yöneltti. ABD’nin yeni yönetimi, “Otizmle Mücadele Yasası” kapsamında 2010 bütçesine 211 milyon dolarlık ödenek koydu. Bu kaynağın, biyoloji, tıp, çevre, erken teşhis ve toplumsal bilinçlendirme alanlarında kullanılması öngörülüyor. Bunun yanı sıra, ABD’li yetkililerin, YGB konusunda daha uzun vadeli araştırmalara yönelik olarak 1 milyar dolara varabilecek kaynakları seferber etmeyi öngören bazı çalışmaları yürüttükleri de biliniyor.
    Türkiye’de ise tüm kategorilerdeki engellilere, yani toplumumuzun yaklaşık yüzde 12’sine harcanmak üzere 2009 yılında tahsis edilen kamu kaynağı ancak 1,5 milyar TL’nin biraz üzerinde. Bu rakamın yaklaşık 1 milyar TL’lik bölümünün, yine tüm kategorilerde özel eğitime ayrılması öngörüldü. Bu yıl 2009 yılında bütçede iç ve dış borç faiz ödemeleri için 58 milyar TL’ye yakın bir tahsisat yer aldığını bir karşılaştırma yapabilmek için hatırlatmakta yarar var.
    2009 yılında yine tüm kategorilerde toplam 233 bin engellinin özel eğitim giderlerinin devletçe karşılanması planlanıyor. Özel eğitim hizmetleri yurt genelinde 1,700’ün üzerindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde veriliyor. Devletin bu kurumlarda eğitim alan öğrenciler için ayda ödediği rakam ise 400 TL’nin üzerine ancak çıkabildi.
    Zihinsel engellerin ve YGB’nin yukarıdaki bahsedilen kamu maliyesine yönelik hesaplanabilir maliyetlerinin yanı sıra, doğrudan hesaplanamayan ve ancak tahmin edilebilecek diğer sosyo - ekonomik maliyetleri de var. Biraz ayrıntılı bakılınca, aslında bunların toplumsal mali yükünün çok daha ağır faturalara ulaşabileceği görülür. Bu ilave sosyo – ekonomik maliyetler hem izafi “fırsat maliyeti” şeklindedir, hem de “doğrudan” ve “dolaylı” olmak üzere gerçek hayatta ödenen ve somut olarak muhasebeleştirmesi yapılabilen maliyetlerdir.
    Aşağıda, sadece teorik bazda ve kategoriler halinde “nerelerden hangi kamusal mali yarar sağlanabilir/mali verimsizliklerden kurtulunabilir” ile “kümülatif olarak hangi rakamlara ve nasıl ulaşılabilir” şeklinde fikir vermeye çalıştık. Burada amacımız, milli servet açısından “neler heba oluyor, neler kazanılabilir”i kavramsal olarak anlatmak. Rakamsal tespitler ise sadece fikir verebilecek nitelikte, çünkü konu çok izafi ve bu konuda ampirik bir ekonometrik çalışma yapmanın imkanı yok.
  2. 10.Eylül.2010, 20:00
    #1
    YGB’DE TRAJİK ARTIŞ
    YGB vakalarındaki artış ivmesi 2000’lerde dramatik değil, trajik boyutlara ulaştı. Bu da ülke toplumlarını ve yönetimlerini bu konuya daha ağırlıklı eğilmeye yöneltti. Ayrıca, ailelerin bilinçlenmesi, sosyal farkındalığın artması, tıp ve psikoloji gibi bilim dallarındaki gelişmeler ve sosyal güvenlik sistemlerinde bu sorundan kaynaklanan ilave mali ihtiyaçlar da istatistiklerin daha sağlıklı hale getirilmesi sürecine katkıda bulundu.
    YGB’den muzdarip çocukların oranının 1980’lerin başlarında 20 binde 1 olduğuna inanılıyordu. 1986 yılında Wing ve "Ulusal Otistik Çocuklar ve Yetişkinler Derneği"nin bir çalışmasında bu oran 10 binde 15 olarak yer aldı. 2000’li yıllarda Sonuçlar arasındaki farklar 10 hatta 20 kata kadar vardı. Ancak vaka oranı tahminleri artık 1000’lerden 500’de 1’lere inmeye başlamıştı. Bazı yorumlar baz alındığında, günümüzdeABD’de her 6 çocuktan 1’ine gelişim veya davranış bozukluğu tanısı konulur hale geldi. Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre, DSM-IV kriterleri baz alındığında vaka oranı 150’de 1.İngiltere’deki Ulusal Otistik Toplumu’na göre ise her 110 çocuktan biri otistik.
    Otistik veya YGB sendromundan muzdarip çocuk sayısının yanı sıra, vaka sayısındaki artış ivmesi de büyük endişe vermeye başladı. ABD’de bazı kurumların çalışmalarına göre halen 25 yaş altında yaklaşık 500 bin vaka bulunduğu tahmin ediliyor. Ülkede 2006 yılında “okul çağlarını” temsil eden 3-22 yaş arasındaki otistik sayısının da 260 bin kişiye dayandığı analizleri yapılıyor. Ancak bazı kurumlar, YGB spektrumundaki özelliklerin şimdiden en az 1,5 milyon Amerikalının sosyal ve iletişim becerilerini etkilediğini savunuyorlar. Amerikan Otizm Toplumu’nun tahminlerine göre ülkede vakalar her yıl yüzde 17’ye varan oranlarda artıyor. Böyle giderse, gelecek 10 yılda ABD’deki vaka sayısı 4 milyon kişiye ulaşacak.
    Resmi veriler, Türkiye’deki “zihinsel engellilerin” sayısını 320 bin olarak veriyor.Türkiye’de YGB’den muzdarip vaka sayısına yönelik sağlıklı veri tabanı bulunmuyor. Devletin kayıtlarında yer almayan ancak YGB spektrumunda özellikler gösteren, bir kısmı sadece ailesinin özel imkânlarıyla eğitim alan, bir kısmı da ailesinin bilinçsizliği nedeniyle hiç eğitim almadan kendi potansiyel gelişim şansına terk edilmiş 10 binlerce çocuğun olduğunu tahmin etmek günümüzde hiç de güç değil.
    Her türlü YGB sendromundan muzdarip olma hali varsayımı dahilinde kullanılan 150’de 1 oranı baz alındığında, günümüzde YGB’den etkilenen her yaştaki vaka sayısının 450 bine ulaşmış olabileceği tahmini gerçekten hiç de uzak değil. Bazı projeksiyonlar, bu rakamın 125-150 bin kadarının, herhangi bir şekilde akranlarından geri kalan ve özel eğitim desteğine gereksinim duyduğunu düşündüğümüz 0-14 yaş grubu çocuklardan oluştuğunu savunuyor.

    YGB’DE TIP VE EĞİTİM
    YGB’li vakaların kendi kendilerine yeterli hale gelmelerine yönelik tek başına geçerli herhangi bir tıbbi müdahale henüz söz konusu değil. Tıbbın ve farmakolojinin mevcut vakalara desteği sadece olumsuz semptomların giderilmesine yönelik. YGB’li vakalara eğitim dışında verilebilecek somut bir destek bulunmuyor. Üstelik tıbbi bilimsel çalışmalar da eğitim sürecinin özellikle erken yaştaki çocuk vakaların zihinsel faaliyetlerinde olumlu gelişme yarattığını, yeni nörolojik görüntüleme teknikleri sayesinde somut olarak kanıtlıyor.
    YGB’de teşhisin erken konulmasının ve çocuklara mümkün olduğu kadar erken yaşta, yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş eğitim verilmeye başlanmasının, kendi kendine yeterli olarak topluma kazandırılacak ve üretim süreçlerinde yer alacak vaka sayısını önemli ölçüde olumlu etkileyeceği kanıtlandı. Dünyada YGB’den muzdarip çocuklara özel eğitim uygulaması 1944 yılından bu yana sürüyor. Çağdaş YGB eğitim sisteminin kurucularından Dr. Ivar Lovaas 1987 yılında yaptığı eğitim çalışmasında, 3-5 yaş grubundaki 19 çocuğun 9 tanesini, eğitimlerini yaşıtlarıyla tamamlayabilecek hale getirmeyi başardı.
    Türkiye’de Otistik çocuklara yönelik özel eğitim programı 1999 yılında yürürlüğe konuldu. Halen eğitimleri; özel eğitim okulları, normal ilköğretim okulu bünyesindeki özel eğitim sınıfları ve kaynaştırma yoluyla eğitim şeklinde sağlanmakta.
    Ülkemizde her 100 çocuktan sadece 15’inin herhangi bir şekilde eğitim sürecinden az-çok pay alabildiği yönünde tahminler bulunuyor. Resmi verilere göre, ülkemizde “devlet okullarında” ise yalnızca 2 bin 144 otizmli çocuk eğitim alabilmekte.
    Bilimsel çalışmalar ise erken yaşta “haftada” 40 saat bireysel ve grup eğitimi alabilen çocukların önemli bir bölümünün, gelecekte akranlarıyla aynı seviyelere ulaşabileceğini kanıtladı. Modern toplumlarda bu sürenin ortalaması “haftada” en az 20 saat bireysel eğitim. Türkiye’de devlet desteği ile alınan eğitim ise yalnızca “ayda” 10 saat.

    YGB’NİN EKONOMİK MALİYETİ
    Son yıllarda pek çok ülkede YGB sendromunun ekonomik maliyeti ciddi bir kaygı unsuru olmaya başladı. Çünkü vakalardaki hızlı artış ivmesi, beraberinde giderek artan bir sosyo – ekonomik maliyet de yaratmaya başladı. Hem sürekli artan vakaların tıp ve sosyal güvenlik alanlarında kamu maliyesine getirdiği yük, hem de bu vakaların ve ailelerinin üretim süreçlerinden uzaklaşmasının ulusal servet kaybına yol açması ülke yönetimlerini giderek daha fazla endişelendirmeye başladı.
    ABD’de bazı kurumların yaptığı analizlere göre, YGB’den muzdarip vakalara sağlanan sağlık ve eğitim hizmetlerinin maliyetlerinin toplamı her yıl 3 milyar doları buluyor. Bazı çalışmalara göre ise bu vakaların üretim sürecinin dışında kalmalarının maliyeti ile kendilerine temin edilen her türlü bakım hizmetleri de bu rakama dâhil edildiğinde toplam fatura yılda 35 milyar dolara ulaşıyor. Yine bazı Amerikan kurumlarının analizlerine göre her 1 bireyin yaşam boyu alacağı desteğin toplam faturası ortalama 3,2 milyon dolara ulaşıyor.
    Bu durum, özellikle ABD yönetimini öncelikle bu sorunun kökeninin tespitine acilen inmeye ve mali kaynak ayırmaya yöneltti. ABD’nin yeni yönetimi, “Otizmle Mücadele Yasası” kapsamında 2010 bütçesine 211 milyon dolarlık ödenek koydu. Bu kaynağın, biyoloji, tıp, çevre, erken teşhis ve toplumsal bilinçlendirme alanlarında kullanılması öngörülüyor. Bunun yanı sıra, ABD’li yetkililerin, YGB konusunda daha uzun vadeli araştırmalara yönelik olarak 1 milyar dolara varabilecek kaynakları seferber etmeyi öngören bazı çalışmaları yürüttükleri de biliniyor.
    Türkiye’de ise tüm kategorilerdeki engellilere, yani toplumumuzun yaklaşık yüzde 12’sine harcanmak üzere 2009 yılında tahsis edilen kamu kaynağı ancak 1,5 milyar TL’nin biraz üzerinde. Bu rakamın yaklaşık 1 milyar TL’lik bölümünün, yine tüm kategorilerde özel eğitime ayrılması öngörüldü. Bu yıl 2009 yılında bütçede iç ve dış borç faiz ödemeleri için 58 milyar TL’ye yakın bir tahsisat yer aldığını bir karşılaştırma yapabilmek için hatırlatmakta yarar var.
    2009 yılında yine tüm kategorilerde toplam 233 bin engellinin özel eğitim giderlerinin devletçe karşılanması planlanıyor. Özel eğitim hizmetleri yurt genelinde 1,700’ün üzerindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde veriliyor. Devletin bu kurumlarda eğitim alan öğrenciler için ayda ödediği rakam ise 400 TL’nin üzerine ancak çıkabildi.
    Zihinsel engellerin ve YGB’nin yukarıdaki bahsedilen kamu maliyesine yönelik hesaplanabilir maliyetlerinin yanı sıra, doğrudan hesaplanamayan ve ancak tahmin edilebilecek diğer sosyo - ekonomik maliyetleri de var. Biraz ayrıntılı bakılınca, aslında bunların toplumsal mali yükünün çok daha ağır faturalara ulaşabileceği görülür. Bu ilave sosyo – ekonomik maliyetler hem izafi “fırsat maliyeti” şeklindedir, hem de “doğrudan” ve “dolaylı” olmak üzere gerçek hayatta ödenen ve somut olarak muhasebeleştirmesi yapılabilen maliyetlerdir.
    Aşağıda, sadece teorik bazda ve kategoriler halinde “nerelerden hangi kamusal mali yarar sağlanabilir/mali verimsizliklerden kurtulunabilir” ile “kümülatif olarak hangi rakamlara ve nasıl ulaşılabilir” şeklinde fikir vermeye çalıştık. Burada amacımız, milli servet açısından “neler heba oluyor, neler kazanılabilir”i kavramsal olarak anlatmak. Rakamsal tespitler ise sadece fikir verebilecek nitelikte, çünkü konu çok izafi ve bu konuda ampirik bir ekonometrik çalışma yapmanın imkanı yok.
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Doğrudan maliyetler:
    “Doğrudan fırsat maliyeti”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin fırsat maliyeti, onun topluma adapte olmuş, ekonomik olarak kendi kendine yeten ve üretim zincirinin içinde yer alan bir vatandaş olmasından feragat edilmesidir. Burada feragat edilen durum, bireyin ömrü boyunca bir gelirinin olması, kendi hayatını idame ettirmesi ve gayrı safi milli hasılaya doğrudan katkıda bulunması imkanıdır. Daha somut ifade etmek gerekirse, aslında iyi bir eğitim ve rehabilitasyon sürecinin ardından belirli bir maaş ya da ücret kazanabilecek bir birey bu kazançtan vazgeçmekle kalmamış, tam tersine hem devlet hem de ailesinin kaynaklarına başvurmaktadır. Yani kişi başı ve toplam milli gelirde bire bir azalma yaratılmaktadır.

    “Doğrudan maliyet”; YGB’li bireyin bakım, eğitim ve rehabilitasyon gibi amaçlarla hem kamu bütçesinden, hem de aileden kullandığı mali kaynakların tümüdür. Bu kategoriye, YGB’li ferdi topluma kazandırma amacı güden eğitimin maliyeti hariç tutulmak kaydıyla tüm diğer harcamalar dahil edilebilir. Bu kapsamda aile bütçesine ciddi bir yük oluşturan, ortalama bir ferdin gereksinim duyacağından fazla ilave tıbbi ve psikolojik danışmanlık masrafları, ilave bakım ve bakıcı masrafları, ilave ulaşım ve servis masrafları, ilave etkinlik ile malzeme-materyal masrafları yer almaktadır. YGB’li bir ferdin, beslenmesinden giyimine, sosyalleşme sürecine katılımının sağlanmasından ilgi alanlarının geliştirilmesine kadar pek çok konuda, tüm kişisel, aile ve sosyal hayatında ortalama bir ferde göre çok daha masraflı olduğu aşikârdır. Okul çağından sonra bu fertlerin barınma ve bakım konularının özel kurumlara devredilmesi halinde de maliyetlerde çok artışlar yaşanmaktadır.
    Dolaylı maliyetler:
    “Dolaylı fırsat maliyeti”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin yakın çevresinde bir fırsat maliyeti doğmuş olabilir. Aileden ve çok yakın akrabalardan bir ya da bir kaçı, YGB’li ferdin hayatının idame ettirilmesi sürecinde birebir ilgilenmesi gerektiği için ekonomik hayattan kopmak zorunda kalmış bulunabilir. YGB’li ferdin ailesi ve yakın çevresinde üretimden tamamen kopmasa bile, işini ciddi ölçüde aksatan, iş saatlerini verimsiz kullanmak zorunda kalan ve hatta azaltan, dolayısıyla iş verimi ve üretkenliği azalmış insanlar da bulunabilir. Hatta kendi profesyonel ve mesleki imkânlarını üretim zincirinin dışına kaydırarak YGB’li ferdin ihtiyaçlarına yöneltenler dahi bulunabilir. Bunlar, maddi olarak hesaplanması gerçekten neredeyse imkansız olan ama kümülatif olarak ele alındığında ülke ekonomisine ciddi maliyet ve verimsizlik yekunu oluşturan unsurlardır.
    “Dolaylı maliyet”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin yakın çevresinde, bu ferdin özel durumundan kaynaklanan ilave maliyetler ailesi ve yakın çevresine yayılmış olabilir. YGB’li ferdin ebeveynleri ve kardeşleri, ortalama bir aileye göre çok daha fazla tıbbi ve psikolojik danışmanlık hizmeti, aile eğitimi hizmeti almak zorunda kalabilir. Anne baba ve kardeşlerin sosyal ve mesleki adaptasyon ve motivasyon süreçlerinde aksamalar ve nihayetinde gelir kayıpları yaşanabilir. Ailelerde dağılmalar ve boşanmalar gibi hem sosyal hem de ilave mali yük getirici olumsuzluklar yaşanabilir.
    Şüphesiz yukarıda genel kategoriler halinde fikir vermesi amacıyla aktarılan, somut ampirik gözlemlerimize gözlemlere dayanan ve sosyolojik bazlı maliyet kalıplarının tüm toplum için derli toplu rakamsal bir muhasebesinin çıkarılmasına imkân yoktur. Özellikle de “fırsat maliyeti”nin hesaplanması oldukça güç olacaktır. Ancak toplumsal fayda/maliyet eksenine yine de bazı zihin ve aritmetik eksersizleri ile açıklık getirilmesi mümkün olabilir. Örneğin, şu anda iyi bir eğitim ve rehabilitasyon sürecinin ardından halen okul çağındaki YGB’den muzdarip çocuklarımızın kayda değer bir bölümünün topluma kazandırılmaları halinde yaratılacak toplumsal üretim ve gelir, onlara yapılan toplumsal harcamanın çok üzerine çıkacaktır.
    Somut hale getirmek gerekirse, 150 bin dolayında varsayılan okul çağındaki YGB spektrumundan muzdarip çocukların önemli bir bölümünün kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirilmesi, aylık asgari ücretten bile hesaplansa, devletin kazanacağı vergi gelirleri de dâhil olmak üzere yılda yaklaşık 1 milyar TL’ye ulaşan bir toplam gelir yaratacaktır. Sadece bu bile devlet bütçesinde 2009 yılında ve tüm kategorilerde özel eğitime tahsis edilen 1 milyar TL dolayındaki ödeneğe karşılık gelmektedir. Üstelik üretim sürecindeki üretimleri de GSMH’ya katılacaktır.
    Biraz daha açarsak, 150 bin çocuğun hepsi aylık asgari ücret kazansa devletin alacağı vergilerle birlikte zatenyılda yaklaşık 1.2 milyar TL’ye ulaşılır (150,000 X 12 X (520TLücret + 137TLvergisi)). Artı bu çocukların üretim sürecinde yaratacakları katma değer ve o katma değerin vergileri de ulusal gelir hesabına dâhil olacaktır. Ayrıca, kazanacakları ücretler harcama ve vergi yoluyla ekonomiye geri dönecektir. Milli gelir hesapları açısından bakılırsa nihai rakam aslında sadece bu kategoride 1.5 - 2 milyar TL’ye ulaşılabilir. Devlet, çocukların hepsine gerekli miktardaki eğitim imkânını sağlayabilse ve pek çoğu rehabilite olsa kabaca 1 milyar TL’lik bir miktara çok rahat ulaşılabilir. Devlet bu 1 milyar TL’yi zaten şu anda harcıyor.
    Yukarıda yer alan maliyet kategorileri anımsandığında, bu hesaba ayrıca şunlar eklenmelidir; 1) Topluma kazandırılan ferdin kişisel olarak artık ne devlete ne de aile bütçesine ortalama bir vatandaştan fazla “doğrudan maliyeti”nin çıkmayacak olmasından sağlanacak izafi toplumsal gelir. 2) Topluma kazandırılan ferdin ailesinin ve yakın çevresinin azalacak “dolaylı maliyetleri”nden kaynaklanan izafi toplumsal gelir.
    Şüphesiz ki bir üst paragrafta ifade edilen izafi maliyetlerin ve gelirlerin de somut ve detaylı bir şekilde kâğıda dökülebilmesine imkân yoktur. Ancak, YGB’li bir ferdin mensup olduğu ailelerin çektikleri manevi sıkıntıların yanı sıra, ortalama bir aileye göre yüklendikleri ilave maddi yükler de bire bir göz önündedir. Bu kapsamda farazi bir ortalama ilave maliyet çalışmasında her bir YGB mensuplu aileye aylık ilave mali yükün sadece 1 asgari ücret tutarı olduğu bile varsayılsa, yılda 1 milyar TL dolayında bir tasarruf sağlanacaktır.
    Burayı da biraz açarsak; artık rehabilite olan fert, devlete eskiden olduğu gibi mali külfet oluşturmayacak, bunları milli servete (vergi yaratabilen cinsten) katkı addedeceğiz. Veya eskiden ona bakmak için üretimden kopan ebeveynleri tekrar işe girebilecek ve yeniden üretim sürecine dâhil olarak katma değer üretecek, maaş-ücret alacak, vergi ödeyecek. Eskiden aile tarafından gereksiz yere harcanan ve hatta bakıcı-bakım masrafları gibi kayıt dışı halde bulunan masraflar artık katma değer yaratan, vergi yaratan tüketim alanlarına kayacak. Ailelerin tüketim kalıpları şekil değiştirecek ve daha verimlileşecek, hatta belki tasarrufa yönelecek.
    Tüm bunları ampirik olarak ölçme imkanımız yok. Ancak, genel bir fikir vermesi için,işsiz kalan-verimliliği azalan ebeveynlerin mali kaybı ile, ailenin engelli çocuk sahibi olmaktan kaynaklanan ilave masrafları gibi kalemlerin hepsini mütevazi bir biçimde, aile başına ortalama olarak “bir asgari ücret”ten varsayabiliriz. Bu rakam hiç de abartılı bir rakam değildir. Somutlarsak, çocuğu ile ilgilenmek için aylık binlerce TL’lik maaşlardan feragat eden ebeveynler bulunmaktadır. Ya da otistik çocuğu olan ailelerin, otistik çocuğu olmayan ailelere göre ortalama ayda 500 TL civarında bir fazla masrafının olduğunu söyleyebilmek kendi gözlemlerimize göre hiç de zor değildir. Dolayısıyla, rehabilite olan bir çocuğun ailesinde bu kadar bir rakam tasarruf edilmiş olacaktır. Sonuçta bu kategoriden de asgari 1 milyar TL kadar bir kaynak elde edilmesi hiç de imkânsız değildir. Hatta bu kategorideki tüm maliyet-tasarruf kalemlerini tek tek somut olarak ölçme imkanı bulunsa, belki de ulaşılacak rakam 2-3 milyar TL’ye çıkabilecektir.
    Burada altı çizilmesi gereken husus, bu kapsamdaki harcamaların, YGB’li çocuğun topluma kazandırılmaması halinde de milli gelire mevcut durumda zaten bir şekilde katkı sağlamakta olduğudur. Ancak, çocuğun topluma kazandırılması durumunda, maliyetlerdeki bu azalma artık ailelerin kendi tercihleri doğrultusunda daha etkin ve verimli alanlarda kullanılabilecek, insanların ve ailelerin artık zorunluluktan dolayı değil keyfi ve konfor ihtiyaçları doğrultusunda yaşam standartlarını geliştirmeye dönük harcanabilecek, hatta belki tasarruf ve nihayetinde yatırıma dönüştürülebilecektir. Bunun yanı sıra aile bireylerinde ve genel olarak 150 bin ailenin de mensubu bulunduğu toplumda sağlık, huzur ve yaşam kalitesinde göreli bir iyileşme sağlanacaktır.
  4. 10.Eylül.2010, 20:01
    #2
    Doğrudan maliyetler:
    “Doğrudan fırsat maliyeti”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin fırsat maliyeti, onun topluma adapte olmuş, ekonomik olarak kendi kendine yeten ve üretim zincirinin içinde yer alan bir vatandaş olmasından feragat edilmesidir. Burada feragat edilen durum, bireyin ömrü boyunca bir gelirinin olması, kendi hayatını idame ettirmesi ve gayrı safi milli hasılaya doğrudan katkıda bulunması imkanıdır. Daha somut ifade etmek gerekirse, aslında iyi bir eğitim ve rehabilitasyon sürecinin ardından belirli bir maaş ya da ücret kazanabilecek bir birey bu kazançtan vazgeçmekle kalmamış, tam tersine hem devlet hem de ailesinin kaynaklarına başvurmaktadır. Yani kişi başı ve toplam milli gelirde bire bir azalma yaratılmaktadır.

    “Doğrudan maliyet”; YGB’li bireyin bakım, eğitim ve rehabilitasyon gibi amaçlarla hem kamu bütçesinden, hem de aileden kullandığı mali kaynakların tümüdür. Bu kategoriye, YGB’li ferdi topluma kazandırma amacı güden eğitimin maliyeti hariç tutulmak kaydıyla tüm diğer harcamalar dahil edilebilir. Bu kapsamda aile bütçesine ciddi bir yük oluşturan, ortalama bir ferdin gereksinim duyacağından fazla ilave tıbbi ve psikolojik danışmanlık masrafları, ilave bakım ve bakıcı masrafları, ilave ulaşım ve servis masrafları, ilave etkinlik ile malzeme-materyal masrafları yer almaktadır. YGB’li bir ferdin, beslenmesinden giyimine, sosyalleşme sürecine katılımının sağlanmasından ilgi alanlarının geliştirilmesine kadar pek çok konuda, tüm kişisel, aile ve sosyal hayatında ortalama bir ferde göre çok daha masraflı olduğu aşikârdır. Okul çağından sonra bu fertlerin barınma ve bakım konularının özel kurumlara devredilmesi halinde de maliyetlerde çok artışlar yaşanmaktadır.
    Dolaylı maliyetler:
    “Dolaylı fırsat maliyeti”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin yakın çevresinde bir fırsat maliyeti doğmuş olabilir. Aileden ve çok yakın akrabalardan bir ya da bir kaçı, YGB’li ferdin hayatının idame ettirilmesi sürecinde birebir ilgilenmesi gerektiği için ekonomik hayattan kopmak zorunda kalmış bulunabilir. YGB’li ferdin ailesi ve yakın çevresinde üretimden tamamen kopmasa bile, işini ciddi ölçüde aksatan, iş saatlerini verimsiz kullanmak zorunda kalan ve hatta azaltan, dolayısıyla iş verimi ve üretkenliği azalmış insanlar da bulunabilir. Hatta kendi profesyonel ve mesleki imkânlarını üretim zincirinin dışına kaydırarak YGB’li ferdin ihtiyaçlarına yöneltenler dahi bulunabilir. Bunlar, maddi olarak hesaplanması gerçekten neredeyse imkansız olan ama kümülatif olarak ele alındığında ülke ekonomisine ciddi maliyet ve verimsizlik yekunu oluşturan unsurlardır.
    “Dolaylı maliyet”; YGB’li ve topluma kazandırılamamış bir ferdin yakın çevresinde, bu ferdin özel durumundan kaynaklanan ilave maliyetler ailesi ve yakın çevresine yayılmış olabilir. YGB’li ferdin ebeveynleri ve kardeşleri, ortalama bir aileye göre çok daha fazla tıbbi ve psikolojik danışmanlık hizmeti, aile eğitimi hizmeti almak zorunda kalabilir. Anne baba ve kardeşlerin sosyal ve mesleki adaptasyon ve motivasyon süreçlerinde aksamalar ve nihayetinde gelir kayıpları yaşanabilir. Ailelerde dağılmalar ve boşanmalar gibi hem sosyal hem de ilave mali yük getirici olumsuzluklar yaşanabilir.
    Şüphesiz yukarıda genel kategoriler halinde fikir vermesi amacıyla aktarılan, somut ampirik gözlemlerimize gözlemlere dayanan ve sosyolojik bazlı maliyet kalıplarının tüm toplum için derli toplu rakamsal bir muhasebesinin çıkarılmasına imkân yoktur. Özellikle de “fırsat maliyeti”nin hesaplanması oldukça güç olacaktır. Ancak toplumsal fayda/maliyet eksenine yine de bazı zihin ve aritmetik eksersizleri ile açıklık getirilmesi mümkün olabilir. Örneğin, şu anda iyi bir eğitim ve rehabilitasyon sürecinin ardından halen okul çağındaki YGB’den muzdarip çocuklarımızın kayda değer bir bölümünün topluma kazandırılmaları halinde yaratılacak toplumsal üretim ve gelir, onlara yapılan toplumsal harcamanın çok üzerine çıkacaktır.
    Somut hale getirmek gerekirse, 150 bin dolayında varsayılan okul çağındaki YGB spektrumundan muzdarip çocukların önemli bir bölümünün kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirilmesi, aylık asgari ücretten bile hesaplansa, devletin kazanacağı vergi gelirleri de dâhil olmak üzere yılda yaklaşık 1 milyar TL’ye ulaşan bir toplam gelir yaratacaktır. Sadece bu bile devlet bütçesinde 2009 yılında ve tüm kategorilerde özel eğitime tahsis edilen 1 milyar TL dolayındaki ödeneğe karşılık gelmektedir. Üstelik üretim sürecindeki üretimleri de GSMH’ya katılacaktır.
    Biraz daha açarsak, 150 bin çocuğun hepsi aylık asgari ücret kazansa devletin alacağı vergilerle birlikte zatenyılda yaklaşık 1.2 milyar TL’ye ulaşılır (150,000 X 12 X (520TLücret + 137TLvergisi)). Artı bu çocukların üretim sürecinde yaratacakları katma değer ve o katma değerin vergileri de ulusal gelir hesabına dâhil olacaktır. Ayrıca, kazanacakları ücretler harcama ve vergi yoluyla ekonomiye geri dönecektir. Milli gelir hesapları açısından bakılırsa nihai rakam aslında sadece bu kategoride 1.5 - 2 milyar TL’ye ulaşılabilir. Devlet, çocukların hepsine gerekli miktardaki eğitim imkânını sağlayabilse ve pek çoğu rehabilite olsa kabaca 1 milyar TL’lik bir miktara çok rahat ulaşılabilir. Devlet bu 1 milyar TL’yi zaten şu anda harcıyor.
    Yukarıda yer alan maliyet kategorileri anımsandığında, bu hesaba ayrıca şunlar eklenmelidir; 1) Topluma kazandırılan ferdin kişisel olarak artık ne devlete ne de aile bütçesine ortalama bir vatandaştan fazla “doğrudan maliyeti”nin çıkmayacak olmasından sağlanacak izafi toplumsal gelir. 2) Topluma kazandırılan ferdin ailesinin ve yakın çevresinin azalacak “dolaylı maliyetleri”nden kaynaklanan izafi toplumsal gelir.
    Şüphesiz ki bir üst paragrafta ifade edilen izafi maliyetlerin ve gelirlerin de somut ve detaylı bir şekilde kâğıda dökülebilmesine imkân yoktur. Ancak, YGB’li bir ferdin mensup olduğu ailelerin çektikleri manevi sıkıntıların yanı sıra, ortalama bir aileye göre yüklendikleri ilave maddi yükler de bire bir göz önündedir. Bu kapsamda farazi bir ortalama ilave maliyet çalışmasında her bir YGB mensuplu aileye aylık ilave mali yükün sadece 1 asgari ücret tutarı olduğu bile varsayılsa, yılda 1 milyar TL dolayında bir tasarruf sağlanacaktır.
    Burayı da biraz açarsak; artık rehabilite olan fert, devlete eskiden olduğu gibi mali külfet oluşturmayacak, bunları milli servete (vergi yaratabilen cinsten) katkı addedeceğiz. Veya eskiden ona bakmak için üretimden kopan ebeveynleri tekrar işe girebilecek ve yeniden üretim sürecine dâhil olarak katma değer üretecek, maaş-ücret alacak, vergi ödeyecek. Eskiden aile tarafından gereksiz yere harcanan ve hatta bakıcı-bakım masrafları gibi kayıt dışı halde bulunan masraflar artık katma değer yaratan, vergi yaratan tüketim alanlarına kayacak. Ailelerin tüketim kalıpları şekil değiştirecek ve daha verimlileşecek, hatta belki tasarrufa yönelecek.
    Tüm bunları ampirik olarak ölçme imkanımız yok. Ancak, genel bir fikir vermesi için,işsiz kalan-verimliliği azalan ebeveynlerin mali kaybı ile, ailenin engelli çocuk sahibi olmaktan kaynaklanan ilave masrafları gibi kalemlerin hepsini mütevazi bir biçimde, aile başına ortalama olarak “bir asgari ücret”ten varsayabiliriz. Bu rakam hiç de abartılı bir rakam değildir. Somutlarsak, çocuğu ile ilgilenmek için aylık binlerce TL’lik maaşlardan feragat eden ebeveynler bulunmaktadır. Ya da otistik çocuğu olan ailelerin, otistik çocuğu olmayan ailelere göre ortalama ayda 500 TL civarında bir fazla masrafının olduğunu söyleyebilmek kendi gözlemlerimize göre hiç de zor değildir. Dolayısıyla, rehabilite olan bir çocuğun ailesinde bu kadar bir rakam tasarruf edilmiş olacaktır. Sonuçta bu kategoriden de asgari 1 milyar TL kadar bir kaynak elde edilmesi hiç de imkânsız değildir. Hatta bu kategorideki tüm maliyet-tasarruf kalemlerini tek tek somut olarak ölçme imkanı bulunsa, belki de ulaşılacak rakam 2-3 milyar TL’ye çıkabilecektir.
    Burada altı çizilmesi gereken husus, bu kapsamdaki harcamaların, YGB’li çocuğun topluma kazandırılmaması halinde de milli gelire mevcut durumda zaten bir şekilde katkı sağlamakta olduğudur. Ancak, çocuğun topluma kazandırılması durumunda, maliyetlerdeki bu azalma artık ailelerin kendi tercihleri doğrultusunda daha etkin ve verimli alanlarda kullanılabilecek, insanların ve ailelerin artık zorunluluktan dolayı değil keyfi ve konfor ihtiyaçları doğrultusunda yaşam standartlarını geliştirmeye dönük harcanabilecek, hatta belki tasarruf ve nihayetinde yatırıma dönüştürülebilecektir. Bunun yanı sıra aile bireylerinde ve genel olarak 150 bin ailenin de mensubu bulunduğu toplumda sağlık, huzur ve yaşam kalitesinde göreli bir iyileşme sağlanacaktır.
  5. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    SONUÇ
    Giderek daha fazla sayıda YGB’den muzdarip çocuğa sahip bir toplum olmaktayız. Bu da toplumumuz açısından giderek daha fazla sosyal ve ekonomik sıkıntıların ortaya çıkacağı anlamına geliyor.
    Dolayısıyla, YGB yelpazesinde özellikler taşıyan çocuklarımıza mümkün olduğunca erken yaşta tanı konulması ve bunların mümkün olduğunca erken başlatılarak yoğun bir bireysel, grup ve nihayetinde de kaynaştırma eğitim sürecinden geçirilmeleri gerekiyor. Bu nedenle, bütçeden tahsis edilen kamu kaynakları derhal artırılmalıdır. Böylece, YGB’den muzdarip çocuklarımızın devletin finansmanı sayesinde alacakları özel eğitim derslerinin saati, ideali olan “haftada” 40 saat olmasa bile, modern toplumlarda olduğu gibi “haftada” 20 saate çıkarılmasına mümkün olduğunca çalışılmalıdır.
    Yukarıda aktarıldığı üzere, devletin ülkemizde halen yalnızca “ayda” 10 saat olan özel eğitim desteğini ilk etapta 2 hatta daha da fazla katta artırması, nihai tahlilde ulusal kaynaklara ilave bir yük getirmeyeceğini ortaya koymaktadır. Hatta analizler, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasıyla sağlanacak ilave kazançlarla durumun fazla fazla telafi edileceğini ve sosyal refah açısından daha da olumlu bir tablonun ortaya çıkabileceğini sergilemektedir.
    Bunun yanı sıra, aşağıdaki hususlar da önem taşımaktadır;
    YGB konusunda toplumsal farkındalığın artırılması için ülke çapında ulusal bir kampanya yürütülmelidir. YGB eğitimi konusunda başta akademisyen, öğretmen ve terapist olmak üzere eğitimci ve hizmetli yetiştirme süreçlerinin kalitesi geliştirilmeli, bu alandaki personelin sayısı da artırılmalıdır.
    Okul öncesinde YGB eğitimi alan çocukların daha sonra kaynaştırma eğitimi sürecine dâhil edilmeleri büyük önem taşımaktadır. Ancak, örgün eğitim sistemimizin henüz bu ihtiyaca yanıt vermekten uzak olduğu maalesef velilerin ve eğitimcilerin somut gözlemleriyle kanıtlanmaktadır. Yaşanan bazı somut vakalarda olduğu üzere; sınıf öğretmenlerinin özel eğitim formasyonuna sahip olmaması ve dolayısıyla “bu çocuklarla başa çıkmak için ne yapacaklarını” bilememeleri nedeniyle, YGB spektrumundaki çocuklar amacın tam tersine bir durum olarak sınıflarda ya kendi haline başıboş bırakılmakta, ya da tam tersine izole veya tecrit edilmektedir. kaynaştırma eğitimi sorunlarının çözümü amacıyla sınıf öğretmenlerinin kısa dönemli eğitim süreçlerinden geçirilmesi uygulamasının ne derece başarılı olacağı tartışmalıdır. Bunun yerine, illerde kaynaştırma eğitimi için bazı okulların tespit edilmesi, bu okullardaki sınıflara sınırlı sayıda YGB sendromundan muzdarip öğrencilerin yerleştirilmesi ve bu sınıflarda mevcut sınıf öğretmenlerinin yanı sıra bir özel eğitim öğretmeninin de görevlendirilmesi cihetine gidilmesi daha etkin ve verimli bir uygulama olabilir.
    www.ilgider.org
  6. 10.Eylül.2010, 20:02
    #3
    SONUÇ
    Giderek daha fazla sayıda YGB’den muzdarip çocuğa sahip bir toplum olmaktayız. Bu da toplumumuz açısından giderek daha fazla sosyal ve ekonomik sıkıntıların ortaya çıkacağı anlamına geliyor.
    Dolayısıyla, YGB yelpazesinde özellikler taşıyan çocuklarımıza mümkün olduğunca erken yaşta tanı konulması ve bunların mümkün olduğunca erken başlatılarak yoğun bir bireysel, grup ve nihayetinde de kaynaştırma eğitim sürecinden geçirilmeleri gerekiyor. Bu nedenle, bütçeden tahsis edilen kamu kaynakları derhal artırılmalıdır. Böylece, YGB’den muzdarip çocuklarımızın devletin finansmanı sayesinde alacakları özel eğitim derslerinin saati, ideali olan “haftada” 40 saat olmasa bile, modern toplumlarda olduğu gibi “haftada” 20 saate çıkarılmasına mümkün olduğunca çalışılmalıdır.
    Yukarıda aktarıldığı üzere, devletin ülkemizde halen yalnızca “ayda” 10 saat olan özel eğitim desteğini ilk etapta 2 hatta daha da fazla katta artırması, nihai tahlilde ulusal kaynaklara ilave bir yük getirmeyeceğini ortaya koymaktadır. Hatta analizler, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasıyla sağlanacak ilave kazançlarla durumun fazla fazla telafi edileceğini ve sosyal refah açısından daha da olumlu bir tablonun ortaya çıkabileceğini sergilemektedir.
    Bunun yanı sıra, aşağıdaki hususlar da önem taşımaktadır;
    YGB konusunda toplumsal farkındalığın artırılması için ülke çapında ulusal bir kampanya yürütülmelidir. YGB eğitimi konusunda başta akademisyen, öğretmen ve terapist olmak üzere eğitimci ve hizmetli yetiştirme süreçlerinin kalitesi geliştirilmeli, bu alandaki personelin sayısı da artırılmalıdır.
    Okul öncesinde YGB eğitimi alan çocukların daha sonra kaynaştırma eğitimi sürecine dâhil edilmeleri büyük önem taşımaktadır. Ancak, örgün eğitim sistemimizin henüz bu ihtiyaca yanıt vermekten uzak olduğu maalesef velilerin ve eğitimcilerin somut gözlemleriyle kanıtlanmaktadır. Yaşanan bazı somut vakalarda olduğu üzere; sınıf öğretmenlerinin özel eğitim formasyonuna sahip olmaması ve dolayısıyla “bu çocuklarla başa çıkmak için ne yapacaklarını” bilememeleri nedeniyle, YGB spektrumundaki çocuklar amacın tam tersine bir durum olarak sınıflarda ya kendi haline başıboş bırakılmakta, ya da tam tersine izole veya tecrit edilmektedir. kaynaştırma eğitimi sorunlarının çözümü amacıyla sınıf öğretmenlerinin kısa dönemli eğitim süreçlerinden geçirilmesi uygulamasının ne derece başarılı olacağı tartışmalıdır. Bunun yerine, illerde kaynaştırma eğitimi için bazı okulların tespit edilmesi, bu okullardaki sınıflara sınırlı sayıda YGB sendromundan muzdarip öğrencilerin yerleştirilmesi ve bu sınıflarda mevcut sınıf öğretmenlerinin yanı sıra bir özel eğitim öğretmeninin de görevlendirilmesi cihetine gidilmesi daha etkin ve verimli bir uygulama olabilir.
    www.ilgider.org

Benzer Konular

  1. Down Sendromlu Çocukların Gelişimsel Özellikleri
    Konu Sahibi Defnex Forum Sağlık / Diğer
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Aralık.2010, 20:25
  2. Sanal aşkın en yaygın 3 yalanı
    Konu Sahibi Defnex Forum Diğer Teknoloji,İnternet,Bilgisayar,Cep Telefonu
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 08.Kasım.2010, 09:43
  3. Paranoid Bozukluk (Sanrısal Bozukluk)
    Konu Sahibi Defnex Forum Sağlık / Diğer
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Ekim.2010, 14:28
  4. Otizmde Gelişimsel Yöntem
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 25.Ağustos.2010, 21:59
  5. Sinir sisteminin gelişimindeki bozukluk: Otizm
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Ağustos.2010, 17:39

Bu Konu için Etiketler