Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Otizmde Tedavi Yaklaşımları

1943’lerde tanımlanmasından bu yana otizmin sebepleri üzerine farklı disiplinlerden farklı yorumlar yapılmıştır. Bu yorumlar otizmin açık ve anlaşılır bir sebebi olduğunu ortaya koymaktan henüz çok uzak olsa da yapılan yorumların sonucunda farklı tedavi yöntemleri önerilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Sebebi bilinmeyen bir problemin çözümü için ortaya atılan formüller yaklaşık bazı sonuçların bulunmasında yardımcı olsa da kesin sonuca ulaşmakta başarılı olamayacaktır. Otizmde de buna benzer

Konuyu değerlendir: Otizmde Tedavi Yaklaşımları

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 3038 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646

    Otizmde Tedavi Yaklaşımları

    1943’lerde tanımlanmasından bu yana otizmin sebepleri üzerine farklı disiplinlerden farklı yorumlar yapılmıştır. Bu yorumlar otizmin açık ve anlaşılır bir sebebi olduğunu ortaya koymaktan henüz çok uzak olsa da yapılan yorumların sonucunda farklı tedavi yöntemleri önerilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Sebebi bilinmeyen bir problemin çözümü için ortaya atılan formüller yaklaşık bazı sonuçların bulunmasında yardımcı olsa da kesin sonuca ulaşmakta başarılı olamayacaktır. Otizmde de buna benzer bir durum söz konusudur. Bu yüzden ortaya atılan yöntemlerden alınacak sonuçlar otizmin sebepleriyle ilgili yapılan yorumlarla sınırlıdır. Akademik çevreler birçok yöntemle ilgili kontrollü araştırmaların yapılmamış olmasından dolayı bu yöntemlerin geçerliliği konusundaki şüphelerini dile getirmektedirler. Fakat otizmin sebepleriyle ilgili bilginin sınırlı olması uygulayıcıları ve aileleri değişik yöntemleri denemeye itmektedir. Özellikle ailelerin tanıyı ilk duydukları andan itibaren kafalarında beliren “iyileşecek mi?” sorusuna karşılık net bir cevap alamamaları farklı tedavi yöntemlerini deneme arzusunu ön plana çıkarmaktadır.
    Otizmdeki tedavi yöntemleri üç ana başlıkla aşağıdaki gibi sınıflandırılabilmektedir:
    1-Farmakolojik tedaviler
    2-Eğitsel tedaviler
    3-Alternatif tedaviler

    Farmakolojik (ilçla) Tedaviler
    Farmakolojik tedaviler otizm belirtilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik değildir. Daha çok otizmde ortaya çıkan ikincil problemlerin kısmen ya da tamamen önlenmesinde kullanılmaktadır. Bu problemler dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite, depresyon, uyku ve yeme sorunları, anksiyete, oto mutilasyon (kendi kendine zarar verici davranışlar), saldırganlık veya diğer düzen bozucu davranışlar olarak ayrıştırılabilir. Ayrıca otizme eşlik eden epileptik nöbetlerin kontrol altına alınmasında ilaçla tedavi etkili olabilmektedir. Özellikle epilepsi nöbetleri olan otizmli bireylerde kullanılan nöroleptiklerin yukarıda sayılan ikincil problemlerde de etkili olduğu bilinmektedir. Otizmde bir veya birkaçının bozuk olduğu düşünülen dopamin, serotonin, noradrenalin ve opioit adlı kimyasal sistemler vardır. Kullanılan ilaçlar beyin biyokimyasında bazı değişiklikler yaratarak etkili olmaktadır.
    Ayrıca şu anda bazı ülkelerde, özellikle A.B.D’de var olan yaygın bir inanış da thimerosal (cıvanın bir formu) içeren aşıların otizme sebep olduğudur. Aşılar ve otizm arasındaki ilişkiyi destekleyen herhangi bir çalışma olmamasına rağmen ağır metal detoksifikasyonu otizm tedavisinde kullanılmaktadır. Fakat bu tedavinin vücuttaki vitamin ve mineralleri yok etme riski olduğundan bazı testlerin sonucunda sadece sisteminde aşırı kurşun veya cıva taşıyan çocuklarda kullanımı uygun görülmektedir.

    Son dönemde Risperidon adlı anti-psikotik ilacın otizmle ilişkili olan bir çok ağır davranış problemlerinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu ilacın kilo alımı ve uyku hali yaratma gibi yan etkileri bulunmaktadır.
    Eğitsel Tedaviler

    Otizmde birinci tedavi yöntemi olarak görülen ve uygulanan eğitsel tedavilerin başında davranışçı tedaviler gelmektedir. Bunların en bilineni ve etkili olduğu düşünüleni ise LOVAAS yaklaşımıdır. Uygulamalı davranış terapisi olarak da adlandırılan bu yöntem California Üniversitesi’nde profesör olan Dr.O.Ivaar Lovaas tarafından ortaya çıkarılmıştır ve erken eğitim programı olarak da anılmaktadır. Bu yaklaşımın oluşumu 50 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Uygulamalı davranış terapisi yeni becerilerin geliştirilmesinde ve istenmeyen davranışların azaltılmasında pekiştireçlerin kullanıldığı çeşitli yaygın teknikleri de içeren bir metottur. En üst noktada yapılandırılmış bir program olup, yetişkin yönlendirmesiyle uygulanır. Yani çalışmayı yetişkin yönetir ve çocuk takip eder. Çocuk, eğitimci veya ebeveynle bire bir çalışma sürdürür. Terapi okulda veya evde haftada 20 saatten 40 saate varan bir eğitim sürecini öngörmektedir. Erken tedavi yaklaşımı olarak nitelendirilmesindeki amaç çocuğun tanı konduktan sonra bu eğitim programıyla 5-6 yaşlarına geldiğinde normal yaşıtlarıyla okula gidebilmesidir.

    Uygulamalı davranış terapisini destekleyen güçlü çalışmaların çoğu Lovaas’ın 1987 senesinde yaptığı ve %47’lik bir başarı sağladığını öne süren çalışmaya temellendirilmiştir. Bununla birlikte başka hiçbir çalışma Lovaas’ın sonuçlarını yineleyememiştir. Uygulamalı davranış terapisi dili ve bilişsel becerileri kazandırmadaki etkililiğiyle bilinmektedir. Fakat terapinin etkililiğiyle ilgili eleştiriler yöntemin katı yapısından dolayı sosyal becerilerin yapılandırılmasına imkan vermediğini ve çocukların tepkilerinde robotlaştığını ve gerçek yaşama dair durumlarda daha az spontan davrandıklarını belirtmektedir.
    Uygulamalı davranış terapisi davranışçı temele oturtulan diğer yaklaşımların ilki olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşımın üzerine temellendirilen diğer yaklaşımlarda yukarıda bahsedilen eleştirilerin de katkısı olmuştur. Bunlardan biri de PRT yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda uygulamalı davranış terapisi ilkeleri daha esnek biçimde kullanılır. Uygulama daha rahat bir ortamda, çocuk merkezli ve doğal olarak yapılır. Çalışmalar çocuğun ilgileri, motive olduğu ve en sevdiği aktiviteler üzerinden yürütülür. Araştırmacılar “esas davranışların” otizmli çocuklarda çeşitli tepkilere yol açtığına inanmaktadırlar. Çünkü bu davranışlar birçok fonksiyon alanını genişletmektedir, olumlu değişimler diğer davranışlar üzerinde etkili olmaktadır. PRT terapisinde yönergeler ve pekiştireçler geleneksel uygulamalı davranış terapisinden çok daha çeşitlidir. Böylece otizmli bireyler için edinilen bilginin başka durum veya olaylara aktarılması çok daha kolay olmaktadır.
    Davranışçı yaklaşımların yanısıra otizmin eğitsel tedavisinde yaygın olarak kullanılan diğer bir yöntemde TEACCH metodudur. North Carolina üneversitesinde 1964 senesinde geliştirilmiştir. Bu yöntemin çıkış noktası otizmli bireylerin öğrenme ve çevreyi algılayış biçimleridir. Otizmli bireylerin görsel becerileri çok kuvvetlidir ve görsel ipuçlarına ve sembollere çok iyi tepki vermektedirler. Ayrıca otizmli bireyler sosyal içerikli pekiştireçleri anlamakta ve yaşadıkları olayla bağlantılandırmakta birçok zorluk yaşarlar. Bu teorik temelden yola çıkarak, davranış değiştirme yöntemlerinde kullanılan pekiştireçler yerine TEACCH metodunda, organizasyonel becerilerin gelişimi ve otizmli bireylerin kendilerinden ne istendiğini daha iyi anlamaları için resim sistemi kullanılmaktadır. TEACCH metodu otizmli bireylerin dikkatlerini bir çalışmadan diğerine yöneltmekte yaşadıkları sorunlarla ilgili olan beyin araştırmaları üzerine temellendirilmiştir. Yaklaşım çocukların bir aktiviteden diğerine geçerken daha rahat bir geçiş sağlamaları üzerine odaklanmıştır. Ayrıca bu yöntemle otizmli bireylerin yaşamboyu yaşamın her alanında otonomi sağlamalarının önü de açılmaktadır. Araştırmacılar özellikle ağır otizmi olan vakalarda programın daha iyi işlediğini belirtmektedirler.
    Alternatif davranışsal yaklaşımlardan biri de Dr.Stanley Greenspan ve Dr.Serena Wieder tarafından geliştirilen FLOORTİME adı verilen yaklaşımdır. Bu yaklaşım bireyin gelişimsel özelliklerini ve bireysel farklılıkları gözönünde bulunduran ve iletişim için gerekli olan başlıca becerileri desteklemektedir. Öncelikle ev merkezli bir yöntemdir. Bu konuda deneyimli profesyonellerce evde ebeveyn ve çocukla birlikte gerçekleştirilir. Greenspan’e göre yetişkinler çocukla birlikte yere oturur ve çocuğun doğal ilgilerini takip ederler. Bu yönteme dair eleştiriler, bu yöntemin etkiliğine dair bilimsel çalışmaların bulunmaması ve otizmi ağır olan bireylerde böylesi çocuk merkezli bir çalışmanın işe yaramayacağı yönündedir.
    Otizm yelpazesi içerisinde yer alan bozukluklar, iletişim problemlerinin yaygın olarak görüldüğü bozukluklardır. Burada iletişime dair eğitim programlarının büyük bir önemi vardır. İletişimin öğretilmesi ve desteklenmesi için kullanılan önemli programlardan bir tanesi de PECS’dir (Picture Educational Communication System/resim değiştirme yoluyla iletişim sistemi). Bu programda otizmli bireylerin görsel algılarının kuvvetli olmasından yola çıkılarak resimler kullanılır ve sistemin öğretim yaklaşımı davranışcı yöntem ve uygulamaları içerir.
    MİLLER YÖNTEMİ otizmli bireylerin tedavisinde kullanılan ve teorik temeli, hedefleri ve etkililiği olan alternatif sayılabilecek bir yöntemdir. Bu yöntemde beden organizasyonuna, sosyal iletişime ve iletişim becerilerine yönelik problemleri işaret eden bütünleştirici bir yaklaşım sunulmaktadır. Miller yönteminin teorik temelleri bilişsel-gelişimsel sistemler teorisine dayanmaktadır ve Arnold Miller ve Eileen Eller-Miller tarafından son 40 sene içerisinde geliştirilmiştir. Sistemler teorisine göre bireyin çevresiyle olan iletişimi, hareketin motivasyonuyla, şu andaki çevrenin dinamikleriyle ve bireyin gelişimsel düzeyiyle tanımlanmaktadır. Sistemler teorisine göre otizmli bireylerin bu çevreyle bütünleşmekte ve tepki vermekte sorunları vardır. Bu sorunlar gelen uyaranı sterotipik davranışlar haline getirmekte ve fonksiyonel sistemlere ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Miller yönteminin amacı, çocuğun kapasitesini başka insanlarla veya nesnelerle iletişim kurabileceği hale getirmek, değişikliğe adapte etmek, edindiği deneyimden öğrenmesini sağlamaktır. Ayrıca çocuğun diğer objelerle veya insanlarla iletişim kurarken kendi bedeninin farkına varmasını sağlamak, çocukların kopuk, içe dönük davranışlarını fonksiyonel, sosyal, ve iletişimsel hale getirmek ve faydalı aktarımlarını daha kısa sembolik işlevselliğe dönüştürmektir. En önemli amacı ise otizmli bireylerin oyundaki, sosyal ve günlük yaşamdaki rutinlerindeki esnekliği arttırmak ve çeşitlendirmektir.
    Miller yönteminin en önemli aracı yerden yüksekliği yaklaşık 75 cm. olan bir platformdur. Kare olan platformun her bir köşesine çocuğun her alanda ve ince motor beceriler üzerinde çalışabileceği istasyonlar yapılmıştır. Bu sayede çocuğun beden farkındalığı artmakta, terapistle arasındaki sosyal ve duygusal ilişki desteklenmektedir.
    Aile eğitimine dayalı çocuk merkezli başka bir yaklaşım da SONRİSE yöntemidir. Bu programda çocukların eğitilmesiyle birlikte ebeveynlerin de eğitilmesi ön plandadır. Ebeveynler çocukları için en iyi eğitimciler olabilmek için gerekli eğitimsel davranışsal yaklaşımları öğrenirler ve bu sayede öğrenme, gelişim, iletişim ve beceri kazanımlarında gelişme olur. Özel gereksinimi olan bütün bireyler ve özellikle otizmli bireyler bu programın kazandırmaya çalıştığı becerileri belirli prensipler doğrultusunda edinirler. Çocuğun tekrarlayıcı ve rutine bağlı davranışlarına katılındığında bu davranışların bilinmezliği kaybolacak, göz kontağı, sosyal gelişim ve başkalarının oyununa katılım daha rahat sağlanacaktır. İletişimsel oyunlar sayesinde etkili ve anlamlı sosyalizasyon ve iletişim gelişecektir. Yargılayıcı olmayan iyimser bir tutum çocuğun neşesini, dikkatini ve bu programdan alacağı verimi arttıracaktır. Ayrıca bu programda güvenli, dikkat çekici özellikleri olmayan bir oyun alanının kullanımı öğrenme ve gelişim için gereklidir.
  2. 27.Ağustos.2010, 21:38
    #1
    1943’lerde tanımlanmasından bu yana otizmin sebepleri üzerine farklı disiplinlerden farklı yorumlar yapılmıştır. Bu yorumlar otizmin açık ve anlaşılır bir sebebi olduğunu ortaya koymaktan henüz çok uzak olsa da yapılan yorumların sonucunda farklı tedavi yöntemleri önerilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Sebebi bilinmeyen bir problemin çözümü için ortaya atılan formüller yaklaşık bazı sonuçların bulunmasında yardımcı olsa da kesin sonuca ulaşmakta başarılı olamayacaktır. Otizmde de buna benzer bir durum söz konusudur. Bu yüzden ortaya atılan yöntemlerden alınacak sonuçlar otizmin sebepleriyle ilgili yapılan yorumlarla sınırlıdır. Akademik çevreler birçok yöntemle ilgili kontrollü araştırmaların yapılmamış olmasından dolayı bu yöntemlerin geçerliliği konusundaki şüphelerini dile getirmektedirler. Fakat otizmin sebepleriyle ilgili bilginin sınırlı olması uygulayıcıları ve aileleri değişik yöntemleri denemeye itmektedir. Özellikle ailelerin tanıyı ilk duydukları andan itibaren kafalarında beliren “iyileşecek mi?” sorusuna karşılık net bir cevap alamamaları farklı tedavi yöntemlerini deneme arzusunu ön plana çıkarmaktadır.
    Otizmdeki tedavi yöntemleri üç ana başlıkla aşağıdaki gibi sınıflandırılabilmektedir:
    1-Farmakolojik tedaviler
    2-Eğitsel tedaviler
    3-Alternatif tedaviler

    Farmakolojik (ilçla) Tedaviler
    Farmakolojik tedaviler otizm belirtilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik değildir. Daha çok otizmde ortaya çıkan ikincil problemlerin kısmen ya da tamamen önlenmesinde kullanılmaktadır. Bu problemler dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite, depresyon, uyku ve yeme sorunları, anksiyete, oto mutilasyon (kendi kendine zarar verici davranışlar), saldırganlık veya diğer düzen bozucu davranışlar olarak ayrıştırılabilir. Ayrıca otizme eşlik eden epileptik nöbetlerin kontrol altına alınmasında ilaçla tedavi etkili olabilmektedir. Özellikle epilepsi nöbetleri olan otizmli bireylerde kullanılan nöroleptiklerin yukarıda sayılan ikincil problemlerde de etkili olduğu bilinmektedir. Otizmde bir veya birkaçının bozuk olduğu düşünülen dopamin, serotonin, noradrenalin ve opioit adlı kimyasal sistemler vardır. Kullanılan ilaçlar beyin biyokimyasında bazı değişiklikler yaratarak etkili olmaktadır.
    Ayrıca şu anda bazı ülkelerde, özellikle A.B.D’de var olan yaygın bir inanış da thimerosal (cıvanın bir formu) içeren aşıların otizme sebep olduğudur. Aşılar ve otizm arasındaki ilişkiyi destekleyen herhangi bir çalışma olmamasına rağmen ağır metal detoksifikasyonu otizm tedavisinde kullanılmaktadır. Fakat bu tedavinin vücuttaki vitamin ve mineralleri yok etme riski olduğundan bazı testlerin sonucunda sadece sisteminde aşırı kurşun veya cıva taşıyan çocuklarda kullanımı uygun görülmektedir.

    Son dönemde Risperidon adlı anti-psikotik ilacın otizmle ilişkili olan bir çok ağır davranış problemlerinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu ilacın kilo alımı ve uyku hali yaratma gibi yan etkileri bulunmaktadır.
    Eğitsel Tedaviler

    Otizmde birinci tedavi yöntemi olarak görülen ve uygulanan eğitsel tedavilerin başında davranışçı tedaviler gelmektedir. Bunların en bilineni ve etkili olduğu düşünüleni ise LOVAAS yaklaşımıdır. Uygulamalı davranış terapisi olarak da adlandırılan bu yöntem California Üniversitesi’nde profesör olan Dr.O.Ivaar Lovaas tarafından ortaya çıkarılmıştır ve erken eğitim programı olarak da anılmaktadır. Bu yaklaşımın oluşumu 50 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Uygulamalı davranış terapisi yeni becerilerin geliştirilmesinde ve istenmeyen davranışların azaltılmasında pekiştireçlerin kullanıldığı çeşitli yaygın teknikleri de içeren bir metottur. En üst noktada yapılandırılmış bir program olup, yetişkin yönlendirmesiyle uygulanır. Yani çalışmayı yetişkin yönetir ve çocuk takip eder. Çocuk, eğitimci veya ebeveynle bire bir çalışma sürdürür. Terapi okulda veya evde haftada 20 saatten 40 saate varan bir eğitim sürecini öngörmektedir. Erken tedavi yaklaşımı olarak nitelendirilmesindeki amaç çocuğun tanı konduktan sonra bu eğitim programıyla 5-6 yaşlarına geldiğinde normal yaşıtlarıyla okula gidebilmesidir.

    Uygulamalı davranış terapisini destekleyen güçlü çalışmaların çoğu Lovaas’ın 1987 senesinde yaptığı ve %47’lik bir başarı sağladığını öne süren çalışmaya temellendirilmiştir. Bununla birlikte başka hiçbir çalışma Lovaas’ın sonuçlarını yineleyememiştir. Uygulamalı davranış terapisi dili ve bilişsel becerileri kazandırmadaki etkililiğiyle bilinmektedir. Fakat terapinin etkililiğiyle ilgili eleştiriler yöntemin katı yapısından dolayı sosyal becerilerin yapılandırılmasına imkan vermediğini ve çocukların tepkilerinde robotlaştığını ve gerçek yaşama dair durumlarda daha az spontan davrandıklarını belirtmektedir.
    Uygulamalı davranış terapisi davranışçı temele oturtulan diğer yaklaşımların ilki olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşımın üzerine temellendirilen diğer yaklaşımlarda yukarıda bahsedilen eleştirilerin de katkısı olmuştur. Bunlardan biri de PRT yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda uygulamalı davranış terapisi ilkeleri daha esnek biçimde kullanılır. Uygulama daha rahat bir ortamda, çocuk merkezli ve doğal olarak yapılır. Çalışmalar çocuğun ilgileri, motive olduğu ve en sevdiği aktiviteler üzerinden yürütülür. Araştırmacılar “esas davranışların” otizmli çocuklarda çeşitli tepkilere yol açtığına inanmaktadırlar. Çünkü bu davranışlar birçok fonksiyon alanını genişletmektedir, olumlu değişimler diğer davranışlar üzerinde etkili olmaktadır. PRT terapisinde yönergeler ve pekiştireçler geleneksel uygulamalı davranış terapisinden çok daha çeşitlidir. Böylece otizmli bireyler için edinilen bilginin başka durum veya olaylara aktarılması çok daha kolay olmaktadır.
    Davranışçı yaklaşımların yanısıra otizmin eğitsel tedavisinde yaygın olarak kullanılan diğer bir yöntemde TEACCH metodudur. North Carolina üneversitesinde 1964 senesinde geliştirilmiştir. Bu yöntemin çıkış noktası otizmli bireylerin öğrenme ve çevreyi algılayış biçimleridir. Otizmli bireylerin görsel becerileri çok kuvvetlidir ve görsel ipuçlarına ve sembollere çok iyi tepki vermektedirler. Ayrıca otizmli bireyler sosyal içerikli pekiştireçleri anlamakta ve yaşadıkları olayla bağlantılandırmakta birçok zorluk yaşarlar. Bu teorik temelden yola çıkarak, davranış değiştirme yöntemlerinde kullanılan pekiştireçler yerine TEACCH metodunda, organizasyonel becerilerin gelişimi ve otizmli bireylerin kendilerinden ne istendiğini daha iyi anlamaları için resim sistemi kullanılmaktadır. TEACCH metodu otizmli bireylerin dikkatlerini bir çalışmadan diğerine yöneltmekte yaşadıkları sorunlarla ilgili olan beyin araştırmaları üzerine temellendirilmiştir. Yaklaşım çocukların bir aktiviteden diğerine geçerken daha rahat bir geçiş sağlamaları üzerine odaklanmıştır. Ayrıca bu yöntemle otizmli bireylerin yaşamboyu yaşamın her alanında otonomi sağlamalarının önü de açılmaktadır. Araştırmacılar özellikle ağır otizmi olan vakalarda programın daha iyi işlediğini belirtmektedirler.
    Alternatif davranışsal yaklaşımlardan biri de Dr.Stanley Greenspan ve Dr.Serena Wieder tarafından geliştirilen FLOORTİME adı verilen yaklaşımdır. Bu yaklaşım bireyin gelişimsel özelliklerini ve bireysel farklılıkları gözönünde bulunduran ve iletişim için gerekli olan başlıca becerileri desteklemektedir. Öncelikle ev merkezli bir yöntemdir. Bu konuda deneyimli profesyonellerce evde ebeveyn ve çocukla birlikte gerçekleştirilir. Greenspan’e göre yetişkinler çocukla birlikte yere oturur ve çocuğun doğal ilgilerini takip ederler. Bu yönteme dair eleştiriler, bu yöntemin etkiliğine dair bilimsel çalışmaların bulunmaması ve otizmi ağır olan bireylerde böylesi çocuk merkezli bir çalışmanın işe yaramayacağı yönündedir.
    Otizm yelpazesi içerisinde yer alan bozukluklar, iletişim problemlerinin yaygın olarak görüldüğü bozukluklardır. Burada iletişime dair eğitim programlarının büyük bir önemi vardır. İletişimin öğretilmesi ve desteklenmesi için kullanılan önemli programlardan bir tanesi de PECS’dir (Picture Educational Communication System/resim değiştirme yoluyla iletişim sistemi). Bu programda otizmli bireylerin görsel algılarının kuvvetli olmasından yola çıkılarak resimler kullanılır ve sistemin öğretim yaklaşımı davranışcı yöntem ve uygulamaları içerir.
    MİLLER YÖNTEMİ otizmli bireylerin tedavisinde kullanılan ve teorik temeli, hedefleri ve etkililiği olan alternatif sayılabilecek bir yöntemdir. Bu yöntemde beden organizasyonuna, sosyal iletişime ve iletişim becerilerine yönelik problemleri işaret eden bütünleştirici bir yaklaşım sunulmaktadır. Miller yönteminin teorik temelleri bilişsel-gelişimsel sistemler teorisine dayanmaktadır ve Arnold Miller ve Eileen Eller-Miller tarafından son 40 sene içerisinde geliştirilmiştir. Sistemler teorisine göre bireyin çevresiyle olan iletişimi, hareketin motivasyonuyla, şu andaki çevrenin dinamikleriyle ve bireyin gelişimsel düzeyiyle tanımlanmaktadır. Sistemler teorisine göre otizmli bireylerin bu çevreyle bütünleşmekte ve tepki vermekte sorunları vardır. Bu sorunlar gelen uyaranı sterotipik davranışlar haline getirmekte ve fonksiyonel sistemlere ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Miller yönteminin amacı, çocuğun kapasitesini başka insanlarla veya nesnelerle iletişim kurabileceği hale getirmek, değişikliğe adapte etmek, edindiği deneyimden öğrenmesini sağlamaktır. Ayrıca çocuğun diğer objelerle veya insanlarla iletişim kurarken kendi bedeninin farkına varmasını sağlamak, çocukların kopuk, içe dönük davranışlarını fonksiyonel, sosyal, ve iletişimsel hale getirmek ve faydalı aktarımlarını daha kısa sembolik işlevselliğe dönüştürmektir. En önemli amacı ise otizmli bireylerin oyundaki, sosyal ve günlük yaşamdaki rutinlerindeki esnekliği arttırmak ve çeşitlendirmektir.
    Miller yönteminin en önemli aracı yerden yüksekliği yaklaşık 75 cm. olan bir platformdur. Kare olan platformun her bir köşesine çocuğun her alanda ve ince motor beceriler üzerinde çalışabileceği istasyonlar yapılmıştır. Bu sayede çocuğun beden farkındalığı artmakta, terapistle arasındaki sosyal ve duygusal ilişki desteklenmektedir.
    Aile eğitimine dayalı çocuk merkezli başka bir yaklaşım da SONRİSE yöntemidir. Bu programda çocukların eğitilmesiyle birlikte ebeveynlerin de eğitilmesi ön plandadır. Ebeveynler çocukları için en iyi eğitimciler olabilmek için gerekli eğitimsel davranışsal yaklaşımları öğrenirler ve bu sayede öğrenme, gelişim, iletişim ve beceri kazanımlarında gelişme olur. Özel gereksinimi olan bütün bireyler ve özellikle otizmli bireyler bu programın kazandırmaya çalıştığı becerileri belirli prensipler doğrultusunda edinirler. Çocuğun tekrarlayıcı ve rutine bağlı davranışlarına katılındığında bu davranışların bilinmezliği kaybolacak, göz kontağı, sosyal gelişim ve başkalarının oyununa katılım daha rahat sağlanacaktır. İletişimsel oyunlar sayesinde etkili ve anlamlı sosyalizasyon ve iletişim gelişecektir. Yargılayıcı olmayan iyimser bir tutum çocuğun neşesini, dikkatini ve bu programdan alacağı verimi arttıracaktır. Ayrıca bu programda güvenli, dikkat çekici özellikleri olmayan bir oyun alanının kullanımı öğrenme ve gelişim için gereklidir.
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Alternatif Tedaviler
    Otizmin tedavi yaklaşımları içerisinde yukarıda bahsedilen eğitimsel ve farmakolojik tedavilerin yanısıra bir çok farklı alanda ortaya atılmış alternatif tedavi yöntemleri bulunmaktadır.
    DİYET TEDAVİSİ: Diyet tedavisinin altında yatan teori otizmli çocukların büyük bir çoğunluğunun buğday, soya veya süt gibi besinlerden kaynaklanan kronik gastrolojik ve bağırsaklara dair problemlerinin olduğudur. Buğday, nişasta ve diğer hububatlarda bulunan glutenin ve peynirde, tereyağında, yoğurt ve dondurmada bulunan süt proteini caseinin verilmemesi çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve daha normal davranmalarına sebep olacağına dair düşünce bu tedavi yönteminin temel çıkış noktasıdır.
    Diyete başlanmadan önce doktorlar dışkı, idrar ve kan testleri istemektedirler. Bu testlerde çocuğun gluten ve caseine herhangi bir duyarlılığının olup olmadığına bakılmaktadır. Bu diyet en az altı aydan bir seneye kadar bir uygulama süresi öngörmektedir. Otizm alanında uzman olan kişiler bu diyetlerin etkililiğini destekleyici çok az çalışma olduğunu öne sürmektedirler.
    VİTAMİN TEDAVİSİ: B6 vitaminin mega dozlarda magnezyumla birlikte verilmesinin otizmli bireylerde davranışsal gelişmeler ortaya çıkardığı öne sürülmektedir. Otizm Araştırma Enstitüsünden (Autism Research Institute) Dr.Bernard Rimland bu konuyla ilgili 18 çalışmanın bulunduğunu söylemekte ve otizmli bireyler için uygun ve iyi sonuçlar alınabilen bir yöntem olduğunu öne sürmektedir.
    SECRETİN: Secretin, mide bağırsak sisteminde görev alan ve sindirimi kolaylaştıran bir hormondur. Nöropeptid grubu içinde yer alan bir nörotransmiterdir. 27 amino asit içerir ve mide boşalırken sindirim sitemi tarafından salgılanır. Secretin pankreası uyararak sindirime yardımcı olan ve bağırsaklardaki asit oranını nötralize eden bikarbonat tarafından zengin sıvıların salgılanmasına, mideyi uyararak pepsinin (proteinin sindiriminde rol alan bir enzim) üretilmesine, karaciğeri uyararak safranın üretilmesine yardımcı olur. Sentetik secretin enjeksiyonu bazı testlerde özellikle sindirim sistemiyle ilgili testlerde kullanılmaktadır. Secretinin davranışlar üzerinde de çeşitli etkilerinin olduğu bulunmuştur. Sindirim sistemiyle ilgili bir problem dolayısıyla kullanılırken otizmli bireyler üzerindeki etkileri farkedilmiştir. Secretin enjeksiyonunun yapılmasından 5 hafta sonra bu çocuklarda şaşırtıcı bir şekilde göz kontağında ve farkındalıkta artış, ifade edici dil becerilerinde yeni kazanımlar gözlenmiştir. Bu konuyla ilgili klinik çalışmalar 1997-98 senelerinde yapılmaya başlamıştır. 2001 senesinden bu yana secretinin otizm tedavisinde kullanılmasıyla ilgili olarak üç kontrollü çalışma yapılmıştır. Bu üç çalışmanın sonucunda da secretinin placeboyla karşılaştırıldığında etkililiği ortaya çıkmamıştır.
    İŞİTSEL BÜTÜNLEŞTİRME TEDAVİSİ: Fransız hekim Guy Berard tarafından geliştirilen bu yöntem çeşitli psikiyatrik rahatsızlıklarda ve öğrenme bozukluklarında kullanılmaktadır. Tedavinin altında yatan düşünce bu rahatsızlıklara sahip olan bireylerin sese karşı aşırı hassaslaştıklarını ve sesten dolayı ağrı hissettikleridir. Dr.Berard bu ağrılı işitmeyi orta kulakta yer alan küçük eklem, kas ve kemiklerin rahatsızlığına bağlamıştır. Bu yöntemde müzik, belli ses frekanslarının filtrasyonuyla bir kulaklık aracılığıyla günde 1 saat ve arka arkaya 10 gün olmak üzere hastaya dinletilir. Modüle edilmiş müzikle değişik frekanslar aracılığıyla düzenli bir gel-git sağlanarak ortakulağa ve beyne masaj yapılmaktadır. Otizmli bireylerde bu yöntemin kullanılmasıyla sese aşırı hassasiyetlerinin azaldığı, sosyal gelişimlerinin hızlandığı ve dikkat becerilerinin arttığı öne sürülmüştür.
    YUNUSLARLA TEDAVİ: Bu tedavi yöntemi birçok psikiyatrik ve nörolojik rahatsızlıklarla birlikte otizmde de kullanılmaktadır. Suyun kas ve iskelet sistemine yönelik yararlarıyla birlikte, sosyal davranışlar gösteren eğitilmiş hayvanların otizm tedavisinde kullanımı motor koordinasyon alanlarında, dikkat gelişiminde, göz kontağının artmasında ve diğer bazı sosyal becerilerin kazanımında etkili olabilmektedir.
    SENSORİK ENTEGRASYON (DUYUSAL BÜTÜNLEŞTİRME): Bu yöntemin çıkış noktası sadece otizmde değil diğer gelişimsel bozukluklarda duyusal sistemin fonksiyonlarını yeterli düzeyde yerine getirememesidir. Bazen bazı duyular uyaranlara karşı aşırı ya da normalin altında tepki vermektedir. Bu duyusal problemler öne arkaya sallanma, kendi etrafında dönme, el çırpma gibi davranış problemlerinin sebebi olabilmektedir. Her ne kadar duyular için gerekli alıcılar periferal sinir sisteminde yer alsa da, problemin merkezi sinir sistemindeki nörolojik disfonksiyondan kaynaklandığı ileri sürülmektedir.
    Sensorik entegrasyon nörobiyolojik bir prosestir ve çevreden gelen duyusal uyaranların beyin tarafından entegrasyonuna işaret eder. Buradaki bozukluklar duyusal uyaranların beyinde yeterince entegre ve organize edilemediğini göstermektedir. Bunun sonucu olarak gelişimde, bilgiyi işlemede ve davranışlarda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yöntem üç temel duyu türünde yoğunlaşmaktadır: Taktil (dokunmayla ilgili), Vestibüler ve Proprioseptif.
    Taktil sistem deri altındaki sinirler yoluyla beyne bilgi taşır. Bu bilgi hafif bir dokunuşu, acıyı, ısıyı ve basıncı hissetmemizi sağlar. Bu sistemdeki bir bozukluk dokunulmaya karşı aşırı hassas olma, bazı gıdaları almama, bazı kıyafetleri giymeme şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca bu disfonksiyonu yaşayan bireyler belirli nesnelere dokunmakta zorlanabilirler. Bu da dokunuşun ya da acının farklı algılanmasına, kişinin kendini çevreden izole etmesine, hassasiyete ve hiperaktiviteye sebep olabilir.
    Vestibüler sistem hareketi destekleyen ve başın pozisyon değişikliklerini kontrol eden iç kulaktaki kanallardan oluşmaktadır. Bu sistemin disfonksiyonu iki şekilde görülür: Bazı bireyler sıradışı hareketlere (sallanma, kayma, tırmanma vb.) korkuyla karışık tepkiler verebilirler. Sonuç olarak mekan içinde kendilerini rahat hissetmeme söz konusudur.
    Proprioseptif sistem vücudun farkındalığını sağlar ve kaslardan, eklemlerden, tendonlardan gelen bileşenleri içerir. İnsanların sandalyede düzgün ve düşmeden oturabilmelerini sağlayan bu sistemdir. Ayrıca nesneleri küçük kas harketleriyle manipüle ederek; kalemle yazı yazmak, kaşıkla çorba içmek ve düğme iliklemek gibi fonksiyonların gerçekleştirilmesini sağlar. Bu sistemin disfonksiyonunda sakarlıklar, düşmeye eğilim, beden duruşunun algılanışının bozulması, bazı objeleri manipüle etmede zorlanma, tuhaf beden duruşu, yeni motor aktivitelere direnç görülebilir.
    Otizmli bireylerde bu sistemlere yönelik eksikliklerin tespit edilip giderilmesi onların daha sosyal olmalarını sağlamanın yanısıra, farkındalıklarının ve dikkatlerinin artmasında yardımcı olmaktadır. Böylece çevreleriyle daha verimli bir şekilde iletişim kurabilmektedirler.
    Otizmli bireylerin otobiyografilerinden de anlaşılacağı üzere basınçlı dokunuşlar gibi duyusal bütünleştirme teknikleri dikkati ve farkındalığı artırabilmektedir.
    İMMÜNGLOBÜLİN TEDAVİSİ: Pek çok nörolojik hastalığın tedavisinde kullanılan bu yöntem, otizmde de kullanılan alternatif yöntemlerden biridir. Otizmli bireylerin bağışıklık sistemlerinde pek çok anormalliklere rastlanmıştır. Çok karmaşık olan bu sistemin otizmli bireylerde aksayan değişik yanları olduğu vurgulanmaktadır. Bağışıklık sisteminin temel ajanlarından biri olan immünglobülinin dışarıdan verilmesinin uygun olacağı görüşü bu tedavinin temelini oluşturur. Bu yöntemin uygulanması öncesinde zor ve pahalı bazı tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Uygulama sonucunda bazı otizmli bireylerde göz temasında düzelme, dikkat, okuma yeteneği, düşünme ve akıl yürütme işlevlerinde düzelmeler olduğu bildirilmiştir. Konuşma ve ekolalide daha geç yaşlarda düzelmeler gözlenmiştir. Küçük çocuklarda daha etkili sonuçlar rapor edilmiştir.
    Şu ana kadar yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlar en etkili tedavi yönteminin eğitsel tedavi yöntemleri olduğunu göstermektedir. Otizm spektrum bozukluklarında amaç, bireyin tanımlanan normallik kriterlerine ulaşmasından çok, yaşam kalitesinin arttırılmasına yöneliktir. Bu bozukluğun yaşam sürecinin tamamını etkilediği düşünülürse, sosyal, bilişsel, iletişimsel ve davranışsal alandaki eksikliklerin minimuma indirilmesi otizmli bireyin, ailesinin ve yakın akrabalarının yaşamını psikolojik ve sosyolojik açıdan olumlu yönde etkileyecektir. Bu uzun ve zorlu tedavi sürecinde eğitsel yaklaşımların yanı sıra farmakolojik ve alternatif tedavi yöntemleri de göze çarpmaktadır. Burada önemli olan nokta otizm tanısı alan bireylerin herbirinin aynı belirti kriterleri üzerinde bir çok farklı özellik göstermesi ve bu özelliklerin ağırdan hafife bir tablo ortaya çıkarmasıdır. Buna göre her tedavi yaklaşımından elde edilen fayda da farklı olacaktır ve yine bu yüzden kullanılacak tedavi yöntemi üzerinde düşünülürken bireyin temel otizm özelliklerinin yanısıra, tanı kriterlerinin birey üzerindeki yansımaları, zeka kapasitesi, nörolojik ve fiziksel özellikleri, bireyin toplumsal ihtiyaçları ve ailenin ihtiyaçları gözönünde bulundurulmalıdır.
    Son dönemde yapılan araştırmalar otizmin sebeplerinin bulunmasından çok erken tanı yöntemlerinin çeşitliliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmalarda erken tanının, kullanılacak tedavi yöntemlerinin daha erken belirlenmesine yol açacağından; bunun da normallik kriterlerine ulaşma olasılığını arttıracağından bahsedilmektedir.
    http://www.ruzgarterapi.com/sayfalar...ana_otizm.html
  4. 27.Ağustos.2010, 21:39
    #2
    Alternatif Tedaviler
    Otizmin tedavi yaklaşımları içerisinde yukarıda bahsedilen eğitimsel ve farmakolojik tedavilerin yanısıra bir çok farklı alanda ortaya atılmış alternatif tedavi yöntemleri bulunmaktadır.
    DİYET TEDAVİSİ: Diyet tedavisinin altında yatan teori otizmli çocukların büyük bir çoğunluğunun buğday, soya veya süt gibi besinlerden kaynaklanan kronik gastrolojik ve bağırsaklara dair problemlerinin olduğudur. Buğday, nişasta ve diğer hububatlarda bulunan glutenin ve peynirde, tereyağında, yoğurt ve dondurmada bulunan süt proteini caseinin verilmemesi çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve daha normal davranmalarına sebep olacağına dair düşünce bu tedavi yönteminin temel çıkış noktasıdır.
    Diyete başlanmadan önce doktorlar dışkı, idrar ve kan testleri istemektedirler. Bu testlerde çocuğun gluten ve caseine herhangi bir duyarlılığının olup olmadığına bakılmaktadır. Bu diyet en az altı aydan bir seneye kadar bir uygulama süresi öngörmektedir. Otizm alanında uzman olan kişiler bu diyetlerin etkililiğini destekleyici çok az çalışma olduğunu öne sürmektedirler.
    VİTAMİN TEDAVİSİ: B6 vitaminin mega dozlarda magnezyumla birlikte verilmesinin otizmli bireylerde davranışsal gelişmeler ortaya çıkardığı öne sürülmektedir. Otizm Araştırma Enstitüsünden (Autism Research Institute) Dr.Bernard Rimland bu konuyla ilgili 18 çalışmanın bulunduğunu söylemekte ve otizmli bireyler için uygun ve iyi sonuçlar alınabilen bir yöntem olduğunu öne sürmektedir.
    SECRETİN: Secretin, mide bağırsak sisteminde görev alan ve sindirimi kolaylaştıran bir hormondur. Nöropeptid grubu içinde yer alan bir nörotransmiterdir. 27 amino asit içerir ve mide boşalırken sindirim sitemi tarafından salgılanır. Secretin pankreası uyararak sindirime yardımcı olan ve bağırsaklardaki asit oranını nötralize eden bikarbonat tarafından zengin sıvıların salgılanmasına, mideyi uyararak pepsinin (proteinin sindiriminde rol alan bir enzim) üretilmesine, karaciğeri uyararak safranın üretilmesine yardımcı olur. Sentetik secretin enjeksiyonu bazı testlerde özellikle sindirim sistemiyle ilgili testlerde kullanılmaktadır. Secretinin davranışlar üzerinde de çeşitli etkilerinin olduğu bulunmuştur. Sindirim sistemiyle ilgili bir problem dolayısıyla kullanılırken otizmli bireyler üzerindeki etkileri farkedilmiştir. Secretin enjeksiyonunun yapılmasından 5 hafta sonra bu çocuklarda şaşırtıcı bir şekilde göz kontağında ve farkındalıkta artış, ifade edici dil becerilerinde yeni kazanımlar gözlenmiştir. Bu konuyla ilgili klinik çalışmalar 1997-98 senelerinde yapılmaya başlamıştır. 2001 senesinden bu yana secretinin otizm tedavisinde kullanılmasıyla ilgili olarak üç kontrollü çalışma yapılmıştır. Bu üç çalışmanın sonucunda da secretinin placeboyla karşılaştırıldığında etkililiği ortaya çıkmamıştır.
    İŞİTSEL BÜTÜNLEŞTİRME TEDAVİSİ: Fransız hekim Guy Berard tarafından geliştirilen bu yöntem çeşitli psikiyatrik rahatsızlıklarda ve öğrenme bozukluklarında kullanılmaktadır. Tedavinin altında yatan düşünce bu rahatsızlıklara sahip olan bireylerin sese karşı aşırı hassaslaştıklarını ve sesten dolayı ağrı hissettikleridir. Dr.Berard bu ağrılı işitmeyi orta kulakta yer alan küçük eklem, kas ve kemiklerin rahatsızlığına bağlamıştır. Bu yöntemde müzik, belli ses frekanslarının filtrasyonuyla bir kulaklık aracılığıyla günde 1 saat ve arka arkaya 10 gün olmak üzere hastaya dinletilir. Modüle edilmiş müzikle değişik frekanslar aracılığıyla düzenli bir gel-git sağlanarak ortakulağa ve beyne masaj yapılmaktadır. Otizmli bireylerde bu yöntemin kullanılmasıyla sese aşırı hassasiyetlerinin azaldığı, sosyal gelişimlerinin hızlandığı ve dikkat becerilerinin arttığı öne sürülmüştür.
    YUNUSLARLA TEDAVİ: Bu tedavi yöntemi birçok psikiyatrik ve nörolojik rahatsızlıklarla birlikte otizmde de kullanılmaktadır. Suyun kas ve iskelet sistemine yönelik yararlarıyla birlikte, sosyal davranışlar gösteren eğitilmiş hayvanların otizm tedavisinde kullanımı motor koordinasyon alanlarında, dikkat gelişiminde, göz kontağının artmasında ve diğer bazı sosyal becerilerin kazanımında etkili olabilmektedir.
    SENSORİK ENTEGRASYON (DUYUSAL BÜTÜNLEŞTİRME): Bu yöntemin çıkış noktası sadece otizmde değil diğer gelişimsel bozukluklarda duyusal sistemin fonksiyonlarını yeterli düzeyde yerine getirememesidir. Bazen bazı duyular uyaranlara karşı aşırı ya da normalin altında tepki vermektedir. Bu duyusal problemler öne arkaya sallanma, kendi etrafında dönme, el çırpma gibi davranış problemlerinin sebebi olabilmektedir. Her ne kadar duyular için gerekli alıcılar periferal sinir sisteminde yer alsa da, problemin merkezi sinir sistemindeki nörolojik disfonksiyondan kaynaklandığı ileri sürülmektedir.
    Sensorik entegrasyon nörobiyolojik bir prosestir ve çevreden gelen duyusal uyaranların beyin tarafından entegrasyonuna işaret eder. Buradaki bozukluklar duyusal uyaranların beyinde yeterince entegre ve organize edilemediğini göstermektedir. Bunun sonucu olarak gelişimde, bilgiyi işlemede ve davranışlarda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yöntem üç temel duyu türünde yoğunlaşmaktadır: Taktil (dokunmayla ilgili), Vestibüler ve Proprioseptif.
    Taktil sistem deri altındaki sinirler yoluyla beyne bilgi taşır. Bu bilgi hafif bir dokunuşu, acıyı, ısıyı ve basıncı hissetmemizi sağlar. Bu sistemdeki bir bozukluk dokunulmaya karşı aşırı hassas olma, bazı gıdaları almama, bazı kıyafetleri giymeme şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca bu disfonksiyonu yaşayan bireyler belirli nesnelere dokunmakta zorlanabilirler. Bu da dokunuşun ya da acının farklı algılanmasına, kişinin kendini çevreden izole etmesine, hassasiyete ve hiperaktiviteye sebep olabilir.
    Vestibüler sistem hareketi destekleyen ve başın pozisyon değişikliklerini kontrol eden iç kulaktaki kanallardan oluşmaktadır. Bu sistemin disfonksiyonu iki şekilde görülür: Bazı bireyler sıradışı hareketlere (sallanma, kayma, tırmanma vb.) korkuyla karışık tepkiler verebilirler. Sonuç olarak mekan içinde kendilerini rahat hissetmeme söz konusudur.
    Proprioseptif sistem vücudun farkındalığını sağlar ve kaslardan, eklemlerden, tendonlardan gelen bileşenleri içerir. İnsanların sandalyede düzgün ve düşmeden oturabilmelerini sağlayan bu sistemdir. Ayrıca nesneleri küçük kas harketleriyle manipüle ederek; kalemle yazı yazmak, kaşıkla çorba içmek ve düğme iliklemek gibi fonksiyonların gerçekleştirilmesini sağlar. Bu sistemin disfonksiyonunda sakarlıklar, düşmeye eğilim, beden duruşunun algılanışının bozulması, bazı objeleri manipüle etmede zorlanma, tuhaf beden duruşu, yeni motor aktivitelere direnç görülebilir.
    Otizmli bireylerde bu sistemlere yönelik eksikliklerin tespit edilip giderilmesi onların daha sosyal olmalarını sağlamanın yanısıra, farkındalıklarının ve dikkatlerinin artmasında yardımcı olmaktadır. Böylece çevreleriyle daha verimli bir şekilde iletişim kurabilmektedirler.
    Otizmli bireylerin otobiyografilerinden de anlaşılacağı üzere basınçlı dokunuşlar gibi duyusal bütünleştirme teknikleri dikkati ve farkındalığı artırabilmektedir.
    İMMÜNGLOBÜLİN TEDAVİSİ: Pek çok nörolojik hastalığın tedavisinde kullanılan bu yöntem, otizmde de kullanılan alternatif yöntemlerden biridir. Otizmli bireylerin bağışıklık sistemlerinde pek çok anormalliklere rastlanmıştır. Çok karmaşık olan bu sistemin otizmli bireylerde aksayan değişik yanları olduğu vurgulanmaktadır. Bağışıklık sisteminin temel ajanlarından biri olan immünglobülinin dışarıdan verilmesinin uygun olacağı görüşü bu tedavinin temelini oluşturur. Bu yöntemin uygulanması öncesinde zor ve pahalı bazı tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Uygulama sonucunda bazı otizmli bireylerde göz temasında düzelme, dikkat, okuma yeteneği, düşünme ve akıl yürütme işlevlerinde düzelmeler olduğu bildirilmiştir. Konuşma ve ekolalide daha geç yaşlarda düzelmeler gözlenmiştir. Küçük çocuklarda daha etkili sonuçlar rapor edilmiştir.
    Şu ana kadar yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlar en etkili tedavi yönteminin eğitsel tedavi yöntemleri olduğunu göstermektedir. Otizm spektrum bozukluklarında amaç, bireyin tanımlanan normallik kriterlerine ulaşmasından çok, yaşam kalitesinin arttırılmasına yöneliktir. Bu bozukluğun yaşam sürecinin tamamını etkilediği düşünülürse, sosyal, bilişsel, iletişimsel ve davranışsal alandaki eksikliklerin minimuma indirilmesi otizmli bireyin, ailesinin ve yakın akrabalarının yaşamını psikolojik ve sosyolojik açıdan olumlu yönde etkileyecektir. Bu uzun ve zorlu tedavi sürecinde eğitsel yaklaşımların yanı sıra farmakolojik ve alternatif tedavi yöntemleri de göze çarpmaktadır. Burada önemli olan nokta otizm tanısı alan bireylerin herbirinin aynı belirti kriterleri üzerinde bir çok farklı özellik göstermesi ve bu özelliklerin ağırdan hafife bir tablo ortaya çıkarmasıdır. Buna göre her tedavi yaklaşımından elde edilen fayda da farklı olacaktır ve yine bu yüzden kullanılacak tedavi yöntemi üzerinde düşünülürken bireyin temel otizm özelliklerinin yanısıra, tanı kriterlerinin birey üzerindeki yansımaları, zeka kapasitesi, nörolojik ve fiziksel özellikleri, bireyin toplumsal ihtiyaçları ve ailenin ihtiyaçları gözönünde bulundurulmalıdır.
    Son dönemde yapılan araştırmalar otizmin sebeplerinin bulunmasından çok erken tanı yöntemlerinin çeşitliliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmalarda erken tanının, kullanılacak tedavi yöntemlerinin daha erken belirlenmesine yol açacağından; bunun da normallik kriterlerine ulaşma olasılığını arttıracağından bahsedilmektedir.
    http://www.ruzgarterapi.com/sayfalar...ana_otizm.html
  5. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    1) Otizmin tedavi edilebilen bir hastalık mıdır ya da otizmin tedavisinden söz edildiğinde ne anlaşılmalıdır?




    Otizmin nedeni tam olarak bilinmediği için, hastalığı şifa ile sonuçlandırabilecek, yani yaşıtları ile aynı düzeye gelmesini sağlayacak çok keskin ve geçerli tedavi yöntemleri yoktur.
    Ancak otistiklere özgü nörolojik, bilişsel (zihinsel) ve davranışla ilgili pek çok problem görülebilir ve bu sorunlar da hem çocuğun, hem de ailesinin yaşam kalitesini bozar.
    Nörolojik açıdan birtakım denge sorunları, zihinsel yetersizlik, konuşmanın gecikmesi veya uygunsuz olması gibi problemler gözlenebilir. Bilişsel açıdan; dışa kapalı olmaları nedeni ile öğrenmeye de kapalıdırlar, kendi gereksinimlerini dahi dile getiremeyecek derecede çevreye ilgisizdirler. Aileyi en fazla yoran ise davranış sorunlarıdır. Otistik çocuklarda aşırı hareketlilik, el çırpma, kendi etrafında dönme vb gibi anlamsız ve tekrarlayıcı davranışlar, uykusuzluk, anlaşılması güç öfkeler, yersiz çığlıklar vs ortaya çıkabilir. Otizmin temel özellikleri her çocukta aynı ise de; bu özellikler dışında, her çocukta çok farklı problemlerle karşılaşılır.
    Sonuçta, otizmin tedavisinden söz edildiğinde; çocuğun çevresi ile iletişimini, kendi temel gereksinimlerini karşılayabilecek derecede güçlendirmek, belli başlı davranış problemlerini çözmek, çocuğun uyku ve beslenme düzenini normalleştirmek gibi unsurlar anlaşılmalıdır.



    2) Otistik Bozukluk için ne tür tedavi yöntemleri denenmektedir ve bu tedavilerin hastalara sağladığı yararlar nelerdir?


    Elli yıl boyunca yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiş ve hala da denenmektedir. Bu yöntemleri; en sık kullanılanlardan itibaren genel başlıklar halinde sıralayacak olursak:
    - Otizmin tedavisinde en sık başvurulan tedavi grubu standart özel eğitim tedavileridir ve otistik çocukların yaklaşık % 70'inde uygulanır. Çocuğun bilişsel işlevlerini ve iletişimini güçlendirmeye yönelik kombine eğitim modülleri, sosyal beceri eğitimi, görsel materyaller, davranış eğitimi teknikleri gibi özel eğitim yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu yöntemler; otistik çocuğun, zihinsel potansiyelini olabildiğince ortaya çıkarmaya ve çevresiyle iletişimini güçlendirmeye yönelik tedavilerdir. Otistiklere en fazla uygulanan tedavi konuşma terapisidir. Müzikterapi de standart özel eğitim tekniklerindendir.



    - En sık uygulanan ikinci grup farmakolojik tedavileridir ve otistik çocukların yarısında ilaç kullanılmaktadır. Otizmde karşılaşılan davranış problemlerinin üstesinden gelmek, çocuğun zihinsel işlevlerini desteklemek amacı ile bugüne kadar onlarca ilaç kullanılmıştır ve her birinin otizmdeki birtakım sorunlara sınırlı derecede yararı olmuştur. Uyku probleminde melatonin, havalelerde epilepsi ilaçları, davranış problemlerinin türüne bağlı olarak bilinen psikiyatrik ilaçların tamamına yakını, barsak florasına yönelik olarak bazı antibiyotikler, sindirimi düzenleyici olarak bazı enzimler, sekretin, esansiyel yağ asitleri ve probiotikler, dimetilglisin, kombine vitamin tedavisi, ayrıca tek başına C, A ve B6 vitaminleri, L-glutamin, magnezyum desteği, bağışıklık sisteminin otizmde etkilendiği düşüncesi ile immünglobülin ve daha birçok farmakolojik ajan bugüne kadar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.



    - Otistik çocukların ortalama dörtte birinde özel diyetler anne babalar tarafından denenmektedir. Gluten ve kazeinden oluşan çeşitli maddelerin otizme kaynaklık edebileceği yönündeki hipotez oldukça rağbet görmüş ve gluten ya da kazein içermeyen diyetler ebeveynler tarafından uygulanagelmiştir. Yine aynı şekilde Feingold diyeti, mayasız gıda içermeyen diyetler de özel diyet örnekleridir.

    - Otistik çocuklarda birtakım fizyolojik değişimler yaratmaya yönelik ve bir kısmı da aracı cihazlarla uygulanan terapi teknikleri de geliştirilmiştir ve etkinlikleri tam olarak kanıtlanmamış ise de sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en yaygın kullanılanı sinir geribildirim (neurobiyofeedback) tedavisidir. Beyin dalgalarını simgeleyen birtakım video oyunları ile, ekran karşısında çocuğun kendi beyin dalgalarını yönlendirebilme ve bu yolla bazı problemlerini hafifletmeye yönelik bir tedavi şeklidir. Otistik çocuklarda; duyusal iletişimi geliştirmeye yönelik duyusal entegrasyon (sensorial integration), işitsel ve görsel entegrasyon teknikleri bazı merkezlerde uygulanmaktadır. Günlük işlevsel becerileri yönlendirici rehberlik eğitimi, beden egzersizlerine dayanan ve yoga kaynaklı entegre hareket terapisi, otistik çocuğun duyularına tepki veren bir ortamda etkileşime bırakıldığı hegzagonal çerçeve, duyusal uyarım yoluyla ilgili duyusal beyin alanlarını uyarmayı, dolayısıyla çocuğun duyusal zorluklarını bilinç dışı dönüştürmeyi amaçlayan Bolles sensorial öğrenme metodu, sayfa ve kelimeler arasındaki kontrastı değiştirmeye yönelik renkli filtreler (Irlen lensleri), bilgi işleme hızını arttırmaya yönelik interaktif metronom tedavisi, vücut işlevlerinin doğal bir ritm içinde olduğunu ve otistiklerde bu ritmin değiştiği düşüncesinden yola çıkan ritmik dönüştürme tedavisi gibi örnekler çeşitli fizyolojik terapi modülleridir.



    - Otistik çocuğu; özel eğitim ve bakım sürecinde uygulanan ilişki odaklı ya da iletişim odaklı terapi teknikleri de vardır; anne sütü verme süresini uzatma, yumuşak dokunuşlar, ebeveynle yakın teması destekleyici kucaklama teknikleri, doğal iletişime fırsat yaratmaya yönelik düz zeminde iletişim saati, düzenli ortak aktivitelerde bulunmak gibi teknikler belli başlı örneklerdir ve otistik çocukların yaklaşık yüzde yirmisinde özel eğitim sürecinde denenmektedir.





    - Bu sayılanlar dışında; ailenin olanakları ve terapistin yetenekleri ölçüsünde ve değişik sıklıkta o kadar çok terapi yöntemi denenmiştir ki; Azrin 24 saatlik tuvalet eğitimi, hiperbarik oksijen terapisi, akupunktur, dans terapisi, yunusla terapi, kafa kemiklerine masaj yoluyla beyin omurilik sıvısının dolaşımını etkilemek, vagus siniri uyarımı, homeopati yöntemleri, aromaterapi, vücutta biriken çeşitli maddelerin otistik belirtilere yol açabileceği ve otistik çocuğun bedeninin bu maddelerden arındırmaya yönelik şelasyon tedavileri nisbeten düşük oranlarda denenen ve etkinlikleri sınırlı yöntemlerdir.







    3) Bu kadar çok tedavi yöntemi ortaya çıkmasının nedeni nedir? Aileler, hangi tedavi yöntemini hangi kritere göre seçiyorlar?


    Otizm; elli yıl önce tanımlanmış bir klinik tablodur. O günden bugüne; bütün dünyada aileler tarafından yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiştir, hala da denenmektedir.
    1) Hastalığın nedenine ilişkin zaman zaman öne sürülen bazı teorileri merkez alan bazı tedavi yöntemleri denenmiş ve sınırlı yararı olsa da anne babalar tarafından, bir umut ışığı olarak görülmüştür. Kesin tedavinin olmadığı bir hastalık olduğu için; anne babalar, çocuk için yararlı olabileceğini düşündükleri tedavi yöntemlerine, yararına inandıkları sürece başvurmaktadırlar.
    2) Otizmin şiddeti ve klinik zorluklar çocuktan çocuğa değişir. Asperger Bozukluğu'nda, yüksek işlevli (ya da hafif) otistiklerde zeka düzeyi normal ve normale yakın olduğu için daha konservatif tedaviler yeterli olurken, ileri düzeyde bozulmanın olduğu otistiklerde bazen birden fazla tedavi aynı anda uygulanmaktadır.
    3) Otizmde problemler çok fazla olduğu ve çocuktan çocuğa değiştiği için; çocuk için en uygun olanı çok yönlü bir tedavi yaklaşımıdır, bu da birkaç tedavinin aynı anda veya farklı zamanlarda uygulanmasını gerektirmektedir.




    4) En uygun tedavi nasıl seçilmelidir?


    Otistik çocuğun tedavisinin nasıl yürütüleceğini, öncelikle çocuğun kendi gereksinimleri belirler. Otistik olduğundan kuşkulanılan bir çocuk öncelikle bir çocuk psikiyatr muayenesinden geçmeli; gelişim düzeyi eksiksiz ortaya konulmalı, çocuğun problemleri ve ailenin zorlukları detaylı saptandıktan sonra çok yönlü ve uzun soluklu bir tedavi programı ortaya konulmalıdır. Anne babalar bilsinler ki, otizmin tedavisi sabır gerektiren uzun bir süreçtir ve tıbbın bugünkü olanakları çerçevesinde, tedavinin amacı, otistik çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince arttırmaktır.

    Uzm. Dr. Ahmet Çevikaslan
    OTIZMDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ - E-psikiyatri - Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi
  6. 06.Eylül.2010, 23:23
    #3
    1) Otizmin tedavi edilebilen bir hastalık mıdır ya da otizmin tedavisinden söz edildiğinde ne anlaşılmalıdır?




    Otizmin nedeni tam olarak bilinmediği için, hastalığı şifa ile sonuçlandırabilecek, yani yaşıtları ile aynı düzeye gelmesini sağlayacak çok keskin ve geçerli tedavi yöntemleri yoktur.
    Ancak otistiklere özgü nörolojik, bilişsel (zihinsel) ve davranışla ilgili pek çok problem görülebilir ve bu sorunlar da hem çocuğun, hem de ailesinin yaşam kalitesini bozar.
    Nörolojik açıdan birtakım denge sorunları, zihinsel yetersizlik, konuşmanın gecikmesi veya uygunsuz olması gibi problemler gözlenebilir. Bilişsel açıdan; dışa kapalı olmaları nedeni ile öğrenmeye de kapalıdırlar, kendi gereksinimlerini dahi dile getiremeyecek derecede çevreye ilgisizdirler. Aileyi en fazla yoran ise davranış sorunlarıdır. Otistik çocuklarda aşırı hareketlilik, el çırpma, kendi etrafında dönme vb gibi anlamsız ve tekrarlayıcı davranışlar, uykusuzluk, anlaşılması güç öfkeler, yersiz çığlıklar vs ortaya çıkabilir. Otizmin temel özellikleri her çocukta aynı ise de; bu özellikler dışında, her çocukta çok farklı problemlerle karşılaşılır.
    Sonuçta, otizmin tedavisinden söz edildiğinde; çocuğun çevresi ile iletişimini, kendi temel gereksinimlerini karşılayabilecek derecede güçlendirmek, belli başlı davranış problemlerini çözmek, çocuğun uyku ve beslenme düzenini normalleştirmek gibi unsurlar anlaşılmalıdır.



    2) Otistik Bozukluk için ne tür tedavi yöntemleri denenmektedir ve bu tedavilerin hastalara sağladığı yararlar nelerdir?


    Elli yıl boyunca yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiş ve hala da denenmektedir. Bu yöntemleri; en sık kullanılanlardan itibaren genel başlıklar halinde sıralayacak olursak:
    - Otizmin tedavisinde en sık başvurulan tedavi grubu standart özel eğitim tedavileridir ve otistik çocukların yaklaşık % 70'inde uygulanır. Çocuğun bilişsel işlevlerini ve iletişimini güçlendirmeye yönelik kombine eğitim modülleri, sosyal beceri eğitimi, görsel materyaller, davranış eğitimi teknikleri gibi özel eğitim yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu yöntemler; otistik çocuğun, zihinsel potansiyelini olabildiğince ortaya çıkarmaya ve çevresiyle iletişimini güçlendirmeye yönelik tedavilerdir. Otistiklere en fazla uygulanan tedavi konuşma terapisidir. Müzikterapi de standart özel eğitim tekniklerindendir.



    - En sık uygulanan ikinci grup farmakolojik tedavileridir ve otistik çocukların yarısında ilaç kullanılmaktadır. Otizmde karşılaşılan davranış problemlerinin üstesinden gelmek, çocuğun zihinsel işlevlerini desteklemek amacı ile bugüne kadar onlarca ilaç kullanılmıştır ve her birinin otizmdeki birtakım sorunlara sınırlı derecede yararı olmuştur. Uyku probleminde melatonin, havalelerde epilepsi ilaçları, davranış problemlerinin türüne bağlı olarak bilinen psikiyatrik ilaçların tamamına yakını, barsak florasına yönelik olarak bazı antibiyotikler, sindirimi düzenleyici olarak bazı enzimler, sekretin, esansiyel yağ asitleri ve probiotikler, dimetilglisin, kombine vitamin tedavisi, ayrıca tek başına C, A ve B6 vitaminleri, L-glutamin, magnezyum desteği, bağışıklık sisteminin otizmde etkilendiği düşüncesi ile immünglobülin ve daha birçok farmakolojik ajan bugüne kadar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.



    - Otistik çocukların ortalama dörtte birinde özel diyetler anne babalar tarafından denenmektedir. Gluten ve kazeinden oluşan çeşitli maddelerin otizme kaynaklık edebileceği yönündeki hipotez oldukça rağbet görmüş ve gluten ya da kazein içermeyen diyetler ebeveynler tarafından uygulanagelmiştir. Yine aynı şekilde Feingold diyeti, mayasız gıda içermeyen diyetler de özel diyet örnekleridir.

    - Otistik çocuklarda birtakım fizyolojik değişimler yaratmaya yönelik ve bir kısmı da aracı cihazlarla uygulanan terapi teknikleri de geliştirilmiştir ve etkinlikleri tam olarak kanıtlanmamış ise de sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en yaygın kullanılanı sinir geribildirim (neurobiyofeedback) tedavisidir. Beyin dalgalarını simgeleyen birtakım video oyunları ile, ekran karşısında çocuğun kendi beyin dalgalarını yönlendirebilme ve bu yolla bazı problemlerini hafifletmeye yönelik bir tedavi şeklidir. Otistik çocuklarda; duyusal iletişimi geliştirmeye yönelik duyusal entegrasyon (sensorial integration), işitsel ve görsel entegrasyon teknikleri bazı merkezlerde uygulanmaktadır. Günlük işlevsel becerileri yönlendirici rehberlik eğitimi, beden egzersizlerine dayanan ve yoga kaynaklı entegre hareket terapisi, otistik çocuğun duyularına tepki veren bir ortamda etkileşime bırakıldığı hegzagonal çerçeve, duyusal uyarım yoluyla ilgili duyusal beyin alanlarını uyarmayı, dolayısıyla çocuğun duyusal zorluklarını bilinç dışı dönüştürmeyi amaçlayan Bolles sensorial öğrenme metodu, sayfa ve kelimeler arasındaki kontrastı değiştirmeye yönelik renkli filtreler (Irlen lensleri), bilgi işleme hızını arttırmaya yönelik interaktif metronom tedavisi, vücut işlevlerinin doğal bir ritm içinde olduğunu ve otistiklerde bu ritmin değiştiği düşüncesinden yola çıkan ritmik dönüştürme tedavisi gibi örnekler çeşitli fizyolojik terapi modülleridir.



    - Otistik çocuğu; özel eğitim ve bakım sürecinde uygulanan ilişki odaklı ya da iletişim odaklı terapi teknikleri de vardır; anne sütü verme süresini uzatma, yumuşak dokunuşlar, ebeveynle yakın teması destekleyici kucaklama teknikleri, doğal iletişime fırsat yaratmaya yönelik düz zeminde iletişim saati, düzenli ortak aktivitelerde bulunmak gibi teknikler belli başlı örneklerdir ve otistik çocukların yaklaşık yüzde yirmisinde özel eğitim sürecinde denenmektedir.





    - Bu sayılanlar dışında; ailenin olanakları ve terapistin yetenekleri ölçüsünde ve değişik sıklıkta o kadar çok terapi yöntemi denenmiştir ki; Azrin 24 saatlik tuvalet eğitimi, hiperbarik oksijen terapisi, akupunktur, dans terapisi, yunusla terapi, kafa kemiklerine masaj yoluyla beyin omurilik sıvısının dolaşımını etkilemek, vagus siniri uyarımı, homeopati yöntemleri, aromaterapi, vücutta biriken çeşitli maddelerin otistik belirtilere yol açabileceği ve otistik çocuğun bedeninin bu maddelerden arındırmaya yönelik şelasyon tedavileri nisbeten düşük oranlarda denenen ve etkinlikleri sınırlı yöntemlerdir.







    3) Bu kadar çok tedavi yöntemi ortaya çıkmasının nedeni nedir? Aileler, hangi tedavi yöntemini hangi kritere göre seçiyorlar?


    Otizm; elli yıl önce tanımlanmış bir klinik tablodur. O günden bugüne; bütün dünyada aileler tarafından yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiştir, hala da denenmektedir.
    1) Hastalığın nedenine ilişkin zaman zaman öne sürülen bazı teorileri merkez alan bazı tedavi yöntemleri denenmiş ve sınırlı yararı olsa da anne babalar tarafından, bir umut ışığı olarak görülmüştür. Kesin tedavinin olmadığı bir hastalık olduğu için; anne babalar, çocuk için yararlı olabileceğini düşündükleri tedavi yöntemlerine, yararına inandıkları sürece başvurmaktadırlar.
    2) Otizmin şiddeti ve klinik zorluklar çocuktan çocuğa değişir. Asperger Bozukluğu'nda, yüksek işlevli (ya da hafif) otistiklerde zeka düzeyi normal ve normale yakın olduğu için daha konservatif tedaviler yeterli olurken, ileri düzeyde bozulmanın olduğu otistiklerde bazen birden fazla tedavi aynı anda uygulanmaktadır.
    3) Otizmde problemler çok fazla olduğu ve çocuktan çocuğa değiştiği için; çocuk için en uygun olanı çok yönlü bir tedavi yaklaşımıdır, bu da birkaç tedavinin aynı anda veya farklı zamanlarda uygulanmasını gerektirmektedir.




    4) En uygun tedavi nasıl seçilmelidir?


    Otistik çocuğun tedavisinin nasıl yürütüleceğini, öncelikle çocuğun kendi gereksinimleri belirler. Otistik olduğundan kuşkulanılan bir çocuk öncelikle bir çocuk psikiyatr muayenesinden geçmeli; gelişim düzeyi eksiksiz ortaya konulmalı, çocuğun problemleri ve ailenin zorlukları detaylı saptandıktan sonra çok yönlü ve uzun soluklu bir tedavi programı ortaya konulmalıdır. Anne babalar bilsinler ki, otizmin tedavisi sabır gerektiren uzun bir süreçtir ve tıbbın bugünkü olanakları çerçevesinde, tedavinin amacı, otistik çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince arttırmaktır.

    Uzm. Dr. Ahmet Çevikaslan
    OTIZMDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ - E-psikiyatri - Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi

Benzer Konular

  1. 70. Yıl fizik tedavi rehabilitasyon eğitim ve araştırma hastanesinde tedavi gören?
    Konu Sahibi kar88 Forum Sağlık / Omurilik Hasarları (OF)
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Aralık.2011, 08:16
  2. Otizmde Alternatif Tedavi Yöntemleri
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 08.Eylül.2010, 10:53
  3. Otizmde ergenlik
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 30.Ağustos.2010, 19:59
  4. Otizmde Gelişimsel Yöntem
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 25.Ağustos.2010, 21:59
  5. Otizmde ergenlik
    Konu Sahibi okyanus Forum Engellilerde Cinsellik
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 16.Temmuz.2010, 19:58

Bu Konu için Etiketler