Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Farklılıklarla Bir Arada Yaşayabilmek

Onlar, toplumda farklı olan her birey gibi, önce aileleri sonra da sosyal çevreleri tarafından ötekileştiriliyor. Oysa, ihtiyaçları olan daha çok bir arada yaşamak; çünkü sosyalleştikçe sosyal yaşama daha iyi adapte olabiliyorlar, zararsızlaşıyorlar ve normalleşiyorlar… http://indigodergisi.com/bihter_otizm_02.jpg Yrd. Doç. Dr. Nevin Eracar’ın kurmuş olduğu Aura Psikoterapi, Sanatla Tedavi ve Eğitim Merkezi psikologlarından, Burak İsmanur ile otizm, Türkiye’ de otistik olmak, Otistik çocuğu

Konuyu değerlendir: Farklılıklarla Bir Arada Yaşayabilmek

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1275 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646

    Farklılıklarla Bir Arada Yaşayabilmek

    Sponsorlu Bağlantılar

    Onlar, toplumda farklı olan her birey gibi, önce aileleri sonra da sosyal çevreleri tarafından ötekileştiriliyor. Oysa, ihtiyaçları olan daha çok bir arada yaşamak; çünkü sosyalleştikçe sosyal yaşama daha iyi adapte olabiliyorlar, zararsızlaşıyorlar ve normalleşiyorlar…

    Yrd. Doç. Dr. Nevin Eracar’ın kurmuş olduğu Aura Psikoterapi, Sanatla Tedavi ve Eğitim Merkezi psikologlarından, Burak İsmanur ile otizm, Türkiye’ de otistik olmak, Otistik çocuğu olan aileler ve otizm ile ilgili yaptıkları çalışmalar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
    Röportaj: Ayşe Bihter Çelik

    Uzman gözüyle otizmi tanımlar mısınız?
    Tanı kitaplarında, yaygın gelişimsel bozukluklar adı altında bir tanımlama yapılıyor. Daha çok sosyal ilişkilerde ciddi bir içine çekilme şeklinde görülebiliyor ve üç yaş öncesinde bu tanı konuluyor. Çocukluğun ilk bir yılına ait bir takım problemlerin ortaya çıkmasıyla başlıyor, ancak net bir oluş sebebi söyleyemiyoruz. Nörolojik mi, biyolojik mi, doğum öncesi mi, doğum sırasında mı yoksa doğduktan sonraki bir problemden mi kaynaklandığı tam bilinmiyor. Bunların her birine dair belli teoriler var ama hepsini bir arada değerlendirerek çalışmakta fayda var.
    Sebebi tam olarak bilinemediğine göre nasıl tedavi edileceği de net değil herhalde…
    Tedavi, otizmi nasıl tanımladığınıza bağlı. Sosyal ilişkilerin zayıflığı çok ön planda olduğu için ve sosyal ilişkilerde ciddi bir içe kapanma hali, ilişkiyi reddetme hali gördüğünüz için bunu olabildiğince azaltmaya yönelik çalışmalar tedavi adı altında söylenebilir; bu sosyal ve duygusal boyutu. Bir diğer boyut da zihinsel eğitim, yani zihinsel açıdan bu insan nerede ve nereye götürülebilir. Bir boyutu da dil; otistiklerin çoğunda dil ya çok az gelişmiştir, ya da hiç gelişmemiştir; dili kullanmazlar, bazılarının kendilerine göre dilleri olabilir, ya da bizim dilimizi çok kısıtlı bir şekilde kullanabilirler. Dili anlamakla ilgili zihinsel işlevinde bir gerilik yok ama bazı otistikler varmış gibi bir izlenim yaratabilir. Bunu, anlamadığı için değil sosyal ilişkiyi reddettiği için yapar. Yani, otizmde dört gelişim alanından bahsedilebilir; zihinsel, sosyal, duygusal ve dil alanları.

    Türkiye’ de otistik çocuğu olan bir aile bunun farkına varabiliyor mu? Aileler otistik çocuğu olduğunda içine kapanıyor mu? Türkiye’de otizm nasıl algılanıyor?
    Dünyadakinden çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden aileler bunu öğrendikten sonra birbirine benzer tepkiler verir. Benim izlediğim kadarıyla da yaşananlar; önce inkâr etme hali ile başlıyor. Yani benim çocuğum otistik olamaz diyor. Bir süre bu şekilde bir şok… Daha sonra suçluluk… Daha sonra utanç, insan içine çıkamama, sosyal çevreden soyutlanma… Çocuğu gibi aile de sosyal çevreden soyutlanabiliyor. Bir çaresizlik ve derin bir acı hissediyor. Bunlar çizgisel bir şekilde değil, aynı anda ve birbirine baskın çıkabilecek şekilde yaşanabiliyor. Türkiye, saydığım bu konularda nasıl bir hizmet alındığı konusunda, yurt dışından farklılaşıyor. Türkiye’de son yıllarda bazı gelişmeler var. Otistikler için OÇEM (Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) adı altında okullar açıldı. İki tip OÇEM var; bağımlı ve bağımsız. Bağımlılar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, ilköğretim okullarının bir parçası; yani normal çocuklarla bir arada eğitim veriliyor. Bu çok sağlıklı ve desteklenmesi gereken bir sistem, entegrasyon açısından önemli. Bağımsız OÇEM’ ler ise sadece otistiklerin eğitim aldığı okullar. Bu da kendi çapında avantajları ve dezavantajları olan bir sistem. Kısıtlı bir çerçevede kalmış olsa da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri çok yaygınlaştı son dönemde.

    Birebir eğitim daha mı önemli bu konuda?
    Tabi ki önemli; ama grup eğitimleri de sosyal ilişkiler açısından oldukça önemli; ancak bu eğitimlerin hangi amaçla, nerede, nasıl kullanıldığı; hangi ihtiyaçta kullanıldığı önemlidir. Mesela, okuma yazma, renkler, sayılar, dil gibi daha çok zihinsel yönelimli eğitimler, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çok fazla veriliyor. Bu eğitimler bazen dozunu aşan biçimde uygulanıyor ve aileler otizmde yapılabilecek tek şeyin bu olduğunu düşünüyor. Eğitimde bu yoğunlaşma yüzünden, sosyal ihtiyaçlar oldukça geri planda kalabiliyor. Bizim yaptığımız çalışmaların bir parça bu açığı kapatmaya yönelik bir model olduğunu söyleyebilirim. Diğer yandan, ailenin de çocuğa nasıl yaklaşması gerektiğini öğrenmesi ve geçmişte yaşamış olduğu çaresizlik, şok gibi süreçlerle yüzleşmesi, gerekli hallerde danışmanlık hizmeti alması gerekiyor. Çoğu zaman, çocuklar ergen yaşa geldiğinde aileler fark edebiliyor ve geç kalınmış oluyor. Aileler, ilaçlarla, özel terapilerle bu yaşa kadar getiriyor ancak çocuklarının hâlâ ilkel bir düzeyde kaldığını düşünüyorlar. 7-8 yaş gecikmiş bir yaştır ama geri dönülebilir, ama 15-16 yaşına geldiğinde geri döndürmek çok zor olabilir.
  2. 19.Ağustos.2010, 19:50
    #1
    Sponsorlu Bağlantılar

    Onlar, toplumda farklı olan her birey gibi, önce aileleri sonra da sosyal çevreleri tarafından ötekileştiriliyor. Oysa, ihtiyaçları olan daha çok bir arada yaşamak; çünkü sosyalleştikçe sosyal yaşama daha iyi adapte olabiliyorlar, zararsızlaşıyorlar ve normalleşiyorlar…

    Yrd. Doç. Dr. Nevin Eracar’ın kurmuş olduğu Aura Psikoterapi, Sanatla Tedavi ve Eğitim Merkezi psikologlarından, Burak İsmanur ile otizm, Türkiye’ de otistik olmak, Otistik çocuğu olan aileler ve otizm ile ilgili yaptıkları çalışmalar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
    Röportaj: Ayşe Bihter Çelik

    Uzman gözüyle otizmi tanımlar mısınız?
    Tanı kitaplarında, yaygın gelişimsel bozukluklar adı altında bir tanımlama yapılıyor. Daha çok sosyal ilişkilerde ciddi bir içine çekilme şeklinde görülebiliyor ve üç yaş öncesinde bu tanı konuluyor. Çocukluğun ilk bir yılına ait bir takım problemlerin ortaya çıkmasıyla başlıyor, ancak net bir oluş sebebi söyleyemiyoruz. Nörolojik mi, biyolojik mi, doğum öncesi mi, doğum sırasında mı yoksa doğduktan sonraki bir problemden mi kaynaklandığı tam bilinmiyor. Bunların her birine dair belli teoriler var ama hepsini bir arada değerlendirerek çalışmakta fayda var.
    Sebebi tam olarak bilinemediğine göre nasıl tedavi edileceği de net değil herhalde…
    Tedavi, otizmi nasıl tanımladığınıza bağlı. Sosyal ilişkilerin zayıflığı çok ön planda olduğu için ve sosyal ilişkilerde ciddi bir içe kapanma hali, ilişkiyi reddetme hali gördüğünüz için bunu olabildiğince azaltmaya yönelik çalışmalar tedavi adı altında söylenebilir; bu sosyal ve duygusal boyutu. Bir diğer boyut da zihinsel eğitim, yani zihinsel açıdan bu insan nerede ve nereye götürülebilir. Bir boyutu da dil; otistiklerin çoğunda dil ya çok az gelişmiştir, ya da hiç gelişmemiştir; dili kullanmazlar, bazılarının kendilerine göre dilleri olabilir, ya da bizim dilimizi çok kısıtlı bir şekilde kullanabilirler. Dili anlamakla ilgili zihinsel işlevinde bir gerilik yok ama bazı otistikler varmış gibi bir izlenim yaratabilir. Bunu, anlamadığı için değil sosyal ilişkiyi reddettiği için yapar. Yani, otizmde dört gelişim alanından bahsedilebilir; zihinsel, sosyal, duygusal ve dil alanları.

    Türkiye’ de otistik çocuğu olan bir aile bunun farkına varabiliyor mu? Aileler otistik çocuğu olduğunda içine kapanıyor mu? Türkiye’de otizm nasıl algılanıyor?
    Dünyadakinden çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden aileler bunu öğrendikten sonra birbirine benzer tepkiler verir. Benim izlediğim kadarıyla da yaşananlar; önce inkâr etme hali ile başlıyor. Yani benim çocuğum otistik olamaz diyor. Bir süre bu şekilde bir şok… Daha sonra suçluluk… Daha sonra utanç, insan içine çıkamama, sosyal çevreden soyutlanma… Çocuğu gibi aile de sosyal çevreden soyutlanabiliyor. Bir çaresizlik ve derin bir acı hissediyor. Bunlar çizgisel bir şekilde değil, aynı anda ve birbirine baskın çıkabilecek şekilde yaşanabiliyor. Türkiye, saydığım bu konularda nasıl bir hizmet alındığı konusunda, yurt dışından farklılaşıyor. Türkiye’de son yıllarda bazı gelişmeler var. Otistikler için OÇEM (Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) adı altında okullar açıldı. İki tip OÇEM var; bağımlı ve bağımsız. Bağımlılar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, ilköğretim okullarının bir parçası; yani normal çocuklarla bir arada eğitim veriliyor. Bu çok sağlıklı ve desteklenmesi gereken bir sistem, entegrasyon açısından önemli. Bağımsız OÇEM’ ler ise sadece otistiklerin eğitim aldığı okullar. Bu da kendi çapında avantajları ve dezavantajları olan bir sistem. Kısıtlı bir çerçevede kalmış olsa da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri çok yaygınlaştı son dönemde.

    Birebir eğitim daha mı önemli bu konuda?
    Tabi ki önemli; ama grup eğitimleri de sosyal ilişkiler açısından oldukça önemli; ancak bu eğitimlerin hangi amaçla, nerede, nasıl kullanıldığı; hangi ihtiyaçta kullanıldığı önemlidir. Mesela, okuma yazma, renkler, sayılar, dil gibi daha çok zihinsel yönelimli eğitimler, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çok fazla veriliyor. Bu eğitimler bazen dozunu aşan biçimde uygulanıyor ve aileler otizmde yapılabilecek tek şeyin bu olduğunu düşünüyor. Eğitimde bu yoğunlaşma yüzünden, sosyal ihtiyaçlar oldukça geri planda kalabiliyor. Bizim yaptığımız çalışmaların bir parça bu açığı kapatmaya yönelik bir model olduğunu söyleyebilirim. Diğer yandan, ailenin de çocuğa nasıl yaklaşması gerektiğini öğrenmesi ve geçmişte yaşamış olduğu çaresizlik, şok gibi süreçlerle yüzleşmesi, gerekli hallerde danışmanlık hizmeti alması gerekiyor. Çoğu zaman, çocuklar ergen yaşa geldiğinde aileler fark edebiliyor ve geç kalınmış oluyor. Aileler, ilaçlarla, özel terapilerle bu yaşa kadar getiriyor ancak çocuklarının hâlâ ilkel bir düzeyde kaldığını düşünüyorlar. 7-8 yaş gecikmiş bir yaştır ama geri dönülebilir, ama 15-16 yaşına geldiğinde geri döndürmek çok zor olabilir.
    Twitter Facebook Google+
  3. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646
    Siz sanatla terapi yapıyorsunuz, bu konuda ne gibi çalışmalarınız oluyor ve sonucunu alabiliyor musunuz?
    Sanatla terapinin amacı, kişilerin içinde var olan yaşanmışlıkları, içeri atılmış duyguları ortaya çıkarmaktır. Yani, sanatla uğraşıyoruz bu yüzden bir rahatlama oluyor gibi düşünülmemeli. Daha çok, acıyı, kederi, açığa çıkarılmamış duyguları dışarı çıkarma aracı olarak kullanıyoruz. Zihin ve dil alanı da çok önemli ama sosyal ve duygusal alana da bir müdahale gerekiyor. Sanatla terapi de tam buraya oturuyor. Otistiklerin duygusal olarak içe atılmış yaşantıları var. Mesela ailenin o çaresizliğini çocuk da birlikte yaşıyor, ailenin utanç duygusunu çocuk da birlikte taşıyor. Bunlar hep çocukta birikiyor ve ergen olduğunda öfke olarak açığa çıkıyor. Sanat, bunları bir şekilde ifade edebilmek için bir araç. Biz de bu yöntemle çalışıyoruz ve ilerlemeler de kaydediyoruz.
    Bu eğitimlere bir süre devam edilip, belli bir noktada son verilebiliyor mu? Yoksa ömür boyu böyle bir eğitim almak durumundalar mı?
    Aslında, otizm hayat boyu bir desteği gerektiriyor, bu yüzden farklı önerilerimiz de var. Mesela “Alternatif Gelişim Projesi” olarak adlandırılan, burada uyguladığımız; haftada 2 gün, ayda kırk saat olmak üzere, günlük grup çalışmalarıyla yapılan bir çalışmamız var ancak bunun çok daha fazlası gerekiyor. Bunun için de, Otistikler Derneği’ nin yıllardır uyguladığı, bir hafta on gün kadar süren kamp projesi var; normal toplum ile karşılaşma ve otistik bireyin sosyal ortamda var olabilmesini sağlama amaçlı bir proje. Bunu destekleyen gönüllü insanlar ve sanat atölyeleri var. Daha ötesinde bizim, “Otistikler Yaşam Köyü” projemiz var. Ayda kırk saat çalışmaktan çok daha fazlasını sağlayabilecek bir proje, bütün yıl devam eden bir sistem olacak. Köy içine kapalı, duvarlarla çevrili bir sistem olmayacak. Bulunduğu çevreyle entegre olan, insanların oraya girip çıktığı ve otistiklerin de insanlarla temasa geçtiği bir sistemden bahsediyoruz. Bu yaz Silivri Celaliye’ de bir inşaata başlandı, temel atıldı ve bu giderek somutlaşan bir proje haline geliyor.
    Bizim yaptığımız da, sistemin işleyişi, orada uygulanacak programların yazılması ve uygulanması gibi işler. Bu konuda çok fazla verimiz var çünkü 15 yıldır kamp yapıyoruz ve bu tip bir yerde olsak nasıl yapardık konusunda çok düşündük. Bu alanda bir çok insan bu kamplarda eğitim aldı, yaşam köyü olursa, orada hem eğitim, hem terapi, hem aileye destek, hem de meslektaşların eğitimi şeklinde çok yönlü bir hizmet sağlanacak. Bir de, bizim burada yaptığımız “Alternatif Gelişim Projesi” ile “Yaşam Köyü” arasında da bir geçiş noktası olmalı. “Geçiş Evi” dediğimiz bir projemiz vardı, onu henüz hayata geçiremedik ama belki eş zamanlı bir şekilde gerçekleşebilir. Bu da, uzakta bir yerde değil de şehrin içinde, herhangi bir apartmanda, komşuyla, esnafla iç içe olan ve sürekli yaşayan bir “Geçiş Evi Projesi” ydi. Buradan da bağımsız yaşama bir geçiş sağlanacaktı. Bağımsız yaşamdan kastımız, tümüyle bir bağımsızlık değil, ailenin yanında kalıp da, bir hafta veya bir ay, kampta veya köyde zaman geçirebilir. Mesela, biz kamplarda bir hafta geçirdikten sonra, aileler, gözle görülür farklılıklardan bahsediyor. Yıl boyu olabilecek bir projenin etkisini düşünün. Bunun Avrupa’ da örnekleri var fakat Türkiye’ de henüz bir örneği yok.

    Devletin, bu konuda bir desteği oluyor mu? Otizme bakış açısı nedir?
    Sivil toplum örgütlerini kurmak ciddi paralar gerektirir. Mesela, Yaşam Köyü Projesi için sponsorlar var, arazi bir bağış, inşaatı yapan bir firma var ve eğitimlerin hazırlanması işini de biz, Aura Terapi Merkezi olarak yapıyoruz. Mesela şöyle bir desteğe ihtiyacımız olabilir, Avrupa Birliği fonları konusunda bize yardımcı olabilecek, dosyaları hazırlayacak, bağlantıları kuracak, böyle bir proje olduğunda bunun her türlü işiyle ilgilenecek kişiler olmalı, çünkü bu ciddi bir mesai ve bizim bunu yapacak vaktimiz kalmıyor.
    Devlet ise şu anda sadece, bu çocukların paralarını merkezlere ödüyor, ancak bu konuda yapılan yolsuzlukları da duyuyoruz. Yani para genellikle oradaki girişimcinin cebine gidiyor. Bizim bu yapıyı döndürmemiz gerekiyor aslında.
    Bir yandan, bu hastalığın tanıtımı da yapılmalı aslında, aileler bu konuda bilinçlendirilmeli bir şekilde.
    Ailelerin bilinçli olması bir yana, toplum da bilinçli değil, olay burada kopuyor aslında. Bizim farklılıklar konusunda bir bilince ihtiyacımız var; bu eşcinsellik olabilir, kişilik bozuklukları olabilir, siyasi görüşlerin farklılığı olabilir. Bunu başardığımız zaman zaten, ailelerin ekstradan bilinçlendirilmesine gerek kalmayacak. Genelleştirecek olursak, farklı olanla yaşayabilme konusunda, yapılabilecek şeyler var. Aslında bu biraz da demokrasiyle alakalı, Türkiye’ de demokrasiyle ilgili ciddi sorunlarımız var, durum böyle olunca, otistikler veya altta yer alan diğer tablolar da çiğnenip gidebiliyor.

    Kampta yaşananlardan ve değişimlerden örnek verebilir misiniz?
    Öncelikle kampın ismi “Otistikler Derneği Entegrasyon Kampı”, bu ismi özellikle vurgulamak istiyorum, çünkü otistikler için entegrasyon önemli bir kavram. Bu, çift taraflı yaşanan bir durum, normal denilen toplumla, farklı olanın bir arada yaşamasını sağlama amaçlıdır. Kampa gidilen yerler de, normal insanların tatil yaptığı yerler bu yüzden orada bunu birebir yaşamış oluyoruz. Bu kampa dahil olan insanlar sonrasında, otizmin korkulacak bir şey olmadığını görüyor. Ayrıca, otsitik çocuklar denmesi de çok doğru değil, otistik bireyler demek daha doğru. Çünkü bu çocuklar bir gün büyüyor ergen oluyor, yetişkin oluyor, yaşlanıyor ve sorunları da farklılaşıyor. Orada insanlar, bizi birkaç gün gözlemledikten sonra, yanımıza gelmek istiyor, atölyelerimize katılıyor, bizle birlikte denize giriyor, aynı masada yemek yiyor, kapanış partilerimize katılıp bizimle dans ediyor. Normalde, otistik birini gördüğünde ondan uzaklaşmaya çalışan insanlar, bu kamplarla, aslında onlarla iletişim kurulabileceğini ve onların da insan olduğunu anladıklarında, bizle birlikte gönüllü çalışmalara katılmak istiyorlar. Bunu bir seminerde 1000 kişiye anlatsanız, otistiklerle ilişki böyle kurulur, haydi şimdi uygulayalım deseniz, bu kuru bir bilgi olur. Ama kampta durum çok farklı, insanlar görüyor ve gerçekten bir temasta bulunuyor. İşte köy çalışması bunun çok daha ötesinde bir çalışma olacak. Aslında bu çalışmaların basında duyulması çok önemli; yerel basında yer alabiliyoruz, ama ulusal basında yer almak pek mümkün olmuyor.
    Kampta, yaşanan değişimler de, o temasın gerçekliği ve sosyal ortamın gerçekten içinde var olmak çocuk tarafından kabul edildiği için ikinci bir öfke veya içine kapanma, değersizlik hissi yaratmıyor. Bunun yerine, açılma, bir adım da kendisi atma gibi durumlar oluşabiliyor. Çocuklar ailelerine geri döndüğünde, daha girişken, daha konuşkan olabiliyor. Ailelerden bu konuda çok olumlu tepkiler alıyoruz. Aslında otizm öyle çok ulaşılmaz bir yapı değil. Doğru yöntemlerle eğitim sağlandığında, alternatif gelişim projesi gibi, kamp gibi, bunlar herkesin deneyleyebileceği bir tecrübe olabilir.

    2005-2008 © indigodergisi.com
  4. 19.Ağustos.2010, 19:51
    #2
    Siz sanatla terapi yapıyorsunuz, bu konuda ne gibi çalışmalarınız oluyor ve sonucunu alabiliyor musunuz?
    Sanatla terapinin amacı, kişilerin içinde var olan yaşanmışlıkları, içeri atılmış duyguları ortaya çıkarmaktır. Yani, sanatla uğraşıyoruz bu yüzden bir rahatlama oluyor gibi düşünülmemeli. Daha çok, acıyı, kederi, açığa çıkarılmamış duyguları dışarı çıkarma aracı olarak kullanıyoruz. Zihin ve dil alanı da çok önemli ama sosyal ve duygusal alana da bir müdahale gerekiyor. Sanatla terapi de tam buraya oturuyor. Otistiklerin duygusal olarak içe atılmış yaşantıları var. Mesela ailenin o çaresizliğini çocuk da birlikte yaşıyor, ailenin utanç duygusunu çocuk da birlikte taşıyor. Bunlar hep çocukta birikiyor ve ergen olduğunda öfke olarak açığa çıkıyor. Sanat, bunları bir şekilde ifade edebilmek için bir araç. Biz de bu yöntemle çalışıyoruz ve ilerlemeler de kaydediyoruz.
    Bu eğitimlere bir süre devam edilip, belli bir noktada son verilebiliyor mu? Yoksa ömür boyu böyle bir eğitim almak durumundalar mı?
    Aslında, otizm hayat boyu bir desteği gerektiriyor, bu yüzden farklı önerilerimiz de var. Mesela “Alternatif Gelişim Projesi” olarak adlandırılan, burada uyguladığımız; haftada 2 gün, ayda kırk saat olmak üzere, günlük grup çalışmalarıyla yapılan bir çalışmamız var ancak bunun çok daha fazlası gerekiyor. Bunun için de, Otistikler Derneği’ nin yıllardır uyguladığı, bir hafta on gün kadar süren kamp projesi var; normal toplum ile karşılaşma ve otistik bireyin sosyal ortamda var olabilmesini sağlama amaçlı bir proje. Bunu destekleyen gönüllü insanlar ve sanat atölyeleri var. Daha ötesinde bizim, “Otistikler Yaşam Köyü” projemiz var. Ayda kırk saat çalışmaktan çok daha fazlasını sağlayabilecek bir proje, bütün yıl devam eden bir sistem olacak. Köy içine kapalı, duvarlarla çevrili bir sistem olmayacak. Bulunduğu çevreyle entegre olan, insanların oraya girip çıktığı ve otistiklerin de insanlarla temasa geçtiği bir sistemden bahsediyoruz. Bu yaz Silivri Celaliye’ de bir inşaata başlandı, temel atıldı ve bu giderek somutlaşan bir proje haline geliyor.
    Bizim yaptığımız da, sistemin işleyişi, orada uygulanacak programların yazılması ve uygulanması gibi işler. Bu konuda çok fazla verimiz var çünkü 15 yıldır kamp yapıyoruz ve bu tip bir yerde olsak nasıl yapardık konusunda çok düşündük. Bu alanda bir çok insan bu kamplarda eğitim aldı, yaşam köyü olursa, orada hem eğitim, hem terapi, hem aileye destek, hem de meslektaşların eğitimi şeklinde çok yönlü bir hizmet sağlanacak. Bir de, bizim burada yaptığımız “Alternatif Gelişim Projesi” ile “Yaşam Köyü” arasında da bir geçiş noktası olmalı. “Geçiş Evi” dediğimiz bir projemiz vardı, onu henüz hayata geçiremedik ama belki eş zamanlı bir şekilde gerçekleşebilir. Bu da, uzakta bir yerde değil de şehrin içinde, herhangi bir apartmanda, komşuyla, esnafla iç içe olan ve sürekli yaşayan bir “Geçiş Evi Projesi” ydi. Buradan da bağımsız yaşama bir geçiş sağlanacaktı. Bağımsız yaşamdan kastımız, tümüyle bir bağımsızlık değil, ailenin yanında kalıp da, bir hafta veya bir ay, kampta veya köyde zaman geçirebilir. Mesela, biz kamplarda bir hafta geçirdikten sonra, aileler, gözle görülür farklılıklardan bahsediyor. Yıl boyu olabilecek bir projenin etkisini düşünün. Bunun Avrupa’ da örnekleri var fakat Türkiye’ de henüz bir örneği yok.

    Devletin, bu konuda bir desteği oluyor mu? Otizme bakış açısı nedir?
    Sivil toplum örgütlerini kurmak ciddi paralar gerektirir. Mesela, Yaşam Köyü Projesi için sponsorlar var, arazi bir bağış, inşaatı yapan bir firma var ve eğitimlerin hazırlanması işini de biz, Aura Terapi Merkezi olarak yapıyoruz. Mesela şöyle bir desteğe ihtiyacımız olabilir, Avrupa Birliği fonları konusunda bize yardımcı olabilecek, dosyaları hazırlayacak, bağlantıları kuracak, böyle bir proje olduğunda bunun her türlü işiyle ilgilenecek kişiler olmalı, çünkü bu ciddi bir mesai ve bizim bunu yapacak vaktimiz kalmıyor.
    Devlet ise şu anda sadece, bu çocukların paralarını merkezlere ödüyor, ancak bu konuda yapılan yolsuzlukları da duyuyoruz. Yani para genellikle oradaki girişimcinin cebine gidiyor. Bizim bu yapıyı döndürmemiz gerekiyor aslında.
    Bir yandan, bu hastalığın tanıtımı da yapılmalı aslında, aileler bu konuda bilinçlendirilmeli bir şekilde.
    Ailelerin bilinçli olması bir yana, toplum da bilinçli değil, olay burada kopuyor aslında. Bizim farklılıklar konusunda bir bilince ihtiyacımız var; bu eşcinsellik olabilir, kişilik bozuklukları olabilir, siyasi görüşlerin farklılığı olabilir. Bunu başardığımız zaman zaten, ailelerin ekstradan bilinçlendirilmesine gerek kalmayacak. Genelleştirecek olursak, farklı olanla yaşayabilme konusunda, yapılabilecek şeyler var. Aslında bu biraz da demokrasiyle alakalı, Türkiye’ de demokrasiyle ilgili ciddi sorunlarımız var, durum böyle olunca, otistikler veya altta yer alan diğer tablolar da çiğnenip gidebiliyor.

    Kampta yaşananlardan ve değişimlerden örnek verebilir misiniz?
    Öncelikle kampın ismi “Otistikler Derneği Entegrasyon Kampı”, bu ismi özellikle vurgulamak istiyorum, çünkü otistikler için entegrasyon önemli bir kavram. Bu, çift taraflı yaşanan bir durum, normal denilen toplumla, farklı olanın bir arada yaşamasını sağlama amaçlıdır. Kampa gidilen yerler de, normal insanların tatil yaptığı yerler bu yüzden orada bunu birebir yaşamış oluyoruz. Bu kampa dahil olan insanlar sonrasında, otizmin korkulacak bir şey olmadığını görüyor. Ayrıca, otsitik çocuklar denmesi de çok doğru değil, otistik bireyler demek daha doğru. Çünkü bu çocuklar bir gün büyüyor ergen oluyor, yetişkin oluyor, yaşlanıyor ve sorunları da farklılaşıyor. Orada insanlar, bizi birkaç gün gözlemledikten sonra, yanımıza gelmek istiyor, atölyelerimize katılıyor, bizle birlikte denize giriyor, aynı masada yemek yiyor, kapanış partilerimize katılıp bizimle dans ediyor. Normalde, otistik birini gördüğünde ondan uzaklaşmaya çalışan insanlar, bu kamplarla, aslında onlarla iletişim kurulabileceğini ve onların da insan olduğunu anladıklarında, bizle birlikte gönüllü çalışmalara katılmak istiyorlar. Bunu bir seminerde 1000 kişiye anlatsanız, otistiklerle ilişki böyle kurulur, haydi şimdi uygulayalım deseniz, bu kuru bir bilgi olur. Ama kampta durum çok farklı, insanlar görüyor ve gerçekten bir temasta bulunuyor. İşte köy çalışması bunun çok daha ötesinde bir çalışma olacak. Aslında bu çalışmaların basında duyulması çok önemli; yerel basında yer alabiliyoruz, ama ulusal basında yer almak pek mümkün olmuyor.
    Kampta, yaşanan değişimler de, o temasın gerçekliği ve sosyal ortamın gerçekten içinde var olmak çocuk tarafından kabul edildiği için ikinci bir öfke veya içine kapanma, değersizlik hissi yaratmıyor. Bunun yerine, açılma, bir adım da kendisi atma gibi durumlar oluşabiliyor. Çocuklar ailelerine geri döndüğünde, daha girişken, daha konuşkan olabiliyor. Ailelerden bu konuda çok olumlu tepkiler alıyoruz. Aslında otizm öyle çok ulaşılmaz bir yapı değil. Doğru yöntemlerle eğitim sağlandığında, alternatif gelişim projesi gibi, kamp gibi, bunlar herkesin deneyleyebileceği bir tecrübe olabilir.

    2005-2008 © indigodergisi.com
  5. Üyelik tarihi
    Ağustos.2010
    Nereden
    ÜRGÜP/NEVŞEHİR
    Mesajlar
    231
    Sponsorlu Bağlantılar

    işte bunun farkına birlikte yaşamanın her türlü engeli kaldırdığının farkına bir varabilseler öyle bir tat alacaklarki daha sonra op hayattan kopamayacaklar emeğine sağlık teşekkürler
  6. 19.Ağustos.2010, 20:01
    #3
    Sponsorlu Bağlantılar

    işte bunun farkına birlikte yaşamanın her türlü engeli kaldırdığının farkına bir varabilseler öyle bir tat alacaklarki daha sonra op hayattan kopamayacaklar emeğine sağlık teşekkürler

Benzer Konular

  1. Evde bakım aylığı ile 2022 engelli aylığı bir arada alınırmı?
    Konu Sahibi Veliaht Forum Evde Bakım Maaşı - Hizmeti
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 02.Kasım.2012, 20:26

Bu Konu için Etiketler