Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Yaşayan Bir Antalya Hazinesi

http://www.antalyabugun.com/images/makale/9661_0.JPG Kemal KABAKLI Kaş’ın Belenli Köyü’nden bir çarık ustası. Kendine sorarsanız Fethiye’den Serik’e kadar “her yerin ustası” çünkü yaptığı çarıklar yapıldığı yıllarda Fethiye’den Serik’e bütün insanlar tarafından bilinip giyilmiş. Düşün, uzay çağında bir ayağımız, Ham çarık, kıl çorap olsa da biri Düşün, olasılık, atom fiziği Ve bizi biz eden amansız sevda,

Konuyu değerlendir: Yaşayan Bir Antalya Hazinesi

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1791 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568

    Yaşayan Bir Antalya Hazinesi



    Kemal KABAKLI

    Kaş’ın Belenli Köyü’nden bir çarık ustası. Kendine sorarsanız Fethiye’den Serik’e kadar “her yerin ustası” çünkü yaptığı çarıklar yapıldığı yıllarda Fethiye’den Serik’e bütün insanlar tarafından bilinip giyilmiş.

    Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
    Ham çarık, kıl çorap olsa da biri
    Düşün, olasılık, atom fiziği
    Ve bizi biz eden amansız sevda,

    Kemal Amca 71 yaşında ve okuma yazması yok ama bülbüllerin bile gıpta edeceği öyle bir dilden konuşuyor ki hayran olmamak elde değil. İnanç, emek, sevgi ve sabır gibi erdemli harfleri olan bu dilin en iyi ustalarından biri hem de. Anadolu’da çok az kalan, neredeyse bitme aşamasında “Çarık Sanatı” nın son erbaplarından.

    8 yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra bacaklarını kaybedince okula gidememiş. Babası da 1965’te O’nu Gömbe’de ayakkabıcı dükkânı olan (kendi deyimiyle) Kaşlı Memmed Usda’nın yanına çırak vermiş. O günden sonra yaradan bacak ve ayaklarının gücünü ellerine vermiş olacak ki deyimin tam anlamıyla dört elli olmuş, hayata dört elle sarılmış.

    Orda ustası ve O’nun kalfası ile bir ay Gömbe’de, altı ay Kaş’ta karın tokluğuna çıraklık edip mesleği öğrendikten sonra tekrar Gömbe’ye gelip terfi ederek günde 1 lira yevmiye ile çalışmayı sürdürmüş. Günlerden bir gün köylünün biri pabuç diktirmek için bir parça şaplı gön getirmiş. Kendisinden bu gön ile bir çarık dikmesini istemişler. Pek güzel dikmiş olacak ki ustası bunun üzerine “Sende ekmek var” demiş. Bu ekmek öyle bereketliymiş ki böylece pişmeye başlayıp yıllarca mis gibi tütmüş.

    Ancak gelin görün ki üç ayın sonunda ustası 1 liradan 90 lira eden yevmiyesini vermeyince zaten sevmediği ayakkabı tamirciliğini bırakıp önce kendi köyünde, sonra da Yeşilbarak Köyü’nde açtığı dükkânlarda tabaklanmış deriden tasarlayıp yaptığı ve hayatı boyunca bir kez bile ayağına giyemediği bu özgün çarıklarla tam 25 sene sürecek çetin bir yolculuğa çıkmış.

    Ustasından öğrenip kendi yeteneği ve gayreti ile geliştirdiği sanatla, yıllarca insanüstü bir azim ve çaba ile günde ortalama altı çift çarık dikmiş. Halk bu çarıkları öyle sevmiş ki köyün %80’i kırıp sarıp bugün bile pahalı sayılabilecek bu çarıkları almış. Çünkü birçok sağlık sorununa yol açan lastik pabuçlarda hamlayıp börten, yara, sızı bulan ayakları, ayağı yakmayan, terletmeyen ve koku yapmayan bu doğal deriden çarıklar içinde nefes alıp, rahat etmiş.

    Genç Kemal Usta ilk işine babasının İzmir’den getirdiği “şaplı” “tabaklanmış” ya da “beyaz gön” denen yumuşak ve kılsız derileri bir kış günü işleyerek başlamış. İlk aldıkları 300 kilo deri kilosu 8 liradan 250 liraymış, sonra bu kilo fiyatı üçer beşer artıp gitmiş, bugün 35 lira dolayında. Bir kilo deriden 2 çift çarık yapıp her birini 12 liraya satan Kemal Amca bir günde 35 çift çarık sattığını anımsıyor.

    Çarık yapmak için; önce şaplı deriyi 10 dakika suya ıslayıp keser, deride açtığı deliklerden “sırım” dediği ve yine deriden yaptığı ipleri çuvaldız gibi sivrilttiği teneke bir parça yardımıyla geçirir, çıtlık ağacından kendi yaptığı kalıplara “vurup” sırayla 10 numara bakır çivilerle burnunu ve “kulak” dediği topuk tarafını yaparak dikermiş. Kalıba vurduktan sonra 3 saat kadar güneşte bekletir (ki bu işleme “atmaklamak” diyor) ondan sonra müşteriye verirmiş. Bunu kişilere ayağın ölçüsünü alarak değil, babasından öğrendiği numaralara göre uyarlarmış. Kemal Amca yalnız çarık yapmakla kalmaz, sattığı çarıklar eskidiğinde plastik parçalarla pençe yapıp, kopan sırımlarını yenileyerek tamir de edermiş.

    İşin önemli bir ayrıntısı bu çarıkları kendi deyimiyle “ileşber olan, orak biçen gadınlar” dışında sadece erkekler giyermiş “Sadece erkeklere yönelik mi” sorumuza “Turislere yönelik” diye cevap veriyor. Daha sonra kastettiğinin o yıllarda Dalaman gibi turistik yerlerdeki otellerde yapılan Türk Geceleri’nde sahne alan halk dansları ekipleri tarafından kullanılması olduğunu anlıyoruz.

    Çarığın bir kayıt şartı da yün çorapla ve sadece yazın giyilmesiymiş. Kemal Amca’nın özgün çarıklarında boncuk, ayna gibi süs ve aksesuarlar yok. Bu çarıkların kullanıldığı zamanlarda ayakkabı boyası olmadığı için yumuşatılıp daha çok dayanması için püse sürülürmüş.

    Püse yapmak için çintilmiş (kıyılmış) çam çıraları bir tenekeye doldurulup ağzı yine teneke bir kapak ile kapatılır, çamur ile de sıvanırmış. Daha sonra dışında ve üstünde yakılan ateşin sıcaklığıyla çıranın özü eritilip akıtılırmış. Bu halde eriyip akan yağlara “püse” denir ve bu haliyle çarığa sürülürmüş.

    Kemal Amca yazları sipariş üzerine, kışları stok için 300 taneden az olmamak üzere durmaksızın çarık yapmış. Böylece çalışma yaşamına koşut, günler günleri kovalamış, çalışmış, üretmiş, kazanmış. O günleri “Çok para kazandım, saymadan gatardım, işim çoğudu” diye anlatıyor. Kazandıklarıyla önce tarla - tokat almış daha sonra evlenip ev-dünek yapmış, çor-çocuk yetiştirmiş.

    Bekâr zamanlarında bir yandan çalışırken yaşamdan da kopmamış. Sabahları 50 -60 yaşlarındaki köylüler, akşama doğru da gençler gelirmiş yanına, düğün, dernek, eğlence olunca da O’nu sırtlarına alıp götürürlermiş. Bunların içinde kendisine çok emeği geçen, O’nu çok sırtında taşımış yakın arkadaşı, Yeşilbarak Köyü’nden “Tebbet” lakaplı Osman KISAOĞLU’nu bir başka minnetle anıyor.

    25 yaşında iken evlenip 7 senedir çalıştığı Yeşilbarak Köyü’nden ayrılarak kendi köyündeki baba evinin altında açtığı dükkânda çalışmayı sürdüren Kemal Amca’nın evlenme serüveni de hayli ilginç. Bir gün merkeple Eğirdir’den doktordan gelen bir arkadaşına geçmiş olsun”a gittiği Çukurbağ Köyü’nde yaşlı ve kör bir adam kendisini evinde konuk etmek istemiş. Akşam olunca yaşlı adam karısına seslenip;

    “Yengee, ben acıkdım” diyecek olmuş. Bundan sonrasını Kemal Amca’dan dinleyelim;

    “Hay meçik yeyesi hay, dedi garı, hane sahibi. Yeyon yeyon, tuvaletleri pisleyon” Bu benim çok ağırıma getdi. Çünkü ben de mazuruna (engelliyim ya) gari “Ulan dedim, ben yarın evlenip bi evletim olmazsa bene de yakınlarım böle derse benim ağırıma getmemi”



    Bunun üzerine evlenip çoluk çocuk sahibi olmaya karar vermiş. Gelen evlilik tekliflerini değerlendirirken adayların içinde kendisi gibi engelli olanları onlara çoban olabilecek, onları da çekip çevirecek durumda olmadığı için elemiş. Bu düşüncesini “Bunun için aklı başında bi gadın istedim. Aldığım gadın da akıllıydı” diye tanımlıyor. Sorup soruşturduğu, Avullu Köyü’nden iyi bir ailenin bu akıllı kızını düğün yerine Mevlütle gelin etmiş ve gerdanına o günlerde gelenek olduğu üzere Osmanlıdan büyük altınlardan bir kolye, koluna da iki bilezik takmış.



    Güzel ve misafirperver eşi ile ikisi kız, ikisi oğlan dört çocukları olmuş, tam 20 yıl Kemal Amca’nın ana - babasının evinde, onlarla birlik yaşamışlar. O çarıkçılık yaparken eşi de ev işlerinin yanısıra tarla işlerini yapmış, kireç yakmış, dikiş dikmiş. O yörede yaygın bir inanış olan “can yakan (av yapan) yaş kesen, taş yakan onmazmış” sözünü anımsattığımızda sadece işini yapan, boş inançlara prim vermeyen tavrıyla diğer öteki hurafelerde olduğu gibi kayıtsız kalıyor.

    Kemal Amca 10 yıl önce ölen, kendisinin O’ndan ayakkabıcılığı, O’nun da kendisinden çarıkçılığı öğrendiğini söylediği ustasını da vefa ile yâd ediyor. Kendisi için çalışmaktan oturup yemek bile yiyemediği ustasının yaptığı haksızlıkla bugün “bir lira yevmiye vermedi emme bir milyar olsa da halel olsun” sözleriyle, gözleri dolu dolu helalleşiyor.

    Onun ustası olarak yaşama dair kendisine neler öğütlediğini merak ediyorum;

    “Bi sattığın malı bi daha satma” derdi, diyor “Bu ne demek” diyorum “Yani beş lira fazla buldun mu başkasına satma derdi. Bu arkadaş geliyo, 10 lira veriyo. Sen geliyon 15 veriyon, satıldıkdan sonra” diyor. Başka, başka? diyorum.

    Sonra “on liraya malettiğin çarığı onbeş liraya satabilirsin” derdi. Yalnız on liraya malettiğin malı yirmi liraya satamazsın derdi, yirmibir liraya satamazsın derdi “Çünkü üstü haram olur derdi”

    Kemal Amca gerek eşini kaybettikten sonra üzüntüden gerekse hep karnına dayayarak yaptığı çarıkların olumsuz etkisinden geçirdiği mide kanamasından sonra 20 yıldır çarık yapmıyor. Bu kadar benzersiz bir ustanın hiç çırağı da olmamış üstelik. Kimse O’ndan bu sanatı öğrenip para kazanmaya, kendi deyimiyle “havas etmemiş” Babasını sürekli gördüğü için olsa gerek sanatının sırlarını (babası kadar olmasa da) bilen tek kişi; büyük oğlu Cemil. O’da sürekli bu işle uğraşmıyor, sadece geçen yıl Denizli’den toplu bir sipariş gelince çarık yapmış. Üstelik yaptığı ve babasının paranın para zamanında 12 liradan sattığı çarıkları 150-200 liradan satmış.

    Kemal Amca’nın yaşadıklarından ve ürettiklerinden hareketle gençlere ve aslında hepimize öğütleri var. Onlara kahvelere gidip oyun oynamamalarını, bağımlılık yapıcı maddelerle hem bedenlerine hem keselerine zarar vermemelerini, eğlenceyi kararında tutmalarını ama çalışmayı fazlaca önemseyip, aynı zamanda sabır ve kanaat etmelerini öğütlüyor.

    Sağlam bir insanın yaptığından çok fazla şeyi başarmış bu eli öpülesi insan şükür ki bugün hayatta ama o sonsuzluğa göçünce eşsiz sanatı, hüneri, sırları da kendisi gibi, sahip çıkamadığımız her değer gibi yok olacak. Sanatı öksüz, şimdi iyi kötü varlık gösteren çarıkları sus pus olacak.

    Demem o ki canlar;

    Bu gidişle ülkemizde şimdiye kadar çok kez olageldiği gibi bundan sonra da, doğrular yanlışlanır, yanlışlar alkışlanırsa, hiçbir “değer”imiz kalmayacak. Elimizde kalan son hazineler de zaman ya da “zamane” tarafından elimizden alınmadan;

    Bize göz verildi gözleyelim diye,

    Kulak verildi dinleyelim diye,

    El gövdede kaşınan yeri bilir,

    Dert bizde, derman ellerimizdedir.

    Antalya Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nce 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığımıza ülkemizin de taraf olduğu Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi kapsamında İlimizde “Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak kabul edilmesi için önerdiğimiz Kemal Amca’ya güzel bir ömür diliyor, Anadolu’nun tüm duyarlı yürekleri adına ellerinden saygıyla öpüyorum.


    kaynak
  2. 18.Ağustos.2010, 00:22
    #1


    Kemal KABAKLI

    Kaş’ın Belenli Köyü’nden bir çarık ustası. Kendine sorarsanız Fethiye’den Serik’e kadar “her yerin ustası” çünkü yaptığı çarıklar yapıldığı yıllarda Fethiye’den Serik’e bütün insanlar tarafından bilinip giyilmiş.

    Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
    Ham çarık, kıl çorap olsa da biri
    Düşün, olasılık, atom fiziği
    Ve bizi biz eden amansız sevda,

    Kemal Amca 71 yaşında ve okuma yazması yok ama bülbüllerin bile gıpta edeceği öyle bir dilden konuşuyor ki hayran olmamak elde değil. İnanç, emek, sevgi ve sabır gibi erdemli harfleri olan bu dilin en iyi ustalarından biri hem de. Anadolu’da çok az kalan, neredeyse bitme aşamasında “Çarık Sanatı” nın son erbaplarından.

    8 yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra bacaklarını kaybedince okula gidememiş. Babası da 1965’te O’nu Gömbe’de ayakkabıcı dükkânı olan (kendi deyimiyle) Kaşlı Memmed Usda’nın yanına çırak vermiş. O günden sonra yaradan bacak ve ayaklarının gücünü ellerine vermiş olacak ki deyimin tam anlamıyla dört elli olmuş, hayata dört elle sarılmış.

    Orda ustası ve O’nun kalfası ile bir ay Gömbe’de, altı ay Kaş’ta karın tokluğuna çıraklık edip mesleği öğrendikten sonra tekrar Gömbe’ye gelip terfi ederek günde 1 lira yevmiye ile çalışmayı sürdürmüş. Günlerden bir gün köylünün biri pabuç diktirmek için bir parça şaplı gön getirmiş. Kendisinden bu gön ile bir çarık dikmesini istemişler. Pek güzel dikmiş olacak ki ustası bunun üzerine “Sende ekmek var” demiş. Bu ekmek öyle bereketliymiş ki böylece pişmeye başlayıp yıllarca mis gibi tütmüş.

    Ancak gelin görün ki üç ayın sonunda ustası 1 liradan 90 lira eden yevmiyesini vermeyince zaten sevmediği ayakkabı tamirciliğini bırakıp önce kendi köyünde, sonra da Yeşilbarak Köyü’nde açtığı dükkânlarda tabaklanmış deriden tasarlayıp yaptığı ve hayatı boyunca bir kez bile ayağına giyemediği bu özgün çarıklarla tam 25 sene sürecek çetin bir yolculuğa çıkmış.

    Ustasından öğrenip kendi yeteneği ve gayreti ile geliştirdiği sanatla, yıllarca insanüstü bir azim ve çaba ile günde ortalama altı çift çarık dikmiş. Halk bu çarıkları öyle sevmiş ki köyün %80’i kırıp sarıp bugün bile pahalı sayılabilecek bu çarıkları almış. Çünkü birçok sağlık sorununa yol açan lastik pabuçlarda hamlayıp börten, yara, sızı bulan ayakları, ayağı yakmayan, terletmeyen ve koku yapmayan bu doğal deriden çarıklar içinde nefes alıp, rahat etmiş.

    Genç Kemal Usta ilk işine babasının İzmir’den getirdiği “şaplı” “tabaklanmış” ya da “beyaz gön” denen yumuşak ve kılsız derileri bir kış günü işleyerek başlamış. İlk aldıkları 300 kilo deri kilosu 8 liradan 250 liraymış, sonra bu kilo fiyatı üçer beşer artıp gitmiş, bugün 35 lira dolayında. Bir kilo deriden 2 çift çarık yapıp her birini 12 liraya satan Kemal Amca bir günde 35 çift çarık sattığını anımsıyor.

    Çarık yapmak için; önce şaplı deriyi 10 dakika suya ıslayıp keser, deride açtığı deliklerden “sırım” dediği ve yine deriden yaptığı ipleri çuvaldız gibi sivrilttiği teneke bir parça yardımıyla geçirir, çıtlık ağacından kendi yaptığı kalıplara “vurup” sırayla 10 numara bakır çivilerle burnunu ve “kulak” dediği topuk tarafını yaparak dikermiş. Kalıba vurduktan sonra 3 saat kadar güneşte bekletir (ki bu işleme “atmaklamak” diyor) ondan sonra müşteriye verirmiş. Bunu kişilere ayağın ölçüsünü alarak değil, babasından öğrendiği numaralara göre uyarlarmış. Kemal Amca yalnız çarık yapmakla kalmaz, sattığı çarıklar eskidiğinde plastik parçalarla pençe yapıp, kopan sırımlarını yenileyerek tamir de edermiş.

    İşin önemli bir ayrıntısı bu çarıkları kendi deyimiyle “ileşber olan, orak biçen gadınlar” dışında sadece erkekler giyermiş “Sadece erkeklere yönelik mi” sorumuza “Turislere yönelik” diye cevap veriyor. Daha sonra kastettiğinin o yıllarda Dalaman gibi turistik yerlerdeki otellerde yapılan Türk Geceleri’nde sahne alan halk dansları ekipleri tarafından kullanılması olduğunu anlıyoruz.

    Çarığın bir kayıt şartı da yün çorapla ve sadece yazın giyilmesiymiş. Kemal Amca’nın özgün çarıklarında boncuk, ayna gibi süs ve aksesuarlar yok. Bu çarıkların kullanıldığı zamanlarda ayakkabı boyası olmadığı için yumuşatılıp daha çok dayanması için püse sürülürmüş.

    Püse yapmak için çintilmiş (kıyılmış) çam çıraları bir tenekeye doldurulup ağzı yine teneke bir kapak ile kapatılır, çamur ile de sıvanırmış. Daha sonra dışında ve üstünde yakılan ateşin sıcaklığıyla çıranın özü eritilip akıtılırmış. Bu halde eriyip akan yağlara “püse” denir ve bu haliyle çarığa sürülürmüş.

    Kemal Amca yazları sipariş üzerine, kışları stok için 300 taneden az olmamak üzere durmaksızın çarık yapmış. Böylece çalışma yaşamına koşut, günler günleri kovalamış, çalışmış, üretmiş, kazanmış. O günleri “Çok para kazandım, saymadan gatardım, işim çoğudu” diye anlatıyor. Kazandıklarıyla önce tarla - tokat almış daha sonra evlenip ev-dünek yapmış, çor-çocuk yetiştirmiş.

    Bekâr zamanlarında bir yandan çalışırken yaşamdan da kopmamış. Sabahları 50 -60 yaşlarındaki köylüler, akşama doğru da gençler gelirmiş yanına, düğün, dernek, eğlence olunca da O’nu sırtlarına alıp götürürlermiş. Bunların içinde kendisine çok emeği geçen, O’nu çok sırtında taşımış yakın arkadaşı, Yeşilbarak Köyü’nden “Tebbet” lakaplı Osman KISAOĞLU’nu bir başka minnetle anıyor.

    25 yaşında iken evlenip 7 senedir çalıştığı Yeşilbarak Köyü’nden ayrılarak kendi köyündeki baba evinin altında açtığı dükkânda çalışmayı sürdüren Kemal Amca’nın evlenme serüveni de hayli ilginç. Bir gün merkeple Eğirdir’den doktordan gelen bir arkadaşına geçmiş olsun”a gittiği Çukurbağ Köyü’nde yaşlı ve kör bir adam kendisini evinde konuk etmek istemiş. Akşam olunca yaşlı adam karısına seslenip;

    “Yengee, ben acıkdım” diyecek olmuş. Bundan sonrasını Kemal Amca’dan dinleyelim;

    “Hay meçik yeyesi hay, dedi garı, hane sahibi. Yeyon yeyon, tuvaletleri pisleyon” Bu benim çok ağırıma getdi. Çünkü ben de mazuruna (engelliyim ya) gari “Ulan dedim, ben yarın evlenip bi evletim olmazsa bene de yakınlarım böle derse benim ağırıma getmemi”



    Bunun üzerine evlenip çoluk çocuk sahibi olmaya karar vermiş. Gelen evlilik tekliflerini değerlendirirken adayların içinde kendisi gibi engelli olanları onlara çoban olabilecek, onları da çekip çevirecek durumda olmadığı için elemiş. Bu düşüncesini “Bunun için aklı başında bi gadın istedim. Aldığım gadın da akıllıydı” diye tanımlıyor. Sorup soruşturduğu, Avullu Köyü’nden iyi bir ailenin bu akıllı kızını düğün yerine Mevlütle gelin etmiş ve gerdanına o günlerde gelenek olduğu üzere Osmanlıdan büyük altınlardan bir kolye, koluna da iki bilezik takmış.



    Güzel ve misafirperver eşi ile ikisi kız, ikisi oğlan dört çocukları olmuş, tam 20 yıl Kemal Amca’nın ana - babasının evinde, onlarla birlik yaşamışlar. O çarıkçılık yaparken eşi de ev işlerinin yanısıra tarla işlerini yapmış, kireç yakmış, dikiş dikmiş. O yörede yaygın bir inanış olan “can yakan (av yapan) yaş kesen, taş yakan onmazmış” sözünü anımsattığımızda sadece işini yapan, boş inançlara prim vermeyen tavrıyla diğer öteki hurafelerde olduğu gibi kayıtsız kalıyor.

    Kemal Amca 10 yıl önce ölen, kendisinin O’ndan ayakkabıcılığı, O’nun da kendisinden çarıkçılığı öğrendiğini söylediği ustasını da vefa ile yâd ediyor. Kendisi için çalışmaktan oturup yemek bile yiyemediği ustasının yaptığı haksızlıkla bugün “bir lira yevmiye vermedi emme bir milyar olsa da halel olsun” sözleriyle, gözleri dolu dolu helalleşiyor.

    Onun ustası olarak yaşama dair kendisine neler öğütlediğini merak ediyorum;

    “Bi sattığın malı bi daha satma” derdi, diyor “Bu ne demek” diyorum “Yani beş lira fazla buldun mu başkasına satma derdi. Bu arkadaş geliyo, 10 lira veriyo. Sen geliyon 15 veriyon, satıldıkdan sonra” diyor. Başka, başka? diyorum.

    Sonra “on liraya malettiğin çarığı onbeş liraya satabilirsin” derdi. Yalnız on liraya malettiğin malı yirmi liraya satamazsın derdi, yirmibir liraya satamazsın derdi “Çünkü üstü haram olur derdi”

    Kemal Amca gerek eşini kaybettikten sonra üzüntüden gerekse hep karnına dayayarak yaptığı çarıkların olumsuz etkisinden geçirdiği mide kanamasından sonra 20 yıldır çarık yapmıyor. Bu kadar benzersiz bir ustanın hiç çırağı da olmamış üstelik. Kimse O’ndan bu sanatı öğrenip para kazanmaya, kendi deyimiyle “havas etmemiş” Babasını sürekli gördüğü için olsa gerek sanatının sırlarını (babası kadar olmasa da) bilen tek kişi; büyük oğlu Cemil. O’da sürekli bu işle uğraşmıyor, sadece geçen yıl Denizli’den toplu bir sipariş gelince çarık yapmış. Üstelik yaptığı ve babasının paranın para zamanında 12 liradan sattığı çarıkları 150-200 liradan satmış.

    Kemal Amca’nın yaşadıklarından ve ürettiklerinden hareketle gençlere ve aslında hepimize öğütleri var. Onlara kahvelere gidip oyun oynamamalarını, bağımlılık yapıcı maddelerle hem bedenlerine hem keselerine zarar vermemelerini, eğlenceyi kararında tutmalarını ama çalışmayı fazlaca önemseyip, aynı zamanda sabır ve kanaat etmelerini öğütlüyor.

    Sağlam bir insanın yaptığından çok fazla şeyi başarmış bu eli öpülesi insan şükür ki bugün hayatta ama o sonsuzluğa göçünce eşsiz sanatı, hüneri, sırları da kendisi gibi, sahip çıkamadığımız her değer gibi yok olacak. Sanatı öksüz, şimdi iyi kötü varlık gösteren çarıkları sus pus olacak.

    Demem o ki canlar;

    Bu gidişle ülkemizde şimdiye kadar çok kez olageldiği gibi bundan sonra da, doğrular yanlışlanır, yanlışlar alkışlanırsa, hiçbir “değer”imiz kalmayacak. Elimizde kalan son hazineler de zaman ya da “zamane” tarafından elimizden alınmadan;

    Bize göz verildi gözleyelim diye,

    Kulak verildi dinleyelim diye,

    El gövdede kaşınan yeri bilir,

    Dert bizde, derman ellerimizdedir.

    Antalya Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nce 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığımıza ülkemizin de taraf olduğu Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi kapsamında İlimizde “Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak kabul edilmesi için önerdiğimiz Kemal Amca’ya güzel bir ömür diliyor, Anadolu’nun tüm duyarlı yürekleri adına ellerinden saygıyla öpüyorum.


    kaynak
    Twitter Facebook Google+

Benzer Konular

  1. EKPSS sınav başvurularında sıkıntı yaşayan üyelerimiz var mı?
    Konu Sahibi Nur Kılıç Forum EKPSS Haberleri - Atamalar - Gündem
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Mart.2016, 20:03
  2. EKPSS Tercihini yapamayan sorun yaşayan var mı?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Sorun > Cevaplayalım
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Aralık.2015, 13:23
  3. Cevap: 1
    Son Mesaj : 18.Mart.2015, 16:07
  4. Yaptığım tercihler gözükmüyor benzer sorun yaşayan var mı?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum EKPSS Haberleri - Atamalar - Gündem
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 07.Eylül.2014, 08:26
  5. Görme kaybı yaşayan diyabetlilere kök hücre aşısı
    Konu Sahibi Defnex Forum Kök Hücre ile Tedavi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Eylül.2011, 09:33

Bu Konu için Etiketler