Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Sosyal Devlet ve Engelliler

http://photos-c.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs086.snc3/15345_204873757442_204869967442_3520742_616218_n.jpg Bir toplumun siyasi rejimi, devletin işleyişi, yasama, yürütme ve yargının görevleri ve vatandaşlarının temel hakları anayasalarında düzenlenmektedir. Bu anlamda, Anayasa bizler için önemli bir hukuksal dayanaktır. Halen yürürlükte olan Anayasamızın, 2. Maddesi ile devletin tanımını yapmıştır. Buna göre “Türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet

Konuyu değerlendir: Sosyal Devlet ve Engelliler

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2096 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Haziran.2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.568

    Sosyal Devlet ve Engelliler

    Sponsorlu Bağlantılar




    Bir toplumun siyasi rejimi, devletin işleyişi, yasama, yürütme ve yargının görevleri ve vatandaşlarının temel hakları anayasalarında düzenlenmektedir.

    Bu anlamda, Anayasa bizler için önemli bir hukuksal dayanaktır.

    Halen yürürlükte olan Anayasamızın, 2. Maddesi ile devletin tanımını yapmıştır.

    Buna göre “Türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir”

    Sosyal devlet olmak, haliyle o devlete birçok önemli yükümlülük getirmektedir.

    Vatandaşlarının sosyal güvenliğini sağlamak, sağlık, eğitim başta olmak üzere temel hizmetlerini sunmak bunlar arasındadır.

    2002 nüfus sayımına göre ülkemizde sayıları 9 milyonu bulan görme, işitme, konuşma, ortopedik, zihinsel ve süreğen hastalığı olan yurttaşımız bu sosyal haklardan nasıl ne kadar yararlanabiliyorlar işte bu sorunun cevabı pek belli değildir.

    Aslına bakarsanız, birçok hizmet kâğıt üzerinde vatandaşlarımıza, engellilere sağlanıyormuş gibi görünmektedir.

    Ama iş uygulamaya gelince onlarca sorun, engellileri canından bezdirecek, sosyal devletin gerçekten var olup olmadığını sorgulatır bir durum yaratmaktadır.

    Yasalar, imzaladığımız ve devletimizin taraf olduğu uluslararası hukuk belgeleri her vatandaşımızın sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmasını zorunlu görmektedir.

    Anayasanın 60. Maddesi “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatları kurar” demektedir.

    Devlet teşkilatı kurmuştur ama herkesin sosyal güvenlik hakkını sağlayacak gerekli tedbirleri almış mıdır?

    İşte bu şüphelidir.

    Hepimiz biliyoruz ki engellilerin önemli bir bölümü sosyal güvenlik korumasından yoksundur.

    Aileleri veya kendileri sosyal güvenlik kurumu üyesi olan veya 2022 sayılı Yasa kapsamında yeşil kartlı olanlar ne kadar sosyal devletin koruması altındadır?

    İşte bu da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

    İşitme engelli vatandaşın yaşamını daha iyi sürdürebilmesi için işitme cihazı zorunludur.

    Ama Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği ile bu cihazların konusunda engelliye kısıtlama getirmektedir.

    Görme engelli vatandaşın yaşamını kolaylaştıran beyaz baston bile Sosyal Güvenlik Kurumundan verilmemektedir.

    Fiziksel engelli vatandaşın yaşamını kolaylaştıran akülü sandalye, manüel tekerlekli sandalye, yürüme cihazı, takma ayağı, takma kolu yine aynı Tebliğ nedeniyle yeterli ve sağlığı için gerekli koşullara uygun verilmemektedir.

    Kanser hastası olup yaşamı kolostomi, ürostomi ve idrar sondasına bağlı olan hastalara yeterli tıbbi malzeme desteği sağlanmamaktadır.

    Bütün bu engeller, eksiklikler varken, engelli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak, tedavisini sağlayacak araç ve gereçlerde sorun çıkaran bir devlet nasıl sosyal devlet olabilir.

    Birilerinin bunu izah etmesi gerekmektedir.

    Hastaneler, okullar dahil sosyal alanları, kamu binalarını, toplu taşıma sistemlerini, sosyal mekânları engellilere göre yapmayan, düzenlemeyen, düzeltmeyen bir devlet nasıl sosyal devlet olabilir.

    Anayasanın 42. Maddesi “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz... İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır” diyerek açık biçimde devlete görev vermiştir.

    Bu açık hükme rağmen devlet zorunlu olan ilköğretim okullarına bile engelli öğrencilerin devam etmesini sağlayacak tedbirleri almış değildir.

    Bunun için çaba göstermediği gibi, okullarda yapılacak düzenlemeler için bütçe ayırmamakta, bu görevinin yükünü de öğrencilerin ailelerinin üzerine yıkmanın hesapları yapılmaktadır.

    Engelli gruplarına göre düzenlemelerin yapılmadığı, özel ihtiyaçları ve eğitim yöntemlerinin uygulanması gereken görme, sağır dilsiz, zihinsel engelli çocukların ihmal edildiği, okulların çoğunun ortopedik engelli çocukların erişimine uygun olmadığı koşullarda eğitim hakkından çocuklarımız yararlanamıyorsa burada sosyal devlet vardır denilebilir mi?

    Sosyal bir devlet, çalışabilir vatandaşlarının istihdamı için gerekli koşulları sağlamayı da görevleri arasında saymaktadır.

    Özellikle fırsat eşitliği olmayan engellilerin korunması için yasalar çıkarılmış, istihdam kotaları getirilmiştir. Peki sosyal bir devlet bu durumda ne yapmalıdır, elbette istihdam yaratan tüm kesimlere örnek olmalıdır.

    Öylemidir diye baktığımızda, bizzat devletin yasalarla konulmuş kotalara uymadığı, hukukun gereğini bile yerine getirmediği ortaya çıkmaktadır.

    Bugün itibarı ile kamuda 39.182 kadro açığı bulunmaktadır. Kendi görevlerini yerine getirmeyen bir devlet, nasıl sosyal bir hukuk olmaktadır?

    Anayasa’nın 61 Maddesi özel desteğe gereksinim duyan toplum kesimlerinin haklarını düzenlemiştir. Bu Maddeye göre “devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Devlet sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlıları, devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunlar düzenler.

    Devlet korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbirleri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur”

    Bu açık hükümlere rağmen, birçok engelli, yaşlı, dul ve yetim, hatta gazi yaşamlarını ne acıdır ki başkalarının himayesi veya yardımları ile sürdürmek zorunda bırakılmıştır.

    Bu vatandaşlarımız nerede bizim sosyal devletimiz diye sormakta haksız mıdır?

    Peki, bugün tartışma konusu olan referandum, bizim hangi sorunlarımızı çözümleyecektir?

    Anayasa değişikliği biz engellilerin hayatında ne gibi kolaylıklar sağlayacak, sosyal devlet olmamızı ne kadar sağlayacak?

    Bu sorulara olumlu karşılıklar bulmak zordur. Anayasa değişikliği pratikte engellilere bir yarar sağlamayacaktır.

    Hukuk önünde eşitlik maddesine “engellilerin” eklenmesi ile önemli bir kazanım sağlanmış değildir.

    Çünkü bununla ilgili mevcut Anayasa maddesi, başta Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Sözleşmesi olmak üzere taraf olunmuş uluslararası hukuk belgeleri, yasalar mevcuttur.

    Yani Anayasa’ya eklenen bir iki cümle yeni bir hak getirmemiştir.

    Peki, sosyal haklar yönünden bir değişiklik var mıdır?

    Buna da evet demek mümkün değildir.

    Çünkü sosyal haklar, özellikle sosyal güvenlik yönünde ne vatandaşlarımıza ne de özel olarak engellilere yeni bir hak getirilmemiştir.

    Anayasa değişikliği, özünde 12 Eylüldeki temel sistemini korumaya devam etmektedir. Tam tersine, siyasal sistemin temel taşları olan yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tehdit edecek, siyasetin yargı üzerindeki etkisini artıracak kimi düzenlemeler önümüzdeki süreçte toplumsal sorunların, siyasi gerilimlerin daha da boyutlanmasının kapısını açacaktır.

    Yalnızca Anayasa değişikliğinin konu ve içerik bakımından birbirinden farklı maddelerinin tek bir yanıta indirgenmesi bile demokrasi bakımından büyük bir eksikliği ortaya çıkarmaktadır.

    Bütün bu endişelerimiz evet yanıtının, birçok yanlışı da kabul etmesi gibi bir başka yanlışın ortağı haline getirecektir.

    Sonuçta, herkes bir tercih yapacaktır, bizim düşüncemiz, evet demekle Türkiye’de ne demokrasi gelişecek, ne de sosyal devlet olma yolunda ilerlenecek. Ama kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelendiği için, herkese gerekli olan adalet ve hukuk büyük yara alacaktır.

    Bu nedenle hayır demek, 12 Eylül Anayasasının bir bütün olarak ve Avrupa Birliği’nin demokratik bir Anayasa için çizdiği çerçeve de dikkate alınarak değiştirilmesi en doğru ve gerçekçi yol olacaktır.

    Siyasetin toplumu gerginleştiren, daha da kötüsü, birbirine düşman kamplara bölen söylem ve değerlendirmeleri, hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

    Birbirimizi suçlayarak değil, savunduğumuz görüşün nedenlerini, neleri getireceğini, vatandaşlarımıza neler kazandıracağını, hangi sorunu çözeceğini izah ederek çok daha sağlıklı bir tartışma zemini yaratacağımıza inanıyoruz.


    Şükrü BOYRAZ

    Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı
    Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı
  2. 16.Ağustos.2010, 20:26
    #1
    Sponsorlu Bağlantılar




    Bir toplumun siyasi rejimi, devletin işleyişi, yasama, yürütme ve yargının görevleri ve vatandaşlarının temel hakları anayasalarında düzenlenmektedir.

    Bu anlamda, Anayasa bizler için önemli bir hukuksal dayanaktır.

    Halen yürürlükte olan Anayasamızın, 2. Maddesi ile devletin tanımını yapmıştır.

    Buna göre “Türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir”

    Sosyal devlet olmak, haliyle o devlete birçok önemli yükümlülük getirmektedir.

    Vatandaşlarının sosyal güvenliğini sağlamak, sağlık, eğitim başta olmak üzere temel hizmetlerini sunmak bunlar arasındadır.

    2002 nüfus sayımına göre ülkemizde sayıları 9 milyonu bulan görme, işitme, konuşma, ortopedik, zihinsel ve süreğen hastalığı olan yurttaşımız bu sosyal haklardan nasıl ne kadar yararlanabiliyorlar işte bu sorunun cevabı pek belli değildir.

    Aslına bakarsanız, birçok hizmet kâğıt üzerinde vatandaşlarımıza, engellilere sağlanıyormuş gibi görünmektedir.

    Ama iş uygulamaya gelince onlarca sorun, engellileri canından bezdirecek, sosyal devletin gerçekten var olup olmadığını sorgulatır bir durum yaratmaktadır.

    Yasalar, imzaladığımız ve devletimizin taraf olduğu uluslararası hukuk belgeleri her vatandaşımızın sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmasını zorunlu görmektedir.

    Anayasanın 60. Maddesi “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatları kurar” demektedir.

    Devlet teşkilatı kurmuştur ama herkesin sosyal güvenlik hakkını sağlayacak gerekli tedbirleri almış mıdır?

    İşte bu şüphelidir.

    Hepimiz biliyoruz ki engellilerin önemli bir bölümü sosyal güvenlik korumasından yoksundur.

    Aileleri veya kendileri sosyal güvenlik kurumu üyesi olan veya 2022 sayılı Yasa kapsamında yeşil kartlı olanlar ne kadar sosyal devletin koruması altındadır?

    İşte bu da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

    İşitme engelli vatandaşın yaşamını daha iyi sürdürebilmesi için işitme cihazı zorunludur.

    Ama Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği ile bu cihazların konusunda engelliye kısıtlama getirmektedir.

    Görme engelli vatandaşın yaşamını kolaylaştıran beyaz baston bile Sosyal Güvenlik Kurumundan verilmemektedir.

    Fiziksel engelli vatandaşın yaşamını kolaylaştıran akülü sandalye, manüel tekerlekli sandalye, yürüme cihazı, takma ayağı, takma kolu yine aynı Tebliğ nedeniyle yeterli ve sağlığı için gerekli koşullara uygun verilmemektedir.

    Kanser hastası olup yaşamı kolostomi, ürostomi ve idrar sondasına bağlı olan hastalara yeterli tıbbi malzeme desteği sağlanmamaktadır.

    Bütün bu engeller, eksiklikler varken, engelli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak, tedavisini sağlayacak araç ve gereçlerde sorun çıkaran bir devlet nasıl sosyal devlet olabilir.

    Birilerinin bunu izah etmesi gerekmektedir.

    Hastaneler, okullar dahil sosyal alanları, kamu binalarını, toplu taşıma sistemlerini, sosyal mekânları engellilere göre yapmayan, düzenlemeyen, düzeltmeyen bir devlet nasıl sosyal devlet olabilir.

    Anayasanın 42. Maddesi “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz... İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır” diyerek açık biçimde devlete görev vermiştir.

    Bu açık hükme rağmen devlet zorunlu olan ilköğretim okullarına bile engelli öğrencilerin devam etmesini sağlayacak tedbirleri almış değildir.

    Bunun için çaba göstermediği gibi, okullarda yapılacak düzenlemeler için bütçe ayırmamakta, bu görevinin yükünü de öğrencilerin ailelerinin üzerine yıkmanın hesapları yapılmaktadır.

    Engelli gruplarına göre düzenlemelerin yapılmadığı, özel ihtiyaçları ve eğitim yöntemlerinin uygulanması gereken görme, sağır dilsiz, zihinsel engelli çocukların ihmal edildiği, okulların çoğunun ortopedik engelli çocukların erişimine uygun olmadığı koşullarda eğitim hakkından çocuklarımız yararlanamıyorsa burada sosyal devlet vardır denilebilir mi?

    Sosyal bir devlet, çalışabilir vatandaşlarının istihdamı için gerekli koşulları sağlamayı da görevleri arasında saymaktadır.

    Özellikle fırsat eşitliği olmayan engellilerin korunması için yasalar çıkarılmış, istihdam kotaları getirilmiştir. Peki sosyal bir devlet bu durumda ne yapmalıdır, elbette istihdam yaratan tüm kesimlere örnek olmalıdır.

    Öylemidir diye baktığımızda, bizzat devletin yasalarla konulmuş kotalara uymadığı, hukukun gereğini bile yerine getirmediği ortaya çıkmaktadır.

    Bugün itibarı ile kamuda 39.182 kadro açığı bulunmaktadır. Kendi görevlerini yerine getirmeyen bir devlet, nasıl sosyal bir hukuk olmaktadır?

    Anayasa’nın 61 Maddesi özel desteğe gereksinim duyan toplum kesimlerinin haklarını düzenlemiştir. Bu Maddeye göre “devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Devlet sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlıları, devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunlar düzenler.

    Devlet korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbirleri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur”

    Bu açık hükümlere rağmen, birçok engelli, yaşlı, dul ve yetim, hatta gazi yaşamlarını ne acıdır ki başkalarının himayesi veya yardımları ile sürdürmek zorunda bırakılmıştır.

    Bu vatandaşlarımız nerede bizim sosyal devletimiz diye sormakta haksız mıdır?

    Peki, bugün tartışma konusu olan referandum, bizim hangi sorunlarımızı çözümleyecektir?

    Anayasa değişikliği biz engellilerin hayatında ne gibi kolaylıklar sağlayacak, sosyal devlet olmamızı ne kadar sağlayacak?

    Bu sorulara olumlu karşılıklar bulmak zordur. Anayasa değişikliği pratikte engellilere bir yarar sağlamayacaktır.

    Hukuk önünde eşitlik maddesine “engellilerin” eklenmesi ile önemli bir kazanım sağlanmış değildir.

    Çünkü bununla ilgili mevcut Anayasa maddesi, başta Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Sözleşmesi olmak üzere taraf olunmuş uluslararası hukuk belgeleri, yasalar mevcuttur.

    Yani Anayasa’ya eklenen bir iki cümle yeni bir hak getirmemiştir.

    Peki, sosyal haklar yönünden bir değişiklik var mıdır?

    Buna da evet demek mümkün değildir.

    Çünkü sosyal haklar, özellikle sosyal güvenlik yönünde ne vatandaşlarımıza ne de özel olarak engellilere yeni bir hak getirilmemiştir.

    Anayasa değişikliği, özünde 12 Eylüldeki temel sistemini korumaya devam etmektedir. Tam tersine, siyasal sistemin temel taşları olan yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tehdit edecek, siyasetin yargı üzerindeki etkisini artıracak kimi düzenlemeler önümüzdeki süreçte toplumsal sorunların, siyasi gerilimlerin daha da boyutlanmasının kapısını açacaktır.

    Yalnızca Anayasa değişikliğinin konu ve içerik bakımından birbirinden farklı maddelerinin tek bir yanıta indirgenmesi bile demokrasi bakımından büyük bir eksikliği ortaya çıkarmaktadır.

    Bütün bu endişelerimiz evet yanıtının, birçok yanlışı da kabul etmesi gibi bir başka yanlışın ortağı haline getirecektir.

    Sonuçta, herkes bir tercih yapacaktır, bizim düşüncemiz, evet demekle Türkiye’de ne demokrasi gelişecek, ne de sosyal devlet olma yolunda ilerlenecek. Ama kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelendiği için, herkese gerekli olan adalet ve hukuk büyük yara alacaktır.

    Bu nedenle hayır demek, 12 Eylül Anayasasının bir bütün olarak ve Avrupa Birliği’nin demokratik bir Anayasa için çizdiği çerçeve de dikkate alınarak değiştirilmesi en doğru ve gerçekçi yol olacaktır.

    Siyasetin toplumu gerginleştiren, daha da kötüsü, birbirine düşman kamplara bölen söylem ve değerlendirmeleri, hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

    Birbirimizi suçlayarak değil, savunduğumuz görüşün nedenlerini, neleri getireceğini, vatandaşlarımıza neler kazandıracağını, hangi sorunu çözeceğini izah ederek çok daha sağlıklı bir tartışma zemini yaratacağımıza inanıyoruz.


    Şükrü BOYRAZ

    Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı
    Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı
    Twitter Facebook Google+

Benzer Konular

  1. Devlet Personel Başkanlığından Engelliler Günü Mesajı
    Konu Sahibi MuTeBer Forum Engelli Memurlar - Diğer
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 04.Aralık.2012, 10:51
  2. Sosyal güvencesi olmayan engelliler 2022 özürlü maaşı alabilir mi?
    Konu Sahibi grişş Forum 2022 Engelli Maaşı
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 08.Şubat.2012, 19:07
  3. Giresun'da Engelliler İçin Sosyal Tesis Yapılacak
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Engelli Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 15.Temmuz.2011, 18:29
  4. Denizli Devlet Hastanesi'nde Tıbbı Sosyal Hizmetler Birimi kuruldu
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Engelli Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 14.Haziran.2011, 17:09
  5. Engelliler Sosyal Sorumluluk Projesi
    Konu Sahibi okyanus Forum Engelli Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Kasım.2010, 21:51

Bu Konu için Etiketler