Reklam alanı-1
Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Eğitimde Duyusal Farklılıkları Dikkate Almak

Otizmli bireylerin bilişsel farklılıklarını hatırlarsak, çocuğun neleri öğrenmeye hazır olduğunu belirlemek kadar nasıl öğreneceğini belirlemek de önemlidir. TEACCH yaklaşımı, bireysel değerlendirme için çocuklarda PEP-R, ergen ve yetişkinlerde AAEP testlerini kullanarak eğitime nereden başlanacağına ve nereye kadar gidilebileceğine karar vermek gerektiğini, böylece program yapılacak birey için ne düşük ne de yüksek beklentiler değil, gerçekçi beklentilerle çalışmaya başlamayı vurgular. Ayrıca

Konuyu değerlendir: Eğitimde Duyusal Farklılıkları Dikkate Almak

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1092 kez incelendi.

  1. Üyelik tarihi
    Temmuz.2010
    Nereden
    istanbul
    Mesajlar
    646

    Eğitimde Duyusal Farklılıkları Dikkate Almak

    Otizmli bireylerin bilişsel farklılıklarını hatırlarsak, çocuğun neleri öğrenmeye hazır olduğunu belirlemek kadar nasıl öğreneceğini belirlemek de önemlidir. TEACCH yaklaşımı, bireysel değerlendirme için çocuklarda PEP-R, ergen ve yetişkinlerde AAEP testlerini kullanarak eğitime nereden başlanacağına ve nereye kadar gidilebileceğine karar vermek gerektiğini, böylece program yapılacak birey için ne düşük ne de yüksek beklentiler değil, gerçekçi beklentilerle çalışmaya başlamayı vurgular. Ayrıca başlangıç değerlendirmesine göre belirlenmiş bireysel eğitim programının (BEP) devamlı ve düzenli aralıklarla yapılan değerlendirmelerle, gelişmelerin ve buna göre yeni hedeflerin belirlenmesi, eğer sorun varsa nedenlerinin araştırılması ve çözümlenmesi gerektiğini belirtir.
    Bütün özel eğitime gereksinimi olan çocuklarda olduğu gibi otistiklerde de başlangıç değerlendirmesi yapmak ve BEP hazırlayarak çalışmaya başlamak ve 3-6 ay gibi düzenli aralıklarla değerlendirme yapmak, özel eğitimin en temel ve vazgeçilmez ilkelerindendir. Bu nedenle hangi eğitim programı kullanılırsa kullanılsın ailelerin çocuklarının değerlendirmesinin sonuçlarını öğrenme, hatta bu değerlendirme sürecinde yer alma, hazırlanan ve uygulanacak olan bireysel eğitim programına (BEP) katılma hakları olduğunu bilmeleri gerekir. Kurumlarını ve eğitimcilerini bu yönde zorlamaları, denetlemeleri onların aile olarak en önemli görevleridir. Otizmi ve otizme özgü programları bilen eğitimcilerin yeterince olmadığı ülkemizde, ailenin bu beklentilerini yansıtmaları daha da önemli olmaktadır.
    Otizmli bireylerde NE çalışılacağının belirlenmesi kadar, eğitsel hedeflerin NASIL? hangi hedefin, hangi aktivitelerle ve hangi materyallerle çalışacağına karar vermek de önemlidir.Bu nedenle TEACCH yaklaşımı otizimli bireyleri anlamayı, güçlü yanlarından, ilgi alanlarından, sevdikleri şeylerden (oyunlar, aktiviteler, kişiler, durumlar. vb) yararlanmayı, böylece onların öğrenmeye dair motivasyonlarını arttırmayı eğitimsel ilkeleri olarak benimsemiştir.
    Otizimli bireylerin iletişim becerilerini ve ifade edici dillerini geliştirme amacıyla bir program geliştirmiş olan Hanen yaklaşımı da “otizmin doğasından” kaynaklanan özelliklere uygun stratejileri kullanmayı tercih eder. Bu amaçla bireyin;
    1. duyusal tercihlerini,
    2. iletişim tarzını
    3. dil gelişimi düzeyini,
    4. ne için ve nasıl iletişim kurduğunu,
    5. öğrenme tarzını ( ezbere, görsel, geştalt, vb) belirlemeyi gerekli görür.
    Bu nedenle bu yazıda her iki programın da üzerinde durduğu, eğitimde duyusal tercihlerden yararlanma yaklaşımın neden önemli olduğunu açıklamaya çalışacağım.
    Otizmli bireylerin görme, işitme, tatma, koklama, hareket ve acıyı hissetme duyularında işlemleme farklılıkları olduğu bilinmektedir. Bize tuhaf gelen ellerini sallama, parmaklarını izleme, dönen veya parlak nesnelerden gözünü alamama, vücuduyla veya eli ile yüzeylere sürtünme, koltuk, dolap gibi eşya köşelerine girme, pürüzlü, yumuşak bazı nesnelere dokunmaktan hoşlanmama, bazı renkteki, kokudaki yiyecekleri yememe veya tuhaf yiyecek tercih etme, her gördüğü nesneyi koklama, yalama veya ağzına sokma, sürekli sallanma veya ardı ardına bazı hareketleri tekrarlama ve bunlara benzer pek çok faklı tepki örneklerini, aileler ve eğitimciler olarak gözlemlemişizdir.
    Bazı otizmli çocuklar, belli başlı bazı duyumlara AŞIRI DUYARLI olabilir. Bu durumda, duyumun miktarı çok az olsa bile onu uyarmaya yeterli olabilir; huzursuz olma ve kaçınma davranışı gösterirler. Örneğin sese aşırı duyarlı bir çocuk bizim için normal tonda olan konuşma sesimize, normal tonda herhangi bir sese tepki gösterebilir, kulağını tıkayabilir veya çığlık atarak rahatsızlığını yansıtabilir.
    Dokunulmaya karşı aşırı duyarlı olan Temple Grandin, “Resimlerle Düşünmek” kitabında “anımsayabildiğim en eski zamanlardan beri, kucaklanmaktan nefret etmişimdir. Sarılmanın vereceği hoş duyguları yaşayabilmek isterdim; ancak, bu bana dayanamayacağım kadar bunaltıcı gelirdi. Sanki büyük, boğucu bir uyarım dalgasıydı ve vahşi hayvanlar gibi tepki verirdim. Dokunulmak, bir düğmeye basılmış gibi, kaçış arzumu tetiklerdi. Aşırı yüklenirdim ve genellikle aniden silkinip uzaklaşmam gerekirdi” diyor. Bizler de sarılmaktan, öpülmekten hoşlanmayan yani dokunmaya aşırı duyarlı pek çok otizmli çocukla karşılaşmışızdır.
    Bazı otizmli çocuklar ise, bazı duyumlara AZ DUYARLI olabilir. Böyle çocuklar için normal düzeyde uyarım yeterli olmaz, daha fazlasına gereksinim duyarlar. Örneğin, sese az duyarlı otistik çocuk, çok yüksek sesli TV veya müzik dinler, yüksek sesli uyaranlardan hoşlanır.
    Harekete az duyarlı bir çocuk sürekli zıplar, atlayıp koşar, sallanır, çok aktiftir. Halbuki harekete aşırı duyarlı bir çocuk ise, az hareket eder, merdiven inmekten korkar, pasiftir. Duyumlara az duyarlı olup da pasif olan çocuklar da vardır. Çevrelerindeki dünyaya çok zor tepki verirler çünkü ondan yeterince uyarım alamazlar.
    Otizmli bir çocuğun karmaşık tepkilerinin olması mümkündür, bir duyumda aşırı duyarlıyken başka bir duyumda az duyarlı olabilir veya bazı duyumlarda normal tepkileri varken bazılarında az ya da çok duyarlı olabilir. Duyusal tepkileri normal veya normale yakın otizmli çocuklar da vardır. Bu çocuklar herhangi bir duyusal uyarana az veya aşırı tepki göstermeyebilirler.
    Çocuğun sevdiği, daha fazla gereksinim duyduğu (az duyarlı olduğu) ve sevmediği, kaçındığı (çok duyarlı olduğu) görsel, işitsel, koku-tat, hareket, dokunma ile ilgili tercihlerine duyusal tercihleri denmektedir. Otistiklerin uyaranlara yönelik farklı duyusal tepkileri, NASIL ÖĞRENECEĞİNİ etkiler.
    Otizmli bireylerin uyaranlara karşı aşırı veya düşük tepki verdiği ve bunun nedeninin, bozulmuş duyusal girdiler, işlemleme bozuklukları olabileceği 1980'li yıllarda bazı bilim adamlarınca belirtilmiştir; ancak ne yazık ki pek çok eğitimci bu gerçeğe kulaklarını tıkamış, çocukların çığlık atma, duvara, masaya vurma vb. pek çok tepkisini katı davranış değiştirme yöntemleriyle önlemeye çalışmış ve duyusal sorunların etkisini gözardı etmiştir.
    Otistik özellikleri olan çocukların bir çoğu, konuşmaya az duyarlıdır ve genelde tepki vermezler hatta başka sesler de onları rahatsız eder. Eğer çocuğun konuşma seslerini duymada sıkıntısı varsa, yani sese az duyarlı ise söylediğinize dikkat etmesi onun için çok zor olacaktır
    TEACCH ve HANEN programı, ailenin ve eğitimcinin çocuğun duyusal tercihlerinin farkına varmasının, onu daha iyi anlamasına yardımcı olacağını, özellikle iletişim kurmaya nerden başlayabileceği konusunda ipucu vereceğini vurgulamaktadır. Örneğin harekete az duyarlı olduğu için zıplamaktan hoşlanan bir çocukla birlikte zıplamak iletişim başlatmak için iyi bir yol olabilir. Ya da sözel taklit çalışmasını trambolinde zıplarken yaptırmak, çocuk hoşlandığı bir aktiviteyi yaptığı için daha çok motive olmasını ve daha kolay iletişim kurmamızı, işbirliği geliştirmezi sağlayacaktır. Bu nedenle çocuğun masa başında çalışmaya direnç gösterdiği bu hedefin daha etkili, daha keyifli kazanılabilmesi sağlayabilecektir.
    Veya dokunulmaktan aşırı yüklenip kaçmak istediğini belirten “dokunmaya katlanmanın, eylemi başlatan kişi kendileri olduğunda çok daha kolay olduğunu” belirten Grandin gibi donulmaya aşırı duyarlığı olan bir çocuğa aniden sarılmamak, onun fiziksel iletişimi başlattığı durumları değerlendirmek ve onu duyusal uyarım bombardımanına tutmadan derece derece fiziksel teması arttırmak, nazik ve hafif ısrarcı olmak iletişimimizi geliştirmede etkili olacaktır.
    Görme aşırı duyarlığı olan bir çocuğu lamba ışığı arkadan gelecek şekilde oturtarak çalışmak gibi küçük düzenlemelerin gerginliğini gidererek çocuğu rahatlatacağını kolayca gözlemleyebiliriz. Bu nedenle özellikle yeni ve zor becerilerin çalışılmasında çocuğun tercih ettiği duyuları kullanmak önemlidir. Çocukla işbirliğimiz arttıkça ve becerileri çoğaldıkça kaçındığı duyulara nazik ve yavaşça, adım adım yaklaşım göstermek, aşırı uyarım bombardımanına tutmadan strese girmesine, acı çekmesine neden olmadan yapılmalıdır.
    Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, çocuk bilgiyi tercih ettiği duyularıyla almaya başlayınca, dikkatini daha fazla yoğunlaştırabilecek ve daha çok şey öğrenebilecektir. Çocuğun duyusal tercihlerini tanımlayarak, hangi aktivitelerin onun için daha hoş ve motive edici olduğunu bilmek mümkün olacaktır.
    Grandin’in söylediği gibi, “daha fazla doktor ve eğitimci, bu (duyusal) farklılıkları algıladıkça, otistik özellikler gösteren daha fazla çocuk içine düştüğü korkunç tecritten kurtulma şansını, daha erken yaşlarda yaşayacaktır”.
    Ailelerin ve eğitimcilerin çocuklarının duyusal uyaranlara tepkilerinin aşırı olup olmadığına karar verebilmeleri için HANEN programını kullananlar, bu programın gözlem formlarından yararlanırlar.
    Bu programları kullanmayan aileler ve eğitimcilerin ise kendi hazırladıkları gözlem formlarıyla çocuğun duyusal tercihlerini kolaylıkla gözlemlemeleri ve belirlemeleri mümkündür. Hangi programla çalışırsak çalışalım duyusal tercihleri dikkate almanın otizmli çocukları rahatlatacağını unutmayalım.
    Bu bilgilerden yararlanarak yapacakları çalışmalarda hem çocuğun motivasyonun ve katılımının arttığını, hem de davranış problemlerinin azaldığını sevinerek gözlemeniz dileğiyle, iyi çalışmalar.
    Alev Girli
    Yardımcı Doçent Doktor

  2. 31.Temmuz.2010, 16:49
    #1
    Otizmli bireylerin bilişsel farklılıklarını hatırlarsak, çocuğun neleri öğrenmeye hazır olduğunu belirlemek kadar nasıl öğreneceğini belirlemek de önemlidir. TEACCH yaklaşımı, bireysel değerlendirme için çocuklarda PEP-R, ergen ve yetişkinlerde AAEP testlerini kullanarak eğitime nereden başlanacağına ve nereye kadar gidilebileceğine karar vermek gerektiğini, böylece program yapılacak birey için ne düşük ne de yüksek beklentiler değil, gerçekçi beklentilerle çalışmaya başlamayı vurgular. Ayrıca başlangıç değerlendirmesine göre belirlenmiş bireysel eğitim programının (BEP) devamlı ve düzenli aralıklarla yapılan değerlendirmelerle, gelişmelerin ve buna göre yeni hedeflerin belirlenmesi, eğer sorun varsa nedenlerinin araştırılması ve çözümlenmesi gerektiğini belirtir.
    Bütün özel eğitime gereksinimi olan çocuklarda olduğu gibi otistiklerde de başlangıç değerlendirmesi yapmak ve BEP hazırlayarak çalışmaya başlamak ve 3-6 ay gibi düzenli aralıklarla değerlendirme yapmak, özel eğitimin en temel ve vazgeçilmez ilkelerindendir. Bu nedenle hangi eğitim programı kullanılırsa kullanılsın ailelerin çocuklarının değerlendirmesinin sonuçlarını öğrenme, hatta bu değerlendirme sürecinde yer alma, hazırlanan ve uygulanacak olan bireysel eğitim programına (BEP) katılma hakları olduğunu bilmeleri gerekir. Kurumlarını ve eğitimcilerini bu yönde zorlamaları, denetlemeleri onların aile olarak en önemli görevleridir. Otizmi ve otizme özgü programları bilen eğitimcilerin yeterince olmadığı ülkemizde, ailenin bu beklentilerini yansıtmaları daha da önemli olmaktadır.
    Otizmli bireylerde NE çalışılacağının belirlenmesi kadar, eğitsel hedeflerin NASIL? hangi hedefin, hangi aktivitelerle ve hangi materyallerle çalışacağına karar vermek de önemlidir.Bu nedenle TEACCH yaklaşımı otizimli bireyleri anlamayı, güçlü yanlarından, ilgi alanlarından, sevdikleri şeylerden (oyunlar, aktiviteler, kişiler, durumlar. vb) yararlanmayı, böylece onların öğrenmeye dair motivasyonlarını arttırmayı eğitimsel ilkeleri olarak benimsemiştir.
    Otizimli bireylerin iletişim becerilerini ve ifade edici dillerini geliştirme amacıyla bir program geliştirmiş olan Hanen yaklaşımı da “otizmin doğasından” kaynaklanan özelliklere uygun stratejileri kullanmayı tercih eder. Bu amaçla bireyin;
    1. duyusal tercihlerini,
    2. iletişim tarzını
    3. dil gelişimi düzeyini,
    4. ne için ve nasıl iletişim kurduğunu,
    5. öğrenme tarzını ( ezbere, görsel, geştalt, vb) belirlemeyi gerekli görür.
    Bu nedenle bu yazıda her iki programın da üzerinde durduğu, eğitimde duyusal tercihlerden yararlanma yaklaşımın neden önemli olduğunu açıklamaya çalışacağım.
    Otizmli bireylerin görme, işitme, tatma, koklama, hareket ve acıyı hissetme duyularında işlemleme farklılıkları olduğu bilinmektedir. Bize tuhaf gelen ellerini sallama, parmaklarını izleme, dönen veya parlak nesnelerden gözünü alamama, vücuduyla veya eli ile yüzeylere sürtünme, koltuk, dolap gibi eşya köşelerine girme, pürüzlü, yumuşak bazı nesnelere dokunmaktan hoşlanmama, bazı renkteki, kokudaki yiyecekleri yememe veya tuhaf yiyecek tercih etme, her gördüğü nesneyi koklama, yalama veya ağzına sokma, sürekli sallanma veya ardı ardına bazı hareketleri tekrarlama ve bunlara benzer pek çok faklı tepki örneklerini, aileler ve eğitimciler olarak gözlemlemişizdir.
    Bazı otizmli çocuklar, belli başlı bazı duyumlara AŞIRI DUYARLI olabilir. Bu durumda, duyumun miktarı çok az olsa bile onu uyarmaya yeterli olabilir; huzursuz olma ve kaçınma davranışı gösterirler. Örneğin sese aşırı duyarlı bir çocuk bizim için normal tonda olan konuşma sesimize, normal tonda herhangi bir sese tepki gösterebilir, kulağını tıkayabilir veya çığlık atarak rahatsızlığını yansıtabilir.
    Dokunulmaya karşı aşırı duyarlı olan Temple Grandin, “Resimlerle Düşünmek” kitabında “anımsayabildiğim en eski zamanlardan beri, kucaklanmaktan nefret etmişimdir. Sarılmanın vereceği hoş duyguları yaşayabilmek isterdim; ancak, bu bana dayanamayacağım kadar bunaltıcı gelirdi. Sanki büyük, boğucu bir uyarım dalgasıydı ve vahşi hayvanlar gibi tepki verirdim. Dokunulmak, bir düğmeye basılmış gibi, kaçış arzumu tetiklerdi. Aşırı yüklenirdim ve genellikle aniden silkinip uzaklaşmam gerekirdi” diyor. Bizler de sarılmaktan, öpülmekten hoşlanmayan yani dokunmaya aşırı duyarlı pek çok otizmli çocukla karşılaşmışızdır.
    Bazı otizmli çocuklar ise, bazı duyumlara AZ DUYARLI olabilir. Böyle çocuklar için normal düzeyde uyarım yeterli olmaz, daha fazlasına gereksinim duyarlar. Örneğin, sese az duyarlı otistik çocuk, çok yüksek sesli TV veya müzik dinler, yüksek sesli uyaranlardan hoşlanır.
    Harekete az duyarlı bir çocuk sürekli zıplar, atlayıp koşar, sallanır, çok aktiftir. Halbuki harekete aşırı duyarlı bir çocuk ise, az hareket eder, merdiven inmekten korkar, pasiftir. Duyumlara az duyarlı olup da pasif olan çocuklar da vardır. Çevrelerindeki dünyaya çok zor tepki verirler çünkü ondan yeterince uyarım alamazlar.
    Otizmli bir çocuğun karmaşık tepkilerinin olması mümkündür, bir duyumda aşırı duyarlıyken başka bir duyumda az duyarlı olabilir veya bazı duyumlarda normal tepkileri varken bazılarında az ya da çok duyarlı olabilir. Duyusal tepkileri normal veya normale yakın otizmli çocuklar da vardır. Bu çocuklar herhangi bir duyusal uyarana az veya aşırı tepki göstermeyebilirler.
    Çocuğun sevdiği, daha fazla gereksinim duyduğu (az duyarlı olduğu) ve sevmediği, kaçındığı (çok duyarlı olduğu) görsel, işitsel, koku-tat, hareket, dokunma ile ilgili tercihlerine duyusal tercihleri denmektedir. Otistiklerin uyaranlara yönelik farklı duyusal tepkileri, NASIL ÖĞRENECEĞİNİ etkiler.
    Otizmli bireylerin uyaranlara karşı aşırı veya düşük tepki verdiği ve bunun nedeninin, bozulmuş duyusal girdiler, işlemleme bozuklukları olabileceği 1980'li yıllarda bazı bilim adamlarınca belirtilmiştir; ancak ne yazık ki pek çok eğitimci bu gerçeğe kulaklarını tıkamış, çocukların çığlık atma, duvara, masaya vurma vb. pek çok tepkisini katı davranış değiştirme yöntemleriyle önlemeye çalışmış ve duyusal sorunların etkisini gözardı etmiştir.
    Otistik özellikleri olan çocukların bir çoğu, konuşmaya az duyarlıdır ve genelde tepki vermezler hatta başka sesler de onları rahatsız eder. Eğer çocuğun konuşma seslerini duymada sıkıntısı varsa, yani sese az duyarlı ise söylediğinize dikkat etmesi onun için çok zor olacaktır
    TEACCH ve HANEN programı, ailenin ve eğitimcinin çocuğun duyusal tercihlerinin farkına varmasının, onu daha iyi anlamasına yardımcı olacağını, özellikle iletişim kurmaya nerden başlayabileceği konusunda ipucu vereceğini vurgulamaktadır. Örneğin harekete az duyarlı olduğu için zıplamaktan hoşlanan bir çocukla birlikte zıplamak iletişim başlatmak için iyi bir yol olabilir. Ya da sözel taklit çalışmasını trambolinde zıplarken yaptırmak, çocuk hoşlandığı bir aktiviteyi yaptığı için daha çok motive olmasını ve daha kolay iletişim kurmamızı, işbirliği geliştirmezi sağlayacaktır. Bu nedenle çocuğun masa başında çalışmaya direnç gösterdiği bu hedefin daha etkili, daha keyifli kazanılabilmesi sağlayabilecektir.
    Veya dokunulmaktan aşırı yüklenip kaçmak istediğini belirten “dokunmaya katlanmanın, eylemi başlatan kişi kendileri olduğunda çok daha kolay olduğunu” belirten Grandin gibi donulmaya aşırı duyarlığı olan bir çocuğa aniden sarılmamak, onun fiziksel iletişimi başlattığı durumları değerlendirmek ve onu duyusal uyarım bombardımanına tutmadan derece derece fiziksel teması arttırmak, nazik ve hafif ısrarcı olmak iletişimimizi geliştirmede etkili olacaktır.
    Görme aşırı duyarlığı olan bir çocuğu lamba ışığı arkadan gelecek şekilde oturtarak çalışmak gibi küçük düzenlemelerin gerginliğini gidererek çocuğu rahatlatacağını kolayca gözlemleyebiliriz. Bu nedenle özellikle yeni ve zor becerilerin çalışılmasında çocuğun tercih ettiği duyuları kullanmak önemlidir. Çocukla işbirliğimiz arttıkça ve becerileri çoğaldıkça kaçındığı duyulara nazik ve yavaşça, adım adım yaklaşım göstermek, aşırı uyarım bombardımanına tutmadan strese girmesine, acı çekmesine neden olmadan yapılmalıdır.
    Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, çocuk bilgiyi tercih ettiği duyularıyla almaya başlayınca, dikkatini daha fazla yoğunlaştırabilecek ve daha çok şey öğrenebilecektir. Çocuğun duyusal tercihlerini tanımlayarak, hangi aktivitelerin onun için daha hoş ve motive edici olduğunu bilmek mümkün olacaktır.
    Grandin’in söylediği gibi, “daha fazla doktor ve eğitimci, bu (duyusal) farklılıkları algıladıkça, otistik özellikler gösteren daha fazla çocuk içine düştüğü korkunç tecritten kurtulma şansını, daha erken yaşlarda yaşayacaktır”.
    Ailelerin ve eğitimcilerin çocuklarının duyusal uyaranlara tepkilerinin aşırı olup olmadığına karar verebilmeleri için HANEN programını kullananlar, bu programın gözlem formlarından yararlanırlar.
    Bu programları kullanmayan aileler ve eğitimcilerin ise kendi hazırladıkları gözlem formlarıyla çocuğun duyusal tercihlerini kolaylıkla gözlemlemeleri ve belirlemeleri mümkündür. Hangi programla çalışırsak çalışalım duyusal tercihleri dikkate almanın otizmli çocukları rahatlatacağını unutmayalım.
    Bu bilgilerden yararlanarak yapacakları çalışmalarda hem çocuğun motivasyonun ve katılımının arttığını, hem de davranış problemlerinin azaldığını sevinerek gözlemeniz dileğiyle, iyi çalışmalar.
    Alev Girli
    Yardımcı Doçent Doktor

    Twitter Facebook Google+

Benzer Konular

  1. İşitme cihazı almak için hangi doktordan rapor almak gerekiyor?
    Konu Sahibi egee Forum İşitme Engelliler
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Nisan.2013, 15:18
  2. Cevap: 1
    Son Mesaj : 02.Ekim.2011, 19:29
  3. Özel eğitimde aile eğitimi ve rehberliği
    Konu Sahibi Jarnana Forum Özel Eğitim & Rehabilitasyon
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.Nisan.2011, 21:46
  4. Rehber Öğretmenler Özel Eğitimde Yönetici Olamayacak
    Konu Sahibi Jarnana Forum Özel Eğitim & Rehabilitasyon
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19.Ağustos.2010, 20:00
  5. Otizm Özel Eğitimde Sporun Önemi
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 01.Ağustos.2010, 20:08

Bu Konu için Etiketler