Dikkat: Forum bütün Üyelere Kapatılmıştır!
Sadece Yöneticiler Forumu görebilirler.

Beyni kaybetmemek mi iyi yoksa kaybetmek mi?

http://2.bp.blogspot.com/_5C0cvXTFG-g/TAtighpSeII/AAAAAAAAANY/FnqBBR_ImoQ/s1600/Alzheimer.jpg Yaşlılık, insanın daha önce aklına bile getirmediği konuları yoğun düşünmesi zamanı galiba. Eskiden yaptıklarınızı artık yapamamanız üzerine düşünürsünüz mesela. Hayatta hiç sevmediğiniz bazı kelimeleri daha sık kullanmaya başlarsınız. Örneğin, "keşke" lafı hayatınıza girmeye başlar. Kaliteli bir yaşlılık geçirip geçiremeyeceğinizden ürkersiniz. Sonra ölümü de düşünmeye başlarsınız.

Konuyu değerlendir: Beyni kaybetmemek mi iyi yoksa kaybetmek mi?

5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1611 kez incelendi.

  1. 25.Ekim.2010, 11:45
    #1
    Üyelik tarihi
    25 Haziran 2010
    Nereden
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    1.112

    Beyni kaybetmemek mi iyi yoksa kaybetmek mi?



    Yaşlılık, insanın daha önce aklına bile getirmediği konuları yoğun düşünmesi zamanı galiba.

    Eskiden yaptıklarınızı artık yapamamanız üzerine düşünürsünüz mesela. Hayatta hiç sevmediğiniz bazı kelimeleri daha sık kullanmaya başlarsınız.

    Örneğin, "keşke" lafı hayatınıza girmeye başlar. Kaliteli bir yaşlılık geçirip geçiremeyeceğinizden ürkersiniz.

    Sonra ölümü de düşünmeye başlarsınız.

    Eskiden size yabancı, çok uzak olan korkular bir parçanız olur.

    Bunların hepsi bende var.

    Ama ben kaliteli yaşlanmayı, çevreye fazla rahatsızlık vermemek olarak da gördüğüm için bunları kimseye belli etmemeye çalışıyorum.

    Bana sadece birkaç yıl önce gibi gelen bir "eskiden"de yaşlıların hastalığı olarak gördüğüm Alzheimer üzerine düşünmeye başladım son zamanlarda.

    Sevdiklerimi artık tanıyamamaya başlamak ve hafızasız yaşamak zorunda kalmak fikri beni deyim yerindeyse dehşete düşürüyor.

    Bu hastalığın insanın yakınlarına büyük yük getirdiğini ve hüzün verdiğini bildiğimden, hastalığa yakalanmam durumunda "Acaba intihar edecek gücü bulacak mıyım, gücü bulursam nasıl öldürürüm kendimi?" diye de düşünüyorum.

    Hepimizi korkutan, endişelendiren hastalıklar var.

    Kanser olağan şüpheli tabii ki; bunu hiç düşünmüyorum, "Hiç korkmuyorum" dersem yalan söylemiş olurum.

    Ama bunu Tanrı'nın zar atmasına bıraktım.

    Her olası şanssızlığı düşünerek yaşamayı sürdürmek mümkün değil.

    Bunları Tanrı'nın atacağı zarın sonucuna bırakacaksınız, başka çare yok.

    Ancak bazen Tanrı, zarı gerçekten çok acımasızca atabiliyor.

    Bunu bildiğimden dolayı korkmanın ötesinde beni dehşete düşüren bir hastalık daha var.

    ALS adıyla biliniyor.

    Bütün vücudunuzdaki kaslar sırayla devreden çıkıyor ve sonunda siz düşünebilen bir bitkiye dönüşüyorsunuz; çünkü hastalık bir tek beyni etkilemiyor.

    Alzheimer'ı ürkütücü yapan, insanın hafızasını kaybetmesi, ALS'yi dehşet verici yapan ise beyni kaybetmemeniz. Tüm vücudunuzu kullanamaz hale geldiğinizde sadece beyniniz çalışıyor, işin kötüsü çok da iyi hatırlıyorsunuz.

    Bu durumu düşünürken de aklıma intihar geliyor ama intihar için gücümü toplamaya, hastalığın yayılma hızından önce yetişip yetişemeyeceğim korkusunu da bir yandan yaşıyorum.

    Alzheimer hakkında, neredeyse bir salgına dönüştüğü ve yakalananların sayısının daha da artacağı yolunda birçok yayın var zaten.

    ALS üzerine de bu kötü hastalığa yakalanmış bazı yazarların yazdıkları yazılar bulunuyor.

    Son olarak benim müthiş bir yazar olduğunu düşündüğüm Tony Judt'un ALS'ye yakalandıktan sonra yazdıklarını okudum.

    Özellikle bir gece yatağında yatarken düşündüklerini anlattığı yazı var ki, okurken tüylerinizin ürpermesini engelleyemiyorsunuz. Ondan öyle etkilendim ki, bir gün Tony Judt'un öldüğü haberi gelince içim bayağı rahatladı.

    Bana bakar mısınız, beynimi kaybetmekten de korkuyorum kaybetmemekten de!

    Zaten hiçbir dönemimi işleri daha da komplike etmeden yaşamam mümkün olmadı, bu yaşlılıkta da değişmeyecek galiba?!

    İnşallah çelişkilerim nedeniyle ortaya huysuz bir ihtiyar olarak çıkmam.

    ALZHEIMER İÇİN UMUT

    Bu yazıyı yazmayı, bana içimi dökmeyi düşündüren ise konuyu kapak yapan Time Dergisi'nde Alzheimer hakkında okuduklarımdı.

    Dergide Alzheimer'a çözüm getirmek yolunda çok önemli adım atıldığı yazıldı.

    Alzheimer, beynin düşünmekle ve hatırlamakla ilgili bölümlerinde zamanla bir tür kireçlenme tabakaları oluşmasıyla gelişiyormuş.

    Eğer bu hastalığa yakalanma olasılığı yüksek olanlar varsa, önceden yaptıracakları tetkiklerle bu plakaların oluşmaya başladığı erken teşhis edilip tedaviyle bu plakalar silinebiliyormuş ve bir daha oluşması da engelleniyormuş.

    Bize 7 yıl önce söylenen, artık kanserin birlikte yaşanılan kronik bir hastalığa dönüştürülmesi sürecine girildiğiydi.

    Tedavi konusunda büyük adımlar atıldı ve erken teşhis olduğunda artık ölüm kaçınılmaz olmaktan çıkabiliyor, ama 7 yıl önce verilen o söz henüz tutulamadı.

    Umarım Alzheimer hakkında çıkan güzel haber de kısa ömürlü olmaz.

    Çünkü bu gerçekten yapıldığı takdirde özellikle genetik yapısı bu hastalığa uygun olanlar, artık basit bir kontrol sonunda tedavi olma imkânını yakalayacaklar.

    Bu Alzheimer olma ihtimali bulunanlar açısından ziyade onların yakınları, akrabaları için güzel bir haber. Çünkü bazı durumlarda, yukarıda ALS'yi anlattığımda gördüğünüz gibi, insanın beynini ve hafızasını kaybetmesi bir avantaj da olabiliyor.

    MUTLULUK ARAYIŞI

    ALS olan ve deneyimlerini bizlere aktaran Dairy Wakefield ve Fem Cohen adında iki kadın yazar da var.

    Onların yazılarını okuduğumda, bir süre önce eleştirdiğim, ne olursa olsun her koşulda mutlu olmak arayışının onlarda da olduğunu görüyorum.

    Gayet tabii ki o durumdaki insanın kendisini dolduruşa getirme uğraşısını ve hayata her şeye rağmen tutunma çabasını anlıyorum, ama doğrusunu isterseniz, "Hastalığım bana çok daha bütün bir insan olma imkânını verdi.

    Artık hayatı daha güzel kavrıyorum" türünde duyguları pek anlayamıyorum ben.

    Bana Tony Judt'un kendisine fazla acımadan hastalığından duyduğu dehşeti ve çaresizliği anlatan yazıları çok daha güzel ve doğal geliyor.

    Dergideki yazıyı tekrar okudum, anlaşılan Alzheimer'ı çözüm yoluna gerçekten girilmiş.

    Yani bundan sonra hiçbirimiz beynimizi ve hafızamızı kaybetmeyeceğiz, artık ölümü tamamen açık beyinlerle ve devamlı hatırlayarak bekleyeceğiz. Bu iyi bir haber mi bundan fazla emin değilim.

    Serdar Turgut
  2. 25.Ekim.2010, 11:45
    #1
    Üye


    Yaşlılık, insanın daha önce aklına bile getirmediği konuları yoğun düşünmesi zamanı galiba.

    Eskiden yaptıklarınızı artık yapamamanız üzerine düşünürsünüz mesela. Hayatta hiç sevmediğiniz bazı kelimeleri daha sık kullanmaya başlarsınız.

    Örneğin, "keşke" lafı hayatınıza girmeye başlar. Kaliteli bir yaşlılık geçirip geçiremeyeceğinizden ürkersiniz.

    Sonra ölümü de düşünmeye başlarsınız.

    Eskiden size yabancı, çok uzak olan korkular bir parçanız olur.

    Bunların hepsi bende var.

    Ama ben kaliteli yaşlanmayı, çevreye fazla rahatsızlık vermemek olarak da gördüğüm için bunları kimseye belli etmemeye çalışıyorum.

    Bana sadece birkaç yıl önce gibi gelen bir "eskiden"de yaşlıların hastalığı olarak gördüğüm Alzheimer üzerine düşünmeye başladım son zamanlarda.

    Sevdiklerimi artık tanıyamamaya başlamak ve hafızasız yaşamak zorunda kalmak fikri beni deyim yerindeyse dehşete düşürüyor.

    Bu hastalığın insanın yakınlarına büyük yük getirdiğini ve hüzün verdiğini bildiğimden, hastalığa yakalanmam durumunda "Acaba intihar edecek gücü bulacak mıyım, gücü bulursam nasıl öldürürüm kendimi?" diye de düşünüyorum.

    Hepimizi korkutan, endişelendiren hastalıklar var.

    Kanser olağan şüpheli tabii ki; bunu hiç düşünmüyorum, "Hiç korkmuyorum" dersem yalan söylemiş olurum.

    Ama bunu Tanrı'nın zar atmasına bıraktım.

    Her olası şanssızlığı düşünerek yaşamayı sürdürmek mümkün değil.

    Bunları Tanrı'nın atacağı zarın sonucuna bırakacaksınız, başka çare yok.

    Ancak bazen Tanrı, zarı gerçekten çok acımasızca atabiliyor.

    Bunu bildiğimden dolayı korkmanın ötesinde beni dehşete düşüren bir hastalık daha var.

    ALS adıyla biliniyor.

    Bütün vücudunuzdaki kaslar sırayla devreden çıkıyor ve sonunda siz düşünebilen bir bitkiye dönüşüyorsunuz; çünkü hastalık bir tek beyni etkilemiyor.

    Alzheimer'ı ürkütücü yapan, insanın hafızasını kaybetmesi, ALS'yi dehşet verici yapan ise beyni kaybetmemeniz. Tüm vücudunuzu kullanamaz hale geldiğinizde sadece beyniniz çalışıyor, işin kötüsü çok da iyi hatırlıyorsunuz.

    Bu durumu düşünürken de aklıma intihar geliyor ama intihar için gücümü toplamaya, hastalığın yayılma hızından önce yetişip yetişemeyeceğim korkusunu da bir yandan yaşıyorum.

    Alzheimer hakkında, neredeyse bir salgına dönüştüğü ve yakalananların sayısının daha da artacağı yolunda birçok yayın var zaten.

    ALS üzerine de bu kötü hastalığa yakalanmış bazı yazarların yazdıkları yazılar bulunuyor.

    Son olarak benim müthiş bir yazar olduğunu düşündüğüm Tony Judt'un ALS'ye yakalandıktan sonra yazdıklarını okudum.

    Özellikle bir gece yatağında yatarken düşündüklerini anlattığı yazı var ki, okurken tüylerinizin ürpermesini engelleyemiyorsunuz. Ondan öyle etkilendim ki, bir gün Tony Judt'un öldüğü haberi gelince içim bayağı rahatladı.

    Bana bakar mısınız, beynimi kaybetmekten de korkuyorum kaybetmemekten de!

    Zaten hiçbir dönemimi işleri daha da komplike etmeden yaşamam mümkün olmadı, bu yaşlılıkta da değişmeyecek galiba?!

    İnşallah çelişkilerim nedeniyle ortaya huysuz bir ihtiyar olarak çıkmam.

    ALZHEIMER İÇİN UMUT

    Bu yazıyı yazmayı, bana içimi dökmeyi düşündüren ise konuyu kapak yapan Time Dergisi'nde Alzheimer hakkında okuduklarımdı.

    Dergide Alzheimer'a çözüm getirmek yolunda çok önemli adım atıldığı yazıldı.

    Alzheimer, beynin düşünmekle ve hatırlamakla ilgili bölümlerinde zamanla bir tür kireçlenme tabakaları oluşmasıyla gelişiyormuş.

    Eğer bu hastalığa yakalanma olasılığı yüksek olanlar varsa, önceden yaptıracakları tetkiklerle bu plakaların oluşmaya başladığı erken teşhis edilip tedaviyle bu plakalar silinebiliyormuş ve bir daha oluşması da engelleniyormuş.

    Bize 7 yıl önce söylenen, artık kanserin birlikte yaşanılan kronik bir hastalığa dönüştürülmesi sürecine girildiğiydi.

    Tedavi konusunda büyük adımlar atıldı ve erken teşhis olduğunda artık ölüm kaçınılmaz olmaktan çıkabiliyor, ama 7 yıl önce verilen o söz henüz tutulamadı.

    Umarım Alzheimer hakkında çıkan güzel haber de kısa ömürlü olmaz.

    Çünkü bu gerçekten yapıldığı takdirde özellikle genetik yapısı bu hastalığa uygun olanlar, artık basit bir kontrol sonunda tedavi olma imkânını yakalayacaklar.

    Bu Alzheimer olma ihtimali bulunanlar açısından ziyade onların yakınları, akrabaları için güzel bir haber. Çünkü bazı durumlarda, yukarıda ALS'yi anlattığımda gördüğünüz gibi, insanın beynini ve hafızasını kaybetmesi bir avantaj da olabiliyor.

    MUTLULUK ARAYIŞI

    ALS olan ve deneyimlerini bizlere aktaran Dairy Wakefield ve Fem Cohen adında iki kadın yazar da var.

    Onların yazılarını okuduğumda, bir süre önce eleştirdiğim, ne olursa olsun her koşulda mutlu olmak arayışının onlarda da olduğunu görüyorum.

    Gayet tabii ki o durumdaki insanın kendisini dolduruşa getirme uğraşısını ve hayata her şeye rağmen tutunma çabasını anlıyorum, ama doğrusunu isterseniz, "Hastalığım bana çok daha bütün bir insan olma imkânını verdi.

    Artık hayatı daha güzel kavrıyorum" türünde duyguları pek anlayamıyorum ben.

    Bana Tony Judt'un kendisine fazla acımadan hastalığından duyduğu dehşeti ve çaresizliği anlatan yazıları çok daha güzel ve doğal geliyor.

    Dergideki yazıyı tekrar okudum, anlaşılan Alzheimer'ı çözüm yoluna gerçekten girilmiş.

    Yani bundan sonra hiçbirimiz beynimizi ve hafızamızı kaybetmeyeceğiz, artık ölümü tamamen açık beyinlerle ve devamlı hatırlayarak bekleyeceğiz. Bu iyi bir haber mi bundan fazla emin değilim.

    Serdar Turgut
    Twitter Facebook Google+



Benzer Konular

  1. Bilimadamları, Beyni Koruyan Yeni Bir Gen Buldu
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Sağlıkla ilgili Haberler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Ağustos.2012, 00:27
  2. Sadece insan beyni yaş ilerledikçe küçülüyor
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum Sağlıkla ilgili Haberler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Temmuz.2011, 21:51
  3. İşe dört elle sarılma zamanı! İşimizi kaybetmemek için...
    Konu Sahibi Zümrüdü Anka Forum İş Hayatı / Diğer
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16.Şubat.2011, 23:20
  4. Otizmle bağlantılı gen beyni nasıl etkiliyor?
    Konu Sahibi Jarnana Forum Otizm ve Zihinsel Engellilik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Kasım.2010, 07:44
  5. Beyni dinç tutmanın yolları
    Konu Sahibi okyanus Forum Sağlıkla ilgili Haberler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 27.Haziran.2010, 19:07

Bu Konu için Etiketler